Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

Konusu 'İnanc Dünyası' forumundadır ve zuzuu tarafından 22 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. zuzuu

    zuzuu New Member

    Hz. Hadîce (Radıyallâhü Anhâ)



    MÜ´MİNLERİN İLK ANNESİ HADÎCE BİNT HUVEYLİD (Radıyallâhü Anhâ)


    Vallahi, Allah bana ondan daha hayırlısını şevce ola­rak vermedi. İnsanlar beni inkâr ettiğinde o bana inandı, insanlar beni yalanladığında o beni doğruladı, insanlar beni mahrum bıraktığında malıyla beni o destekledi. Diğer hanımlarımdan değil de, sadece dan Allah bana çocuklar ihsan etti.»[1]​

    Cahiliye devrinde et-Tâhire (temiz) diye çağrılıyordu. İki defa ev­lenmişti. Kocaları, Arap efendilerinden ve eşrafıtıdandı. Birisi Hind İbnu´n-Nebbaş İbn Zurare (Ebu Hâle)´dir. Hadîce´nin Hînd´den Hâle ve Hind isimli erkek çocukları olmuştur. Ebu Hâle´den sonra da Atîk İbn Abid el-Mahzumi ile evlenmiştir. Atîk´ten de Hind adında bir kız çocuğu olmuştur, Hadîce´nin babası Huveyiid İbn Esed İbn Abdiluzza kavmi arasında şerefli bir kimseydi. Hadîce´ye Ummu Hind (Hind´in annesi) denilirdi. Hadîce şerefli soylu ve zengin bir kadındı. Şam´a (Suriye´ye) gönderdiği bir kervanı vardt. Onun ticaret kervanı da Kureyş´in diğer kervanları gibiydi. O da bazılarını işçi olarak tutar, ser­maye kendinden, emek onlardan olmak üzere ortak çalışırdı. Mekke´­de el-Emîn´den başka adı olmayan Muhammed İbn Abdullah İbn Ab-dilmuttalib (Hz. Muhammed} (S.A.V.) yirmibeş yaşına geldiği sırada, Hadîce kölesi Meysere´yle birlikte kendisinin ticaret kervanında Su­riye´ye gidip gitmeyeceğini sormak üzere birisini ona gönderdi. Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed (S.A.V ´e :​

    ? Yeğenim! Biliyorsun ki, ben malsiz bir adamım. Zamanın kıtlı­ğı, geçim sıkıntısı üzerime çöktü. Bu yüzden bizim ne malımız var, ne de kervanımız. Bak kavminin ticaret kervanı Şam´a gitmeye hazır­lanmaktadır.​

    Hadîce kervanındaki mallarla birlikte bazı adamları ´gönderiyor. Onlar bu ticaretten kazanç elde ediyorlar. Eğer sen ona gidip kendini arzetsen, herhalde temizliğin ve güvenilir olman sebebiyle seni baş­kalarına terci.h eder. Aslında ben senin Şam´a gitmeni istemiyorum ve yahudilerin sana zarar vermelerinden korkuyorum. Duyduğuma gö­re o, iki erkek deve karşılığında birini tutmuş. Biz senin için ona ver­diği miktara razı değiliz.​

    Hadîce, Hz. Muhammed (S.A.V)´e şu haberi gönderdi.​

    ? Sana, kavmime verdiğimin iki katını veririm.​

    Hz. Muhammed, onun bu teklifini kabul etti. Şam´daki Busra pa­nayırına gitti. Rahip Nestura´nın manastırına yakın bir ağacın gölge­sinde konakladı. Nestura Hz. Hadîce´nin kölesi Meysere´ye :​

    ? Şu ağacın altına inen kimdir? diye sordu. Meysere :​

    ? O, Kureyş ve Harem (Mekke) halkından birisidir, dedi Nestura:​

    ? Bu ağacın altına şimdiye kadar peygamberden başka bir kim­se inmemiştir dedi.​

    Hz. Muhammed götürdüğü malı satıp başka şeyler satın aldı ve onları Hz. Hadîce´ye takdim etti. Hz. Hadîce daha önce kazandıkları­nın iki katını kazanmıştı. Mekke´ye dönerken yolda, öğle vakti güne­şin harareti arttığında Meysere, devesiyle gitmekte oian Hz. Muhammed´i iki meleğin güneşten koruyup gölgelediklerini gördü.​

    Mekke´ye gelince Hz. Hadîce ona vermeyi kararlaştırdığının iki katını verdi. Meysere Hz. Hadîce´ye rahip Nestura´nın söylediklerini ve iki meleğin Hz. Muhammed´i gölgelediklerini anlattı. Hz. Hadîce Mekke´li hanımların Recep ayında, bir bayramlarını kutladıkları günü hatırladı. O gün bu bayramda yapılması gereken her şeyi yapmışlar hiçbir şeyi unutmamışlardı. Adam şeklinde yapılmış bîr putun yanın­da ibâdet ederlerken birisi onlara yaklaşıp yüksek sesle şöyle de­mişti:​

    ? Ey kadınlar! Yakında sizin beldenizde, Allah´ın risâletiyle gön­derilecek Ahmed adında bir peygamber çıkacak. Hangi kadının ona eş olmaya gücü yeterse bunu yapsın.​

    Bunun üzerine kadınlar onu taşa tutup hakaret ettiler. Kötü söz­ler söylediler. Hadîce ona birşey söylemeyip diğer kadınların yaptık­larını yapmadı. ​

    Hz. Muhammed koyun güderdi. Koyunlar çoğaldı. Sonra onun de­veleri ve bir de ortağı oldu. Hz. Hadîce´nin kızkardeşine kiraya ver­diler. Yolculuğa çıktıklanrid.a onda biraz alacakları kaldı. Ortağı onla­ra gelip alacağını istiyordu. Bu arada Hz, Muhammed´e : ​

    ? Sen de git, diyordu.​

    Hz. Muhammed de şöyle diyordu :​

    ?Sen git, çünkü ben utanıyorum.​

    Hz. Muhammed´in ortağı onlara gelince Hz. Hadîce´nin kızkardeşi :​

    ? Muhammed hani? O niye seninle birlikte gelmiyor? diyordu. Hz. Muhammed´in ortağı: ​

    ? Ona söyledim ama kendisinin utandığını ileri sürdü, dedî. Hz. Hadîce´nin kızkardeşi ise :​

    ? Ondan daha hayalı, daha iffetli, daha... daha... hiç kimseyi görmedim, dedi.​

    Hz. Hadîce, Hz. Muhammed´e karşı bir sevgi duymaya başladı Dostu Nefise Bint Munye´nin yanına gitti. Kendisiyle evlenmek iste diğini söylemesi için onu Hz. Muhammed´e gönderdi. Nefise Hz. Mu hammed´e gidip ​

    ? Neden dünyadan ilgini kesip, gençliğini kendine herşeyi ya sak etmekle geçiriyorsun. Ssna bağlı, seni eğlendirip yalnızlıkta kurtaracak bir eşle oturmaya ne dersin? dedi,​

    Hz. Muhammed şu cevabı verdi :​

    ? Benim evlenecek param yok ki. Nefise Bint Munye şöyle dedi :​

    ? Güzelliğe, mala, şerefe ve denkliğe davet edilirsen kabul e1 rnez misin?​

    Nefise Bint Munye fırsatı ganimet bilip.şunları da söyledi:​

    ? Hadîce Bint Huveylid amcası Amr İbn Esed´e seninle evlen­mek istediğini anlattı. Size de şunları söylüyor: Ey amcamın oğlu! Seni yakınlığın, halk içindeki şerefin, eminliğin, güzel ahlâkın ve doğru sözlülüğün sebebiyle arzu ettim.​

    Hz. Hadîce o sırada, Kureyş kadınlarının en şereflisi, en soylusu ve en zenginiydi. Bu sebeple Kureyş erkeklerinin hepsi ellerinden gelse, onunla evlenmeyi isterlerdi.​

    Hz. Muhammed bu meseleyi duyunca amcalarına açtı. Amcaları Ebû Talib ve Hamza îbn Abdilmuttalib´le birlikte Hadîce´nin amcası Amr îbn Esed´e gittiler, Ebû Talib kalkıp şu konuşmayı yaptı :​

    ? Mühammed´le hiçbir kimse mukayese edilemez. O şeref vs asaletçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir. Gerçi malı azdır. Fakat mal dediğin nedir ki. Geçici bir gölge, alınır verilir eğ­reti ´birşey. Şimdi o sizden kızınız Hadîce´yi istemektedir.​

    Amr İbn Esed de şunu söyledi :​

    ? O boy ölçülemeyen benzersiz bir kimsedir.​

    Böylece Hz. Muhammed´e Hz. Hadîce´yi nikahladı. Hz. Muhamed yirmi deve (onikibuçuk okıyyel mehir. verdi. Hz. Hödîce 40 ya-ş şmdaydı. Hz. Muhamrned´in ilk evlendiği hanımdı. Nikâh kıyıldıktan^ sonra develer kesildi, yemekler döküldü. Hadîce´nin evi eşe dostal açıldı. Gelenler arasında Fahr-i kâinatın süt annesi Halime de vardı| Süt oğlunun düğününde bulunmak için tâ Sa´d kabilesinden çıkmış! gelmişti. Bu mübarek kadın ertesi gün şerefli ve cömert gelinin ba-| ğışladığı kırk baş koyunla kabilesine dönecektir.​

    Hz, Muhammed (S.A.V)´in gözleri nemlendi. Annesini küçük yaşta kaybetmişti. Şimdi ince, latîf bir el bu eski yarayı derin bir şefkatle sarıyordu. Mahzun kalb, Hadîce´de uzun mahrumiyet devresinin; sıkıntısına güzel bir bedel bularak ferahladı.​

    Onbeş yıl bu evlilik mutluluk dolu olarak geçecekti. Ülfet ve de­vamlılıkla süslenmiş olarak... Cenâb-i Hakk da, kızlar ve oğlanlar he­diye ederek bu evliliğin saadetini artıracaktı. Hz. Hadîce el-Kasım isimli çocuğu doğurdu. Hz. Muhammed Ebu´l-Kasım [el-Kasım´ın ba­bası) künyesini aldı. Hz. Hadîce´nin ei-Kasım´dan sonra Rukıyye, Zey-neb, Ummu Kulsûm ve Fâtıma isimli çocukları oldu. El-Kasım daha sonra öldü.​

    Zaman ikisinin de üzerini senelerce sükûnet ve huzur verici ör­tüsüyle kuşattı. Bu süre içerisinde Fahr-i kâinat, sevgi pınarından do­ya doya içip kandı. Bu, öksüz olarak geçirdiği maziye bir karşılık, is­tikbâlde karşılaşacağı büyük meşguliyetlere vs ağır mücâdelelere de bir hazırlıktı.​

    Hz. Muhammed ancak sabahın aydınlığı gibi açık olan rüyalar görmeye başladı. Yalnızlığı tercih ediyordu. Hiçbir şeyi yalnız kal­maktan daha çok sevmiyordu. Bir gece, uykusunda bir rüya rgördü. Bu ona çok ağır geldi. Gördüğü rüya şuydu : Karnı çıkarılarak yıkanıp temizlenmiş sonra eskisi gibi tekrar yerine konmuştu. Bunu hanımı Hz. Hadîce´ye anlattı. Hanımı da:​

    ? Bu bir hayırdır, müjdeler olsun, dedi.​

    Hz. Muhammed kırk yaşına geldiğinde Ramazan ayını Hıra ma­ğarasında, birçok geceyi ailesinin yanına dönmeden ibâdetle geçiri­yordu. Hıra´da ibâdet ettiği sırada, elinde içinde bir kitap bulunan bir kapla gökten yanına bir meleğin indiğini gördü. Melek ona ;​

    Oku dedi. .​

    Hz. Muhammed (S.A.V.) :​

    ? Ben okumam (okuma bilmem) diye cevap verdi.​

    Melek onu sert bir şekilde sıkıp sonra serbest bıraktı ve ona :​

    ? Oku, sözünü tekrar etti. Hz. Muhammed ona:​

    ? Ben okuma bilmem, dedi.​

    Melek onu kucakladı. Öyleki Hz. Muhammed onun ölüm olduğu­nu zannetti. Sonra onu serbest bırakıp :​

    ? Oku dedi. "​

    Hz. Muhammed (S.A.V) :​

    ? Neyi okuyayım dedi.​

    Melek onu yine kucakladı. Hz. Muhammed bunun ölüm olduğunu​

    zannetti. Yine onu serbest bırakıp :​

    ? Oku dedi. Hz. Muhammed :​

    ? Neyi okuyayım? diye sordu.​

    Melek :​

    ?«Yaratan Rabbinin adiyle oku. O insanı yapışkan bir madde­den yarattı. Oku, senin Rabb´in en yücedir. O kalemle (yazmayı) öğ­retendir. O, insana bilmediğini öğretmiştir.» dedi. [2]​

    Hz. Muhammed onun söylediklerini okudu. Okuyup bitirince Me­lek gitti. Hz. Muhammed Hıra´dan çıktı. Dağın yansına gelince gök­ten bir ses duydu. Şöyle diyordu :​

    ? Ey Muhammed! Sen Allah´ın.elçisisin. Ben de Cebrail´im.​

    Hz. Muhammed bundan çok korktu. Başını gökyüzüne her kaldır­dığında onu görüyordu. Hızia Hz. Hadîce´nin yanına döndü. Durumu ona anlatıp şunları söyledi ​

    ? Hadîce! Vallahi, ben şimdiye kadar bu putlara ve kâhinler kızdığım kadar hiçbirşeye kızmadım. Ben kâhin olmaktan korkuyorum^ Hz. Hadîce : ​

    ?Hayır, asla. Amca oğlum! Sen böyle söyleme. Allah seni, hiçi bir zaman böyle yapmıyacak. Çünkü sen akrabalarla ilgilenirsin, sö­zün doğrusunu söylersin, emânete riayet edersin. Senin ahlâkın gü­zeldir.​

    Daha sonra Hz. Hadîce Varaka´ya gidip ondan Cebrail hakkında bilgi istedi. Bunun üzerine o şöyle dedi ;​

    ? Kuddus. Kuddus.Ey Kureyş kadınlarının hanımefendisi!Bu isim sana nerden geldi? ​

    Hz. Hadîce şöyie cevap verdi : ​

    ? Amca oğlum, Mııhammsd bana kendi si rJBpnun geldiğini söyledi :​

    Varaka yine :​

    ? Kuddus, kuddus. Onu ancak yakında gelecek olan´bir peygam­ber bilir. O (Cebrail) Allah´la Peygamberleri arasında bir elçidir. Şeytan onun şekline girmeye ve onun adını kullanmaya cesaret ede­mez dedi.​

    Hz. Hadîce Ebu´l-Kâsım´a (Hz. Muhammed´e) koşup duyduklarını ona anlattı. Daha sonra giyinip yine amcası Varaka İbn Nevfel´e gitti. Varaka, hıristiyanlığı kabul etmiş, çok kitap okumuş. Tevrat ve İncil´e inanıp onları okuyanlardan çok şeyler işitmişti. Varaka Hz. Hadîce´nin sözünü duyunca şöyle dedi :​

    ? Amca oğlun doğru söylüyor, bu peygamberliğin başlangıcıdır. Şüphesiz ona, daha önce Musa´ya gelen Nâmus-u ekber Cebrail (A.S) geliyor. O bu ümmetin peygamberi olacak. Ona söyle : Sebat etsin.​

    Hz. Hadîce müjdeyi Rasûlüllah´a (S.A.V) götürdü. Fakat vahiy bir süre kesildi. Peygamber (S.A.V) çok üzüldü. Ölmek için dağların te­pelerine gitmeye başladı. Tam bir dağın doruğunda olduğu sırada Cebrail (A.S) ona görünür ve şöyie elerdi :​

    ?Sen Allah´ın nebîsisin.​

    Bundan dolayı onun içi rahatlar ve kendine gelirdi.​

    Hz. Hadîce şöyle dedi :​

    ? Amcaoğlu! Sana gelen bu kişiyi geldiği zaman bana haber verebilir misin?​

    Peygamber (S.A.V) :​

    ?" Evet dedi. Hz. Hadîce :​

    ? O sana geldiği zaman, onu bana haber ver dedi. Cebrail (A.S) ona geldi. Resûlüllah (S.A.V):​

    ? Hadîce! İşte bu bana gelen Cebrail´dir, dedi. Hz. Hadîce :​

    ? Evet kalk amca oğlu! Sol uyluğuma otur dedi.​

    Rasûlüllah (S.A.V) kalkfp onun sol uyluğuna oturdu. Hz. Hadice :​

    ? Onu görüyor musun? diye sordu. Peygamber (S.A.V) :​

    ? Evet, dedi. Hz. Hadîce :​

    ?Kalk, şimdi de sağ uyluğuma otur, dedi.​

    Rasûlüllah (S.A.V) kalkıp yerini değiştirdi. Hz. Hadîce :​

    ? Onu görüyor musun? dedi. Peygamber (S.A.V) :​

    ? Evet, dedi. Hz. Hadîce :​

    ? Şimdi de kalk; kucağıma otur, dedi : Rasûlüllah kalkıp onun kucağına oturdu .​

    ? Onu görüyor musun? dedi. Rasûlüllah (S.A.V):​

    Evet dedi.​

    Hz. Hadîce, Rasûlüllah kucağında otururken elbisesini biraz açtı, başörtüsünü attı ve sordu. ​

    ?Onu hâlâ görüyor musun? Rasûfüllah (S.A.V) :​

    ? Hayır dedi. Hz. Hadîce :​

    ? Amcammoğlu! Sebat et, müjdeler olsun ki, vallahi o, melek­tir, şeytan değildir, dedi.​

    Bir gün, Rasûlüllah yolda yürüyordu. Hıra´da gelen meleği, gök­le yer arasındaki bir kürsü (taht) üzerinde gördü. Korkarak hanımı Hadîce´ye döndü ve şöyle dedi :​

    ? Beni örtünüz.​

    Hadîce onu örttü. Daha sonra onu yatağında titrer bir halde ya­tarken gördü. Nefesleri ağırlaşmıştı. Alnından ter akıyordu. Sanki o kendisine fısıltıyla konuşan birisini dinliyor gibiydi. Daha sonra bu durum ondan gitti o da, sanki duyduğunu tekrarlarcasına şunları söy­ledi :​

    ? «Ey örtüye bürünen! Kalk. Uyarı görevini yap. Rabbinin ululu­ğunu anlat. Elbiseni temiz tut. Putperestlik pisliğini bırakmakta de­vam et.»[3]​

    Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) hanımı Hz. Hadîce´ye bakıp şöyle dedi :​

    ? Hadîce! Artık uyuma ve rahat zamanı bitti. Cebrâtf bana in­sanları uyarmamı, onları Allah´a ve ona ibâdete davet etmemi emret­ti. Ben kimi davet edeyim ve bana kim cevap verir?​

    ;Hz. Hadîce :​

    ? Davet ettiklerinin ve cevap verenlerin ilki benim diye cevap verdi.​

    İşte böylece Hz. Hadîce Allah´a ve Rasûlüne iman edenlerin ve Muhammedin Rabbinden getirdiklerini tasdik edenlerin ilki oldu. Daha sonra Ebu Bekr İbni Ebî Kuhafe, Ali İbn Ebî Talib ve Zeyd /fan Ha-rîse. Müslüman oldular.​

    Fakat Kureyş´in efendileri Rasûlüllah´m (S.A.V) getirdiklerini in­kâr edip imân etmediler. Onu yücelten, kendilerini alçaltan ve otori­telerini sarsan şeyleri nasıl kabul edebilirlerdi. Ona düşman olup ezi­yet ettiler. Hz. Hadîce ise dâvasında ona yardım etti. Hadîce onun doğru ve dürüst bir veziri idi.​

    Rasûlüllah (S.A.V) davetini reddeden ve kendisini yalanlayan hoşlanmadığı bir şey duyduğunda ? çok üzülürdü. Ancak Allah Taâla Hadîce vasıtasıyla Rasûlündeki sıkıntıyı giderirdi. Rasûlüllah yanına geldiğinde Hadîce ona sebat etmesini söyler, kederini hafifletir, onu tasdik eder ve kavminden gördüklerine aldırmamasını söylerdi. Cebrail (A.S) Rasûlüllah´a (S.A.V) gelip şöyle dedi :​

    ?İşte şu Hadîce´dir. Sana doğru geliyor. Yanında bir kap, için­de de yiyecek, içecek var. O sana geldiği zaman, ona Rabbin´den ve benden selâm söyle. Ona cennette bir evi müjdele. Orada ne gürültü, patırtı ne de meşakkat vardır.​

    Hadîce geldiği zaman Rasûlüllah (S.A.V) ona şöyle demişti : ​

    ?Allah Hadîceye selâm söylüyor. Hz, Hadîce şöyle cevap verdi:​

    ? Şüphesiz Allah selâmdır. Selâm Cebrail´in üzerine olsun. Se­lâm ve Allah´ın rahmeti senin üzerine olsun.​

    Rasûlüllah (S.A.V) ashabıyla birlikte otururken yere dört satır ya­zı yazıldı. Rasûiüllah (S.A.V) sordu :​

    ? Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? Ashab:​

    ? Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Peygamber (S.A.V) şöyle dedi :​

    ? Cennet kadınlarının en faziletlileri dört kişidir: Bunlar Hadîce Bint Huveyfid, Fâtıma Bint Muhammed, Meryem Bint Imran ve Fira-vun´un hanımı Asıya Bint Muzahim´dir.​

    yardımcı olmak üzere Rasûlüllah´ın yanında bulunmuştur. Hâşim oğulları ve Abdulmuttâlib oğulları Rasûlüllah´ı, korumak ve ona bir kötülük gelmesine engel olmak için onu Ebû Talib şi´bine (mahallesine) gö­türünce Kureyş o maftalleyi kuşattı, Kâ´be´nin içine asılan ağırvezut-medici bir sayfa yazdılar, Oniar Hâşim oğullarına kız vermemeye ve onlardan kız almamaya, onlarla alış veriş yapmamaya ve Muham-med´i öldürmeleri için teslim etmedikçe asla onlarla barış yapmama­ya karar verdiler. Hadîce Bint Huveylid ve Hâşim oğullan üç yıl şi´bte mahsur kaldılar. Öyle ki toprakta biten otları ve ağaç yaprak­larını yediler. Aşırı açlıktan dolayı karınlarına taş bağladılar. Bura­da şiddetli ve sıkıntılı bir kuşatma altında kaldılar. Sıkıntı o kadar şiddetliydi ki açlıklarını bastırabilmek için ağaçların ve çalıların yap­raklarını dahi yediler. Bu şekilde tam üç yıl kaldılar. Gizli gizli ge­len pek az şey müstecnn ellerine yiyecek içecek ulaşmadı.​

    Rivayet edilir ki Ebû Cehil b. Hişam, yanında bir buğday çuvalı yüklü kölesîyle gizlice kuşatma alanına yaklaşan Hakim b. Hîzam b. Huveylid´i yakaladı. Hakîm bu buğdayı muhasara altında Rasûlüllah (S.A.V) ve iki kızı Fâtıma ve Ümmü Gülsümle birlikte bulunan halası Hadîce Bİnti Huveylide götürüyordu. Ebû Cehil ona takılarak bağırdı:​

    «Hâşimoğuliarına yiyecek mi götürüyorsun? Vallahi sen ve gö­türdüğün yiyecek buradan ayrılmadan seni Mekke´ye rezil ederim.»​

    Kuşatma altında açlık o dereceye ulaştı ki bunun boyutlarını Sa´d b. Ebî Vakkas´ın kuşatmadan iki sene sonra söylediği şu sözün den anlayabiliriz:​

    «O kadar çok acıkmıştım ki bir gece ıslak bir şeyin üstüne bas­tım. Hemen onu ağzıma alıp yuttum. Şu âna kadar da onun ne olduğunu bilmiyorum.»​

    İşin önemli yönü şurası; Kureyş´in tatbik ettiği bu boykot mü´-mînlerin imanında zerre miktarı bir azalma yapmadığı gibi kıl kadar bir şüphenin gelmesine de meydan bırakmadı. Hiç bîri Rasûlüllah´a yardımdan geri kalmadılar. Atılan, ok Kureyş´in karargâhına geri dön­dü ve orada gedik açtı.​

    Bu şöyle oldu; Kureyş müşriklerinden bir gurup, mü´minler üze­rine tatbik edilen vahşî kuşatmadan rahatsız oldular. Kalbleri buna ra­zı olmadı ve ızdırap duydular.​

    Kuşatma sarsılmaya ve pişmanlık ve vicdan azabı altında zayıflamaya başladı.​

    Rivayet ederler ki-Nadle b. Hâşim´in ana bir kardeşinin oğlu Amr b. Rebîa el-Arniri yiyecek yüklü bir katın geceleyin Ebû Talib semtinin girişine kadar getirmişti. Orada yularını çıkararak sağrısına bir şaplak vurdu. Katır sırtındakilerle Hâşimoğullanyla Abdül-Muttliboğuilarının yanına gitti.​

    Geceleyin Rasûlüllah (S.A.V) mahallenin girişine gelip yiyecek yüklü katırı karşıladı ve üstündekiierin bilhassa çocuklu ailelere da­ğıtımına bizzat nezaret etti. Ümmü Gülsüm ise iyice yaşlanmış hâ­diseler dolayısıyla yıpranmış ve ömrünün sonunun yaklaştığını hisse­den annesinin yatağı yanında gecesini uykusuz geçirmişti. Değerli anne zayıflık ve hastalığa insanüstü bir gayretle karşı duruyor gerek sevgili zevci, gerek kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma için yaşama sa­vaşı veriyordu.​

    Fısıltı halinde kızına şöyle dedi :​

    «Ecel şu sıkıntılı ha!.gidinceye kadar bana süre tanısaydı da gö­nül hoşluğuyla gözüm arkada kalmadan vefat etseydim.»​

    Ümmü Gülsüm bütün kalbiyle haykırdı: «Sende bir şey yok anneciğimi» Sonra gözyaşlarına boğuldu fazla konuşamadı. Anne konuşmasını sürdürdü.​

    «Ah Rabbim benim bir şeyim yok yavrum! Kureyş´li hiç bir kadın benim taddığım nimetleri tadmadı. Belki şu dünyada hiç bir kadın be­nim elde ettiğim şerefe ermedi; dünyada Muhammed Mustafa (S.A.V) in zevcesi´olmam şeref olarak yetip arttığı gibi ahirette ilk mü´min kadın olarak diriltilmem ve mü´minlerin annesi olmam en büyük ni­mettir benim için...»​

    Sonra gözlerini yumarak fısıldadı :​

    «Allahım sayamayacağım kadar övgüye lâyıksın! Allahım, senin huzurunda sana varmayı hoşnutsuzlukla karşılamam, ancak ben, bana vereceğin nimetlere daha fazla lâyık olabilmek için daha fazla fedâ­kârlıkta bulunmayı çok istiyorum.»​

    Odayı ısıtmaya çalışan mumun ölgün ışığı titriyor, kâinat huşûlu bir sükûna bürünmüş. Gece bu etkili fısıltıya kulak vermiş dinliyor. Mü´minlerin annesinin soluk alışından yanıbaşında sesizce duâ eden kızının kalb çarpıntılarından başka bir ses duyulmuyor.​

    Kapı açıldı. Odayı bol bir ışık ve nûr aydınlattı. Rasûlüllah (S.A.V) yüzünde sevinç ışıltılarıyla içeriye girdi. Mü´minlerin annesi onu gö­rür görmez yerinden sıçradı. Aydınlık yüzü ile zevcini karşılarken za­yıf vücuduna güç ve afiyetin yayıldığını hissetti.​

    Ümmü Gülsüm babasının getirdiği haberlere kulak kabarttı. Zu­lüm karanlığının yavaş yavaş aydınlatmakta olduğunu, yerini yeni bir doğuşun nuruna bıraktığını görür gibi oldu.​

    Aynı gece amca Ebû Taîib, mahallede bulunanlara, boykot anlaş­masının bozulduğunu haber vermek üzere Kabe ziyaretini yapar yap­maz döndü.​

    Geceleri kuşatma altında bulunanlara ihtiyaç maddeleri götüren Hîşam b. Amr, Hind Ümmü Seleme´nin kardeşi ve Atîke binti Abdül-Muttalibin oğlu Züheyr b. Ebî Ümeyye el-Mahzûmî´nin yanma vararak:​

    «Ey Züheyr, dayıların bildiğin halde iken sen yemek yiyebiliyor, giyinebiliyor, kanlarınla yaşayabiliyorsun öyle mi? Ama ben Allah´a yemin ederim ki şayet onlar Ebül-Hakem b. HTşam´ın (Ebû Cehilin) dayıları olsalar, sen de onu, onun yaptığı gibi onun dayıiarıyla ilgi kesmeye davet etsen, hiçbir şekilde senin davetine uymaz.» dedi.​

    Züheyr dinledi ve bir süre düşündü. Sonra-: .​

    «İyi ama ey Hîşam, ben ne yapayım? Ben yalnız bir kişiyim. Val­lahi, yanımda başka birisi daha olsa anlaşma metnini bozuncaya ka­dar yerime oturmazdım." diye karşıladı´​

    Hîşam : . ​

    «Bir kişi buldun yanına...» deyince ​

    «O kim?» diye sordu. Hîşam : ​

    «Benim» dedi. Züheyr:​

    «Bizim için üçüncü bir adam bul.» dedi/ b. Nevfel´e gitti. Ona da :​

    Bîşam M´ut´ım b. Adiyy​

    «Ey Mut´ım, Abdi-Menâf oğullarından İki boy´un heîâk olmasına razı mısın? Kureyş´in yaptıklarını gördüğün halde onlara uyuyor musun? Vallahi, onlara karşı bu hareketi tatbik etmede başarılı olsanız bile, kısa süre sonra onlardan karşılık göreceğinizi iyi biliniz.» dedi.​

    Mut´ım da Züheyr´in verdiği cevabı verdi.​

    Hîşam oradan Ebül-Bahterî b. Hîşam´ın yanına vardı. Arkadaşları Züheyr ve Mut´ım´a söylediklerini önada söyledi. Ebül-Bahterî sordu:​

    «Bu konuda bana yardımcı olacak kişiler bulabilir miyim?»​

    «EvetZadü´r-Rakb´in oğlu Mut´ım b. Adiyy ve ben seninleyiz.» ce­vabını verdi Hîşam...​

    Ebül-Bahterî ondan kendisini destekleyecek beşinci bir isim iste­di. O da Zem´a b. Esved´e gitti. Haşimoğullarından bahsetti. Onların Zem´anın akrabası olduklarını, üzerinde haklarının olduğunu belirtti. Zem´a da olumlu cevap verdi.​

    Beş kişi Mekke´nin yukansındaki Hacûn mevkiinde buluşmaya sözleştiler. Orada toplanınca boykota karşı durmaya ve boykot and-iaşmasmi bozuncaya kadar uğraşmaya karar verdiler. Aynı zamanda Kureyş´in toplantı yerinde ilk olarak Züheyr´in konuşmasında da itti­fak ettiler.​

    Sabah olunca toplantı yerine gittiler. Züheyr üzerinde kıymetli ei-biselerle geldi. Kabe´yi yedi defa tavaf etti. Sonra halka dönerek şu konuşmayı yaptı :​

    «Ey Mekke halkı Haşim oğullarının alışverişine engel olunarak helak olmaya terkedildikleri bir ortamda rahatça yemek yiyip elbise­ler giyinebiliyor musunuz? Vallahi şu ilgi kesen zalim antlaşma ve­sikası yirtilmcaya kadar yerime oturmayacağım.»​

    O anda Kabe mescidinin bir tarafında durmakta olan Ebül-Hakem b. Hîşam-(Ebû Cehil)​

    »Yalan söylüyorsun. Vallahi o vesika yırtılmayacak!» diye itiraz etti.​

    Bu itiraza Zem´a b. Esved karşılık verdi :​

    «Vallahi en fazla yalancı sensin, yazıldığı gündenberi biz onun yazılmasından hoşnut olmamıştık zaten...»​

    Ardından Ebül-Bahteri onu destekledi :​

    «Zem´a doğru söylüyor; c vesikada yazılanlara lazı olmadığı gibi onları tasdikte etmemiştik.» ​

    Mut´ım ikisini de birden destekledi ​

    «Siz ikiniz doğru söylediniz başka şey söyleyen ise yalancıdır. O vesikadan da, o vesikada yazılan şeylerden de Allah´a sığınırız.».​

    Hîşam b. Amr de onlara uyduğunu belirtti. Ebû Cehil gözlerini bu beş kişinin üzerinde gezdirdikten sonra haykırdı :​

    «Bu geceleyin karara bağlanmış anlaşılan... Başka bir yerde bu iş pişirilmiş...» ​

    Haik ona aldırmadı bile. Mut´ım, aralarında Ebü Talib´in do bu­lunduğu kalabalığın arasından kalktı, Kabe Mescidinin bir yanına va­rarak yırtmak için antlaşma sahifesini eline aldı. Bir de ne görsün çöl karıncalan onu yemiş, yazılı kısımlardan sadece «Bismilâllahümme Ey Allahım, senin isminle...» kelimeleri kalmış.​

    Kureyş´in içine korku düştü. Bir ok´un gelip kalbine saplandığı ve onu parça parça ettiği duygusuna kapıldı.​

    Ebû Talib yerinden doğrulup müjdeyi ulaştırmak için kuşatma al­tındakilerin bulunduğu mahalleye koştu. Daha Kabe´ye gelirken Habe­şistan´a hicret eden oğullarını hatırlamıştı. Bunun üzerine söyledikle­rini duyarlar ümidiyle yüksek sesle şu şiifi okudu :​

    «Kureyş´in tuzağına- karşı Rabbimizin bize lâyık gördüğüne biz lâ­yık mıyız. Zaten Allah İnsanların iyiliğim ister.»​

    «Onlara haber veriyor ki menhus sahife yırtılmıştır ve zâten Al­lah´ı hoşnut etmeyen her şey bozulmaya lâyıktır.»​

    «O sahife iftirayı da, büyüyü de biranda kendinde topluyordu, ama büyü ebediyyen üstünlük sağlayan bir şey değildir.»​

    «Akıllılığa ve isabetli görüşe sahip bir topluluk oluşturan Hacûn cemaatini Allah hayırla mükâfatlandırsın.» ​

    «Onlar Hacûn´da oturup adetâ,ahitleşmişler. Onlar en aziz ve en soylu kişilerdir. ​

    (Halk uykuya yattığında onlar gece işlerini karara sabaha kararlı olarak çıkmışlardır. ​

    bağlamış ve Sesi mahallede uyuyanların hepsini uyandırdı. Mutlu müjdeyi iaykırarak hepsi yataklarından fırladılar, Müslüman olanlar «Allahü Ikber» nidalarıyla ortalığı çınlattılar.​

    Sevinçlerinden hiç biri, o gece yatıp uyumadı.​

    Sabahleyin Kabe´ye koşup tavaf ettiler. Sonra herkes Mekke´de-i evlerine dağıldı. Kuşatma bozulup tuzağı başarısızlığa uğrayan Ku-eyşin bundan sonra hangi dolabı çevireceğini gözetlemeye başladılar.​

    Samimi imanları karşısında kuşatma kalkınca Hâşimoğulları ev-erine döndüler. Artık Rasûlüllah (S.A.V)´in sıkıntılı ânında kendini ko-;asi için feda eden imanlı ve sabırlı hammıyla beraber Mekke Hale­lline bitişik evine dönme zamanı geldi. Ama bu zaman altmış beş ya­dına basmış olan Hz. Hadîce´de güç bırakmamıştı...​

    Muhasaranın çöküşünden altı ay sonra Hz.Muhammed (S.A.V)´în Amcası Ebû Tâlib vefat etti. O yeğeni için sadakatli bir baba, kefil, koruyucu ve Kureyş´in müşrikleri önünde aşılmaz bir engeldi. Hz. Ha­dîce, amca Ebü Tâlib´in matemine şahit olmadı. O, Rasûlüllah´ın evin-ie sevgili zevcinin durumunun düzeldiğine.kanâat getirdikten sonra 3abbine kavuşmak arzusuyla yatağında dünyaya veda etme durumun­daydı... ​

    Bu esnada Rasûlüllah (S.A.V) Efendimiz, Hz. Hadîce´nin yanına aturmuş sekerâtı mevtin (ölüm ânının ağırlığının) ona kolay gelmesi-fıi sağlamaya çalışıyor ve Allah´ın onun için hazırladığı nîmatleri [müjdeliyordu.​

    Üç,kızı; Zeyneb, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma yatağının çevresine oturmuşlar, âhiret yolculuğundan önce doya doya annelerine bakıyor­lardı. Hz. Hadîce, Hâşimoğulları Ebû Tâlib şi´binden çıktıktan ve Ebû Tâlib´in ölümünden üç gün sonra bîsetin (peygamberlik gelmesi) onuncu yılı Ramazanın onunda 65 yaşındayken vefat etti. Hacûn kab­ristanına gömüldü. Onu kabrine Rasûlüllah (S.A.V) mübarek elleriyle yerleştirdi. Sonra evlendikleri günden itibaren kendisine her konuda yardımcı olan ve son nefesine kadar yanıbaşında cihâdına ortak oldu­ğu sevgili zevcesine veda edip, keder içinde evinin yolunu tuttu. Kızları Ümmü Gülsüm ve Fâtıma´yi bağrına bastı; onları hem teselli ediyor, hem de uğradıkları musibete karşı onlara destek olmaya çalı­şıyordu. Anladı ki, o andan itibaren Mekke´de yeri yoktur. Hz. Hadîce´nin vefatından sonra burası kendisine oturulacak bir yer olmaktan çıkmıştır. ​

    Ebû Tâlib ve Hz. Hadîce ölünce Rasûlüllah´ın (S.A.V) başına felâ­ketler peşpeşe gelmiş oldu. Hadîce onun İslâm üzere olan sadık yar­dımcısı idi. Rasûlüllah onu anmadan evinden çıkmazdı.​

    Hadîce gerçekten ölmüş muydu?...​

    Manâ olarak asla!... Peygamber olan zevcinin hayatında daima dipdiri kalmıştı. Gidip gelirken onun hayâli gözünün önünden gitmi­yordu.​

    Rasûlüllah (S.A.V)´in hayatına Hadîce´den sonra başka kadınlar da girdi. Ama kalbi ve dünyası bütün samîmiyetiyle bu ilk zevcesine ait olacaktı. Çünkü o çeyrek asır süresince erkeğinin evinin teksev-gili, şefkatli kadınıydı. O evde ona hiç bir kadın bu süre içerisinde ortak olmamış, erkeğinin ufkunu ondan başkası gölgefendirmemiştî.​

    Onun vefatından sonra bu eve başka zevceler de geldi. Arala­rında çocuğu olanlar, güzel olanlar, soylu ve mevkî sahibi olanlar da vardı. Ancak hiç birisi Hadîce´yi bu evdeki mevkiinden uzaklaştırama-dığt gibi, sevgili zevcinin gönlünde taht kuran hatıraları derecesinde bir mevki de elde edemediler...​

    Seneler sonra Medine, Bedir zaferinden sonra Kureyş esirlerinin fidye karşılığı serbest bırakılmasına şahit olacaktır. Burada Hadîce´ye ait bir gerdanlığın, kızı Zeyneb tarafından esir bulunan kocası Ebû´l-As b. Rebî´in esirlikten kurtarılması için fidye olarak gönderil­diği görülecektir. Kahraman peygamberin kalbi kederden burkulacak, zafer elde etmiş bulunan arkadaşlarından, bu gerdanlığın Zeyneb´e iade edilip Ebû´l-As´ın serbest bırakılmasını isteyecektir.​

    Rasûlüllah (S.A.V)´in evi, gençliğinin en taze dönemlerinde ve Rasûlüllah´ın sevgisine malik olan Aişe binti Ebû Bekr´in, daha önce zevcinin kalbine yerleşen bü mübarek hanımın kazandığı büyük sev­giyi kıskandığına şahid olacaktır. O Hadîce ki, son nefesine kadar tek başına zevcinin kalbine te´sîr etmiş, vefatından sonra da bu kalbteki yerini korumuştur.​

    Mü´minlerin annesi Hz. Aîşe anlatmaktadır: Hadîce´nin kızkarde-şi Hâle, Medîne´ye gelir. Rasûlü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, evinin önünde Hâle´nin, merhum hanımının sesine benzeyen sesini işitince heyecanla :​

    «Aman Allah´ım! Bu Hâle!...» diye haykırır. Buna.karşılık, Aîşe kendini tutamiyarak:​

    «Allah sana ondan daha hayırlısını vermişken, Kureyş´in kocaka­rılarından olup, bir zaman önce ölmüş, çenelerinin içi kırmi2i bir ko­cakarıyı ne anıp duruyorsun?» der.​

    Rasûlüilah (S.A.V)´İn rengi değişti, öfkeyle Aîşe´yi şöyle azarladı:​

    «Vallahi, Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi; insanlar be­ni inkâr ettiğinde o bana inandı, insanlar beni yalanladığında o beni tasdik etti, insanlar beni (muhasaraya alıp her şeyden) mahrum etti­ğinde malıyla o destekledi. Diğer kadınlardan olmadığı halde Allah onunla bana çocuk ihsan etti.»​

    Aîşe kendi kendine şu kararı vererek sesini kesti. «Vallahi, bundan sonra onu hiç dilime dolamıyacağım.»​

    Daha önce Hadîce hakkında konuşurdu.​

    Bir gün de, Rasûlüilah (S.A.V) Hadîce´yi sıkça anınca Aîşe (r´anhâ) ona şöyle dedi :​

    «Sanki dünyada Hadîce´den başka kadın yok gibi...»​

    Rasûlüilah (S.A.V) de şu karşılığı verdi :​

    «O şöyle, şöyle... idi. Benim ondan çocuğum da oldu.»​

    Aîşe, Rasûlüilah [S.A.V)´in bir koyun kestiğinde :​

    «Onu Hadîce´nin dostlarına gönderin» dediğini görüp duruyordu. Bir defasında Aîşe bu konuda ileri geri konuşuncâ^Raşû[ülj_ah__(S.A.V):​

    «? Ben Hadîce´nin sevdiklerini severim.» buyurmuştu. Sahih-i Müslim´deki bir rivayette şöyle buyurduğu zikredilir: «? Bana onun sevgisi bahşedildi.» (Yani Hadîce´yi sevmek İslâniî| bir fazilettir.)​

    Mekke´nin fethinde, Hadîce´nin vefatının üzerinden on yıldan fazla bir zaman geçtiği halde, Rasûlüilah (S.A.V´in Mekke´nin fethi­ni kontrol etmek üzere kurulan karargâh için yer olarak Hz. Hadîce´nin kabrinin yakınını seçtiği görülür. Fetih tamamlandıktan sonra ise gerek Kabe´yi tavaf ederken, gerek putları yıkarken Hadîce´nin evine zaman zaman gitmek suretiyle onun ruhu ile ünsiyetini ve onun ma­nevî varlığıyla yakınlığını devam ettirmek istediği görülür: Rasûlüilah (S.A.V) bu uzun, yorucu mücâdeleye karşı Hadîce´nin sevgi ve şefkat pınarından doya doya içerek teçhizatlanmıştır.​

    Hadîce´den sonra milyonlarca kadın İslâm´a girecektir, ancak o, kahraman peygamberin hayatındaki rolü için Allah´ın seçtiği ilkmüs-lüman kadın olma özelliğini koruyacaktır. Müslüman olsun olmasın, tarihçiler bu rolü belirteceklerdir. Bunun için Bodley şöyle diyecektir: «Hadîce´nin severek evlendiği şahsa olan sağlam güveni, bugün yeryüzü halkından her yedi kişiden birisinin din olarak bağlandığı inancın ilk dönemlerindeki sağlam bağlılık ortamının oluşmasında en büyük etken olmuştur.»​

    Margoliuth Rasûlüllah´ın hayatını yazarken, Hz, Hadîce´nin vefa­tı için ise şunları yazar:​

    «Hz. Muhammed, Hz. Hadîce´nin vefatıyla peygamberlik görevini ilk anlayıp doğrulayan, onun kalbine huzur ve sükûnet vermekten ka­çınmayan... Yaşadığı sürece onu zevcelerin sevgisiyle, annelerin şef­katiyle kuşatan birisini kaybetti.»​

    Evet! Tarihçinin dediği gibi; Henüz altı yaşmda iken anne sevgi­si ve şefkatine doymadan annesini kaybeden ve anne şefkatinin öz­lem ve hasretiyle büyüyen sevgili Peygamberimiz [S.A.V), özlem ve hasretini duyduğu sevgi ve şefkati Hz. Hadîce´de fazlasıyla bulmuş­tur.​

    Yine Hz. Muhammed (S.A.V)´e zevce (eş) olarakta Hz. Hadîce; yeri doldurulamıyan eşsiz bir kadındı... O, Hz. Muhammed (S.A.V)´e tarihin benzerini bahsedemiyeceği şekilde örnek sevgi, sadâkat, vefa ve cefakar bir kadınlık yapmıştır. Yeri gelmiş malını feda etmiş, ye­ri gelmiş canını feda etmiştir.​

    Tarih, sevgide, şefkatte, vefada ve cefâda Hz. Hadîce´den daha şerefli bir kadından asla bahsedemiyecektir... Çünki; Hz. Hadîce, dünya durdukça müslüman kadınlarına her yönüyle örnek İsiâm kadı­nı olmaya devam edecek ve ismi hürmetle ve rahmetle kıyamete ka­dar dillerden düşmeyecektir... [4]​







    --------------------------------------------------------------------------------​

    [1] Hadisi Serif​

    [2] Kur´ön-ı Kerîm, Alâk Sûresi,. 1-5.​

    [3] Kur´ân-ı Kerîm, Müddessîr: 1-4.​

    [4] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 3/9-27.​
  2. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Sevde binti Zem´a i (Radiyallâhü anhâ)

    Zem´a´nın Kızı Sevde (R.Anhâ)



    Bir Muhacirin Dul Hanımı, Kendisi de Muhacir... «Vallahi benim evlenmeye aşın bir isteğim yoktur. Ancak ben, Allah´ın beni Kıyamet gününde senin zevcin olarak di­riltmesini istiyorum.»[1]

    Günler, cihadın ağırlığıyla yavaş yavaş geçiyor, geceler uykusuz­luğun mahmurluğu ve zikirlerle dolu olarak uzuyor. Muhammed (S.A.V) çocuklarının annesi, evinin kadını, İslâmda veziri, cihâdda or­tağı Hadîcelnin vefatından sonra yalnız... Kavminden gördüğü şeyler kendini yorduktan sonra dünyasını dolduran hatırayla halleşebilmek için kendini yalnızlığa bırakıyor.

    Sahabe, peygamberlerindeki keder izlerini gözetliyor ve bu yal­nızlığından endişe duyuyorlar. Evlenmesini istiyorlar. Belki de mü´-minlerin annesi Hadîce´nin vefatından sonra yapacağı bu ikinci evli­likte yalnızlığını unutur, diye düşünüyorlar.

    Ancak içlerinden birisi bu evlilik konusunda onunla konuşmaya cesaret edemiyor. Ta Havle binti Hakîm es-Selîme bu işe teşebbüs edinceye kadar bu durum sürüyor.

    Sevde bint Zem´a es-Sekran İbn Amr İbn Abdişerns´in (Süheyl İbn Amr´m kardeşinin) hanımıydı. Es-Sekran ve hanımı Sevde Bint Zem´a Mekke´de önce müslüman olanlardandı. Sevde Bint Zem´a Pey-gamber´e (S.A.V) bey´at etmişti. Kureyş´in Rasûlüllah´ın ashabına yaptığı İşkence artınca es-Sekran İbn Amr ve hanımı Sevde ikinci defa Habeşistan´a hicret edenlerin arasına katıldılar. Allah yolund mallarını ve akrabalarını terkedip gittiler. Es-Sekran İbn Amr hasta lanınca hanımı Sevde Bint Zem´a´yla birlikte Habeşistan´dan Mekke´ ye geldi. Ve Mekke´de vefat etti.

    Mü´minlerin annesi Hz. Hadice öldüğünde Havle Bint Hakîm Hz Peygamber´e koşup şöyle dedi :

    ? Ya Rasûlellah! Yanına girince Hadîce´nin yokluğunu hissettim

    Peygamber (S.A.V) :

    ? Evet, o çocukların anası, evin de görüp gözeticisi idi, vap verdi. ´

    Havle Bint Hakîm :

    ? Peki, niye evlenmiyorsun? dedi. Rasûlüllah (S.A.V):

    ? Hadîce´den sonra... Kiminle? dedi. Havle Bint Hakîm :

    ? Kız istersen kızla, dul istersen dulla, dedi. | Peygamber (S.A.V) sordu:

    ? Kız olan kimdir? Havle Bint Hakîm :

    ?. Allah´ın kullarından sana en lâyık olan kız. Seni tasdik eden ve sana îman edenlerin ilki olan Ebû Bekr´in kızı dedi. Rasûlüllah [S.A.V) :

    ? Ya dul olan kimdir? diye sordu. Havle Bint Hakîm şu cevabı verdi.

    ? Sevde Bint Zem´a´dir. Sana iman etmiş ve söylediklerine tâbi olmuştur.

    Rasûlüllah (S.A.V):

    ? Git. Benim hakkımda onlarla konuş dedi.

    Havle Bint Hakîm, Zem´a İbn Kays İbn Abdişems´in evine gitti ve Sevde´nin yanına girdi. Sevde´ye :

    ? Allah sana hayır ve bereketten ne eriştirdi? Biliyor musun? dedi.

    Sevde Bint Zem´a :

    ? Nedir o? Ummu Şureyk! diye sordu. Havle Bint Hakîm :

    ? Rasûlüllah beni, sana dünürlük için gönderdi dedi. Sevde Bint Zem´a kulaklarına inanamadı ve :

    ? Sevindim. Babamın yanına git, bunu ona söyle dedi.

    Havle Bint Hakim, Zem´a İbn Kays´ın yanına gitti. O çok yaşlı bir zattı. Zem´a :

    ? Bu kim? dedi, Havie Bint Hakîm :

    ? Ummu Şureyk´tir. Zem´a İbn Kays :

    ? Ne var, ne yok? dedi. Ummu Şureyk :

    Hz. Muhammed beni, SevoVye dünürlük için gönderdi dedi. Zem´a İbn Kays : ,:

    ? İyi ve şerefli bir eş dedi.

    Daha sonra tekrar sordu :

    ? Arkadaşın ne diyor? Havle Bint Hakîm :

    ? Bunu istiyor, dedi. Zem´a İbn Kays :

    ? Onu benim yanıma çağır dedi.

    Ummu Şureyk, Sevde Bint Zem´a´yı çağırdı. Babası ona :

    ? Yavrum! Bu arkadaşın, Hz, Muhammed´in onu, saha dünürlük

    için gönderdiğini söylüyor. O iyi bir eştir... Serii ona vermemi ister) misin? dedi.

    Sevde Bint Zem´a : .

    ? Evet dedi.´

    Zem´a İbn Kays, Havle Bint Hakîm´e :

    ?Onu çağır, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) geldi. Sevde Bint Zem´a :

    ? Emrini bekliyorum, ya Rasûlallah! dedi. Peygamber (S.A.

    ? Seni nikahlamak için kavminden birisini görevlendir, dedi."

    Sevde Bint Zem´a Hatıb İbn Amr İbn Abdişems´İ görevlendirdi vt o da onu evlendirdi.

    Rasûlüllah Sevde´ye dörtyüz dirhem mehir verdi. Sevde Bin Zem´a Hz. Peygarnber´İn (S.A.V) Hadîce´den sonra evlendiği ilk ha nımdı.Bu peygamberliğin 10. yılı Ramazan ayında ve Mekke´de ol muştur.

    Mekke´de Muhammed (S.A.V)´in Sevde binti Zem´a´ya dünür olduğu haberi yayılınca bazıları buna inanmadılar. Sevde gibi birine dünür olmak. Yaşlı ve dul da üstelik... Güze! de değil. Haşimli gen­cin dünür olduğu gün Kureyş kadınlarının hanımefendisi, Kureyş ileri gelenlerinin evlenmeye can attığı Huveyüd kızı Hadîce´nin yerini tu­tacak öyle mi?

    Sevde hiç bir zaman Hadîce´nin yerini tutmak iddiasında değil­dir. O, Rasûlüilah (S.A.V)´in evine, gönlü alınmak ve aynı zamanda amcazadesi de olan kocası Sekran b. Amf´ın ölümü dolayısıyla tazi­ye edilmek için girdi.

    Sevde kocası Sekran´la birlikte Habeşistan muhaceretine katıl-j mtştı. Sonra kocası Sekran vefat etmiş, o da dul olarak kalmıştı. Ko­casının vefatı onu gurbet ve dul kalma sıkıntıları içinde bırakmıştı.

    Rasûlüllah (S.A.V) Sevde´nin hayatını gözleri önüne getirdi: O, içinde yaşadığı, çocukluğunun neş´eli günlerini geçirdiği, olgunluk döneminde kalb huzuruyla yaşamak istediği memleketine veda et­miş, halkını tanımadığı, dilleri değişik, dinleri ayrı meçhul bir ülke­ye gidip uzun süre kalmıştı. Medine´ye dönüp garipliğin acısını üze­rinden atamadan, ana yurdu Mekke´ye ayak basar basmaz, kocası Sekran ruhunu Hakk´a teslim etmişti.

    Ölüm yakasını bırakmamış, döner dönmez yakalamış Mekke top­rağına, aile halkından; dostlarından bir çoğunun son uykusunu uyu­duğu yere defnedilmişti.

    Rasûlüllah (S.A.V) bu imanlı dul muhacire´nin durumundan son derece müteessir olmuştu.

    Havle bint Hakîm onu hatırlatınca, ömrünün son demlerinde da- ´, yanak olmak, hayatın acılarını hafifletmek için merhametli elini ona uzatmıştır.

    Rasûlüllah (S.A.V) Medine´ye hicret edip mescidini ve odalarını inşa edince, Muhacirlerle Ensar´i birbirleriyle kardeş yapıp evine yer­leşince Zeyd İbn Harîse´yle Ebû Rafî´İ Mekke´ye gönderdi. Onlar Sevde Bint Zem´a´yı, Rasûlüllah´ın kızları Ummu Kulsum ve Fatma´­yı, Zeyd´in hanımı Ummu Eymen´i getirdiler. Abdullah İbn Ebî Bekr de Ebû Bekr´in ailesini ve Resûlüllah´ın (S.A.V) eşi Hz, Aişe´yi getir­di. Böylece hepsi Medine´ye hicret etmiş oldular.

    Rasûlüllah (S.A.V) bir gününü Sevde Bint Zem´a´ya, bir gününü de Hz. Aîşe´ye ayırdı. Hz. Sevde Rasûlüllah´ın evindeki yerini almaktan, iri olmasına rağmen Rasûİüllah´ın kızları Ummu Kulsum ve Fâtıma´ya hizmet etmekten son derece memnundu. Onun ruhunun hafifliği Ra­sûlüllah´ın kalbine sevinç ve mutluluk sokuyordu. Bir defasında Hz. Peygamber´e şöyle demişti.

    ? Ya Rasûlallah! Geceleyin arkanda namaz kıldım. Rukûda o kadar uzun kaldın ki kan damlamasından korktuğum için burnumu tuttum,

    Peygamber (S.A.V) onun bu sözüne gülümsedi sevde Bint Zema Ebû Yezîd! Kendinizi ele verdiniz. Şereflice ölseydiniz ya.

    Rasûlüllah (SAV) ona :

    ? Sevde! Allah´a ve Rasûlüne karşı mı kışkırtıyorsun dedi.

    Sevde :

    ? Ey Allah´ın Rasûlü! Seni hakla gönderen Allah´a yemin ede­rim ki, Ebû Yezîd´i elleri boynuna birleştirilmiş olarak görünce o sözü söylemekten kendimi alamadım diye cevap verdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hafsa Bint Ömer İbnu´l-Hattab´la daha sonra da Zeyneb Bint Kuzeyme ile evlendi. Fakat Zeyneb sekiz ay sonra öl­dü. Mü´minlerin annelerinden ilk gömülen o oldu. Rasûlüllah [S.A.VÎ Ummu Seleme´yİe (Hind Bint Ebbî Umeyye´yle) evlendi Ummu Sele­me, Zeyneb Bint Huzeyme´nin adasına yerleşti.

    Sevde Bint Zem´a, Rasûlüllah´ın Aîşe´ye olan sevgisini biliyordu. Aîşe´ye hizmet etmeye ve onu hoşnut kılmaya çok dikkat ediyordu. Kendisi yaşlanmıştı. Yaşının tecrübesiyle anladı ki, kendisiyle Rasûl-üllah´ın kalbi arasında küçümsenmiyecek bir engel vardır. Rasûlüllah-tan kendi payına düşen iyilik ve acıma duygusudur. Sevgi, ülfet ve imtizaç değildir.

    Ama´bu ona dokunmadı. Rasûlüllah´ın onu bu mevkiye yükselt­mesi, Sekran b. Amr´ın dul kalmış karısı iken mü´minlerin annesi yapması yeterde artardı bile...

    Rasûlüllah´ın evinde bir yerinin olmasına, onun kızlarına hizmet etmesine dündşn razıydı.

    Hz. Sevde, Hz. Aîşe gelinceye kadar Rasûlüllah´ın evinde bu min­val üzere kaldı. Hz. Aîşe gelince, hemen evin birinci mevkiini onun için boşalttı. Gayretini genç gelinin hoşnut olacağı şekilde harcadı ve onu rahat ettirmek için kendi rahatından fedakârlık yaptı... Rasûlül-!ah (S.A.V) onun yanına çok gelmiyordu. Bunun üzerine Sevde Bint Zem´a, Peygamber´in kendisini terkedip ayrılmasından korktu ve onun yanındaki yerini kaybetmek istemedi ve ona şöyle dedi :

    ?Ya Rasûlaiiah! Bana ayjrdiğin gün Aîşe´ye aittir. O gün de anım yanında kalabilirsin.

    Beni nikâhında tut. Vallahi benim kocaya ihtiyâcım ve hırsım yok. Ancak kıyamet gününde Allah´ın benî senin zevcen olarak diriltmesi­ni istiyorum.»

    Rasûlüllah (S.A.V) bunu kabul etti. Bir konuda şu ayet-i kerime nazil oldu :

    «Eğer kadın kocasının serkeşliğinden veya aldınşsızhğmdan en­dişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bîr en­gel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır.» [2]

    Sevde Bint Zem´a Hz. Peygamber´in hanımlanyla birlikte çıkıp RasülüÜah´la {S.A.V) birlikte veda haçcını yaptı.

    Bir gece Hz. Peygamber´in hanımları toplanıp şöyle dediler :

    ? Ya Rasûlallah! Sana kavuşma bakımından en hızlımız hangi-mizdir.

    Rasûlallah (S.A.V) şöyle buyurdu :

    ?Kolu en uzun olanınız.

    Onlar, onu ölçmek üzere bir kamış aldılar. Kolu en uzun olan Sevde Bint Zem´a idi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Rafîk-i a´la´ya kavuştuğunda, Sevde Bint Zem´a hariç hanımlarından hiçbiri haccetmemişlerdi. O şöyle diyordu.

    ? Ondan sonra (Veda haccmdan sonra) asla haccetmem.

    Mü´minierin emiri Ömer İbnu´l-Hattab zamanında ona bir torba dirhem gönderildi. O :

    ? Bunlar nedir? dedi.

    ? Dirhemler, dediler.

    Sevde Bint Zem´a :

    ? Torbada sanki hurma var gibi, dedi. Daha sonra metçisini çağırıp.

    ?Benim arkamdan dirhem torbasını yetiştir.

    Daha sonra torbanın içindekileri Medineli yoksullara dağıttı.

    Sevde Bint Zem´a Hz. Peygamber´in hanımlarının Rasûlüllah´a (S,A.V) en çabuk ulaşanıydı. O, Ömer Îbnu´l-Hattab´m halifeliği esna­sında ölmüştür. [3]

    Aîşe Bint Ebî Bekr:

    ? Bundan sonra anladık ki onun (Sevde Bint Zem´a´nın) kolu­nun uzunluğu sadaka vermekten başka birşey değildi. Yani kol uzun­luğu el açıklığıyla yorumlanmıştır.

    Mü´minierin annesi Aîşe (R.anhâ) onun hareketini devamlı anar ve vefakârlığını şöyle dile getirirdi.

    «Yerinde olmak istediğim kadınların bana en sevgilisi Sevde,Bint Zem´a´dır... Yaşlandığında şöyle demiştir: Ya Rasûlellah! Sana olan nöbetimi Aîşe´ye bağışladım,.»

    Mübarek Annelerimizden Sevde Bint Zem´a (R.anhâ); Allah´a kulluğunun ve İslama imanının mükâfatını, ömrünün yaşlı günlerinde dünyada iken Rasûlüllah´ın nikâhı altına girerek mükâfatlandırılan şe­refli bir İslâm kadmı ve mü´minierin annesidir.

    Allah´a kulluğun ve ibâdetin mükâfatı, dünyada görüldüğü gibi sabredenler için âhirette daha güzel bir şekilde gösterilecek ve tattı-nlacaktır... [4]



    insanlığın Efendisinin Sevgili Zevcesi ve Siddîk´ın Kızı Sıddîka...







    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Sevde binti Zem´a i (Radiyallâhü anhâ)

    [2] Kur´an-ı Kerîm, Nisa Sûresi 128

    [3] Rasûlüüah´a en çabuk ulaşan hanımı, Zeyneb Bint Cahş olarak da rivayet edilmektedir. Yine «kolu en uzun olan» hanımın Zeyneb Bint Cahş olduğuna dair rivayetler vardır. Müellif bu rivayetleri Sevde Bint Zem´a´nm hayatında anlatmıştır. (Çeviren : T. Uzun)

    [4] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 3/28-35.
  3. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Hazret-i Aîşe (radiyallahu anha)





    «Kızım; durumu sabırla karşıla! Vallahi, kendisini seven bir kocanın güzel karısının, ortaklan da varsa, onun hakkında çok dedikodu ederler.»[1]

    Bisetin (peygamberliğin) onuncu senesinin Ramazanın onunda Hz. Muhammed (S.A.V)´in çocuklarının annesi, evinin kadını, cihadda ortağı Hz. Hadîce´nin vefatından birkaç gün sonra hatıralarıyla yalnız iken; Rasûlüllah´ın (S.A.V) süt kardeşi Osman İbn Maz´un´un hanımı Havle Bint Hakîm Rasûlüllah´a (S.A.V) gidip :

    ? Ey Allah´ın elçisi evlenir misin? diye sordu. Rasûiüllah (S.A.V) :

    ? Kiminle? dedi.

    Havle Bint Hakîm :

    ? Kız istersen kızla, dul, istersen dulla, dedi. Hz. Peygamber (S.A.V) sordu ;

    ? Kız olan kimdir? Havle Bint Hakîm :

    ? Allah´ın kullarından sana en lâyık olan kız, Ebû Bekr´in kızı Aîşe dedi.

    Rasûiüllah [S.A.V) tekrar sordu.

    ? Dul olan kim ya?

    Havle Bint Hakîm cevap verdi :

    ? Sevde Bint 2em´a. Sana iman etmiş, dininde sana uymuştur. Rasûiüllah (S.A.V) :

    ? Git, benim hakkımda onlarla konuş, dedi.

    Havle, Ebû Bekr´in evine gitti. Ummu Rûman´ı buldu ve ona :

    ?Ummu Rûman! Allah size hayır ve bereketten ne eriştirdi, bi­liyor musunuz? diye sordu.

    Aîşe´nin annesi :

    ?- Nedir o? dedi.

    Havle Bint Hakîm :

    ?- Rasûiüllah [S.A.V) beni, Aîşe´yi istemek için gönderdi.

    Ummu Rûman sordu :

    ? Aîşe ona uygun olur mu? O, Peygamber´in (S.A.V) kardeş kızıdır. İstersen Ebû Bekr´i bekle o, şimdi gelecek.

    Ebû Bekr geldi. Havle Bint Hakîm :

    ? Ebû Bekr! Allah size hayır ve bereketten ne eriştirdi, biiiyoı musunuz? dedi.

    Ebû Bekr:

    ? Nedir o? diye sordu. Havle Bint Hakîm :

    Rasûiüllah [S.A.V) beni Aîşe´yi istemek İçin gönder Ebû Bekr:

    ? Ona uygun (helâl) olur mu? Aîşe kardeşinin kızıdır

    Havle Bint Hakîm Peygamber´e {S.A.V) dönüp durumu anlattı. Ra-ûlüllah (S.A.V) şöyle dedi :

    ? Ona tekrar git ve şunu söyle : Sen benim İslâm´da (din) kar-leşimsîn. Senin kızın bana helâldir.

    Havle Bİnt Hakîm Ebû Bekr´e gitti. Ummu Rûman şöyle dedi.

    ? İyi ama Mut´im İbn Adiyy, Aîşe´yi oğlu Cubeyr´e İstedi ve ona z kesildi. Verilmiş olan bir sözden cayılmaz ama Ebû Bekr sözün­den döndü. Şöyle ki:

    Ebû Bekr hemen Mut´im İbn Adîyy´in evine gitti. Onun yanında karısı Ummu Cubeyr de vardı Ebû Bekr:

    ? Aîşe´nin evlenmesi hakkında ne diyorsunuz? diye sordu. Mut´im İbn Adîyy hanımına :

    ? Hanım! Ne diyorsun? dedi. Mut´im´in hanımı ı

    ? Herhalde, oğlumuzu senin kızınla evlendirirsek, onu da kendi dinine sokarsın, dedi.

    Ebû Bekr Mut´im İbn Adîyy´e :

    ? Sen de mi böyle söylüyorsun? dedi. Mut´im İbn Adîyy:

    ? O, duyduğunu benim de katıldığım sözü söylüyor diye cevap verdi.

    Ebû Bekr, verdiği sözden dönmesine bir engel bırakmayan Al­lah´a hamdetmekten duyduğu rahatlıkla evine dönüp Havle´ye :

    ? Rasûlüllah´ı bana çağır, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) geldi ve bîsetin (peygamberliğin) onuncu yıl Şevval ayında yedi yaşındaki Aîşe´yle nikahlandı.

    İki aziz ve vefakâr dost arasında hısımlık kurulduğuna ait haberin ortaya çıkışı Mekke´lileri şaşırtmadı. Gayet normal ve beklenen bir haberi karşılarmiş gibi karşıladılar. İslâm düşmanlarından hiç biri ko­nuşacak söz bulamadı. En azılı düşmanlar bile Hz. Muhammed (S.A.V)´in Hz. Aîşe ile evlenmesinde kötülenecek bir yan veya itham edilecek bir kusur göremediler. Halbuki onlar, iftira ve zulüm d sa, kötülemeye bir yol buldular mı hemen o yoldan yürürlerdi.

    Ne diyebilirlerdi ki?

    En uzak ihtimalle de olsa, daha yedi yaşına yeni basmış bir kız çocuğuna dünür olmayı mı kotüieyeceklerdi?

    Ama daha önce Cübeyr b. Mut´im için İstenmişti. Hattâ Ebû Bekr, bunun içiin Havİe´ye «evet» sözünü, Cübeyr b. Mut´im´in İs­lâm´a karşı katı tutumunu görünceye kadar söyleyememişti.

    Hz. Ömer (r.a) Hz. Ebû Bekr (r.a)´e genç kızı Hafsa ile evlenme­sini teklif ettiğinde Hafsa ile Ebû Bekr arasındaki yaş farkı, Rasûlül-lah´la Hz. Aîşe arasındaki yaş farkı kadardı. O günün örf âdeti böy­leydi ve gayet normaldi...

    Ama Hz. Aîşe ile olan bu evlilik, Hz. Muhammed (S.A.V)´in haya­tını yazan bazı tarihçileri çok meşgul etmiştir. Onlar bu evliliğe, için­de yaşadıkları modern asrın gözlüğüyle bakmışlar ve böyle bir evlili­ği akılları almamıştı. Halbuki bu Asyalılarda âdettir. Bu âdetin doğu Avrupa´da uygulanmakta olduğunu düşünmemişlerdir. Bu ha! İspanya ve Portekiz´de gayet normal karşılanır. Bugün bu çeşit evlilik, Birleşik Amerika´nın uzak dağlık bölgelerinde âdet dışı değildir..

    Rasûlüllah (S.A.V) hicret etti mescidini ve odalarını inşa etti. Sonra Zeyd İbn Harîse ve mevlâsı (azatlı kölesi) Ebû Rafî´i kızlarını getirmesi için Mekke´ye geri gönderdi. Ebû Bekr de onların yanında Abdullah İbn Uraykıt ed-Deylî´yi iki deveyle birlikte gönderdi. Oğlu Abdullah´a ailesini getirmesini yazdı... Zeyd İbn Harîse, Ebû Rafî´ ve Abdullah İbn Ebî Bekr Rasûlüllah´ın (S.A.V) ailesiyle Ebû Bekr´in aile­sini yola çıkardılar. Rasûlüllah´ın şehrine geldiklerinde Aîşe, Ebû Bekr´in ailesinin yanında kaldı. Rasûlüliah´ın (S.A.V) ailesi de mesci­din etrafındaki odalarda kaldılar.

    Ebû Bekr Rasûlüllah´a [S.A.V) sordu :

    ? Ya Rasûlellah! Seni ailenle (Aîşe´yie) birlikte kalmaktan n eden şey nedir?

    Peygamber (S.A.V):

    ?´ Mehir diye cevap verdi.

    Ebû Bekr es-Sıddîk ona oniki okıyye ve bir neş (yarım okıyye) 3rdi. Rasûiüllah onları Aîşe´ye mehir olarak takdim etti, Böylece lekke´deki nikâhtan üç yıl sonra Şevval ayında düğünleri oldu.

    Hicretten birkaç ay sonra Ebû Bekr [r.a) Rasûlüllah (S.A.V)´e ü? îne önce Mekke´de kıyılan nikâhın zifafının yapılmasını söyledi.

    Rasûiüilah (S.A.V)´de bunu kabul etti. Ensar´dan bazı erkek ve admlarla birlikte, Ebü Bekr´in ailesi ile beraber misafir olduğu Hazrec gulları yurdundaki evine gitti.

    Aîşe düğününü şöyle anlatır:

    «Rasûiüllah (S.A.V) evimize geldiğinde Ensar´dan bir takım ka­in ve erkekler de toplandılar. Ben İki hurma dalı arasındaki salm­akta sallanırken annem beni oradan indirip eve getirdi. Saçlarımı üzeltti ve biraz su ile yüzümü sildi. Beni kapının yanına kadar gö-ürdü. Heyecanım yatişıncaya kadar beni orada durdurdu. Sonra içeri-e soktu. Rasûlüllah [S.A.V) bizim evdeki sedirin üzerinde oturuyor-|u, beni onun kucağına oturttu ve :

    «Bunlar senin ailen halkıdır. Allah onlarda senin için bereket ialketsin, onlar için de sende bereket ihsan etsin.» diye dua etti.»

    Kadın ve erkekler kalkıp evden çıktılar. Rasûlüllah (S.A.V) evim­le benimle zifafa girdi. Benim düğünümde ne bir deve, ne de bir ko-´un kesilmedi. Ben o vakit dokuz yaşındaydım. Sa´d b. Ubâde, daha ince de Rasûlüllah (S.A.V)´e gönderdiği büyük bir kapla bize düğün ´emeği gönderdi.»

    «Aynı şekilde, onlara bir tas süt getirildi. Rasûlüllah (S.A.V) ön-ian bir miktar içti. Sonra yeni gelin utanarak geri kalanını içti»

    Aîşe nahif vücutlu, büyükçe gözlü, dalgalı saçlı, pembe beyaz sarlak yüzlü, tatlı bir gelin olmuştu. Gelin olunca yeni evine taşındı. 3u ev kerpiç ve hurma dalları kullanılarak, mescidin etrafına yapıl-nış odalardan birisi idi. Odanın tabanında bir hasır serili, onun üs-:ünde de içi hurma lifi dolu deri bir yatak vardı. Kapı olarak kıldan dökülmüş bir perde asılmıştı.

    Bu sade ve mütevazı evde Aîşe kalabalık zevcelerden biri olarak /asayişim devam ettirmeye başladı. Aynı şekilde Rasûlüliah [S.A.VJ´in ve İslâm´ın hayatındaki yüce mevkiini de almaya başlamışti. Tarih günümüze ve daha sonraki zamanlara kadar bu hayatın akı­şını nakletti ve nakledecektir.

    Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´ye şöyle dedi:

    ? Sen bana üç defa rüyamda gösterildin. Melek seni bana yaz ipekten bir kumaş içinde getirip : Bu senin hanımın dedi. Ben yüzünü açtım. Bir de ne göreyim sensin. Bunun üzerine şunu söyle­dim. Eğer bu Allah´ın katındansa, onu yerine getirir.

    Peygamberimiz (S.A.V) eşleri arasında Hz. Aîşe´ye karşı müstes­na bir sevgi gösterirdi.

    Bir gün Amr b. As : «Yâ Resûlellah! Halkın, Sana en sevgilisi kimdir?» diye sormuştu. Peygamberimiz (S.A.V) :

    ? «Aîşe´dir!» buyurdu.

    ? «Ya erkeklerden sevgili olanı kimdir?» diye sorunca da

    ? «Aişe´nin babasıdır!» buyurdu.

    Rasûlüllah (S.A.V) bir gün Aîşe´nin yanma girdi. Onun ktz çocuk­larıyla (oyuncaklarla) oynadığını gördü.

    ? Bu nedir? Aîşe! dedi. Aîşe :

    ? Süleyman´ın atları diye cevap verdi. Peygamber (S.A.V) buna gülerek karşılık verdi.

    Vahiy Aîşe´nin odasında inmişti. Bir gün Rasûiüllah {S.A.V} Aî­şe´nin odasındaydı. O sırada yanlarına ata binmiş bir adam girdi. Peygamber (S.A.V) kalkıp onun yanına gitti. Elini atın yelesine koydu. Onunla konuşmaya başladı. Daha sonra Rasûiüilah (S.A.V) döndü, Aîşe sordu :

    ? Ya Rasûleİlah! Fısıltıyla konuştuğun o adam kimdi?

    Rasûlüllah (S.A.V):

    ? Sen birisini gördün mü? dedi.

    Aîşe ;

    ? Evet, ata binmiş bir adam gördüm diye cevap verdi.

    .Rasûlüllah (S.A.V) şöyle dedi.

    ?Onu kime benzettin?

    Aîşe :

    ? Dıhyetu´l-Kelbî´ye dedi. RasûlüNah (S.A.V) :

    ? O Cebrâii´dir. Sen iyi bir şey gördün.

    Aîşe bir süre bekledikten sonra Cebrail ve Peygamber fS.A.V) Aîşe´nîn odasına girdiler. Peygamber (S.A.V) :

    ?Aîşe! dedi. Aîşe :

    ? Saadetle emret Ya Rasûleilah! diye cevap verdii.

    Rasûlüllah (S.A.V) buyurdu :

    ? Bu Cebrail´dir. Sana onun selâmını söylememi emretti. Aîşe :

    ? Sen de benden ona; selâm, Allah´ın rahmet ve bereketlerini söyle. Allah, kendisine sığınanlara verdiği hayırdan sana da versin.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hafsa Bint Ömer İbni´i-Hattab´la daha sonra da Ummu Sele.me´yle evlendi. Aîşe´nin içi kıskançlıkla doldu. Ama o daima Rasûlüllah´ın sevgilisi olarak kaldı.

    Bir bayram günü Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´nin odasına girdi, yanın­da Buas [2] şarkılarını söyieyen iki kız vardı. Yatağa uzandı ve yüzü­nü çevirdi. İçeri Ebû Bekr girdi. Aîşe´yİ azarlayarak :

    ? Peygamberin (S.A.V) yanında Şeytan´ın mîzmarı mı (sarkışı­mı) dedi.

    Rasûlüllah.(S.A.V) ise :

    ? Onu rahat bırak diye karşılık verdi. Ebû Bekr başka bir şeyle meşgulken Aîşe kızlara işaret etti onlarda çıktılar.

    Siyahîler (Habeşliler) kalkan mızrak oyunu oynuyorlardı. Peygam­ber (S.A.V) Aîşe´ye sordu.

    ?Seyretmek ister misin?

    Aîşe: -

    ? Evet diye cevap verdi.

    Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´yi, arkasında yanağı yana­ğına değecek şekilde ayağa kaldırıp :

    ? Haydi devam edin Erfîde oğulları! buyurdu.

    Nihayet Aîşe seyretmekten usandığında, Rasûlüllah (S.A.V)

    ?Artık yeter mi? diye sordu.

    Aîşe :

    ? Evet dedi. Peygamber (S.A.V) :

    ? Öyleyse git dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´ye, hırçın ve sanki sert bir kömür parça­sı gibi siyah bir deve verdi. Ona dokunup bereket getirmesi için dua etti. Sonra şöyle dedi.

    ? Bu deve´ye bin ve ona yumuşak davran. Şüphesiz birşeyde yumuşaklık varsa, bunu süsleyip güzelleştirir. Birşeyden yumuşaklık çekilip alınırsa onu lekeler.

    Rasûlüllah (S.A.V) bir sefere veya savaşa çıkmak istediği zaman hanımları arasında kur´a çeker onlardan hangisinin ismi çıkarsa onun­la giderdi. Hz. Peygamber Benî Mustalık´ın efendileri ve liderleri el-Harîs îbn Dırar´in komutasında kendisiyle savaşmak için birlikler topladıklarını öğrenince, onlar Medine´ye saldırmadan, kendisi onla­ra ansızın baskın yapmaya karar verdi. Hanımları arasında kur´a çek­ti. Hz. Aîşe´nin adı çıktı. Aîşe hevdec´ine [3] bindi ve onunla birlikte

    Müslüman ordusu, el-Mûreysî denilen kuyunun başında Benî Mustalık´la karşılaştı. Benî Mustalık´ın hezimete uğramasıyla biten bir savaş oldu. Onların kadınları da esir edildiler. Müslüman ordusu Medine´ye doğru yoia çıktı. Medine´ye yakın bir yerde konakladı. Ka­file hareket etmek üzereyken Hz. Aîşe abdest bozmak için konakla­ma yerinden uzaklaştı. Hevdec´ine döndüğü zaman eliyle´ göğsünü yokladı ki, göz boncuğundan dizilmiş gerdanlığı kopmuştu. Hemen dönüp onu aradı. Fakat bulamadı. Bu arada onu ararken vakit kaybet­miş, geride kalmıştı. Hevdeci´nin bulunduğu yere döndü. Onu taşı­yanlar Aîşe´yi içinde zannederek hevdeci bindiği devenin üzerine koymuşlardı. Hevdecin ağırlığından içinde olup olmadığının farkına varmamışlardı. Zaten Aîşe yaşı küçük bir kadındı. Ayrıca ona sesle­nerek içinde olup olmadığını kontrol etmemişler, öylece gitmişlerdi.

    Aîşe gerdanlığını bulup konaklama yerine geldi. Ama orada hiç kimseyi bulamadı. Onların kendisini arayacaklarını ve onun yanına tekrar geleceklerini zannederek daha önce kaldığı yerde bekledi. Ora­da otururken gözlerini uyku bürüdü ve uyuyup kafdı.

    Ordunun artçılarından olan Safvan İbnu´l-Muatta! es-Sûlemî, ge­ride kalan eşyayı bulup götürmek için ordunun arkasına kalmıştı. Sa­bahleyin Safvan İbnu´l-Muattal Aîşe´nin bulunduğu yere gelince uyu­yan bir İnsan karaltısı gördü ve onun yanına geldi. Hicab ayeti (örtün­meyi emreden ayet) inmeden önce Aîşe´yi gördüğü için onu tanımış­tı. AÎŞe uyandı. Safvan, «İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn» [4] deme­ye başladı. Sanki onu uyandırmak istercesine İnnâ lillâhi´yi tekrarla­yıp duruyordu :

    ?İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râ-ciûn.

    Onunla konuşmaktan sakınıyordu. Daha sonra deveyi yaklaştırdı ve şöyle dedi:

    ? Anne, kaikıp biner misin?

    Aîşe deveye bindi. Safvan İbnu´l-Muattal devenin yularını çeke­rek hızla yürümeye başladı.

    Müslüman ordusu sabahleyin Medîne´ye varıp Aîşe´nin devesi çöktürülmek üzere evinin önüne götürüldü ve yavaş yavaş hevdec in­dirildi. Bir de baktılar ki içinde Aîşe yok. Rasûlüllah (S.A.V) ve ashabi bir süre ne yapacaklarını şaşırdılar. Rasûlüllah´ın (S.A.V) yolda kendisiyle birlikte oiduğu bazı kimseler mü´minlerin annesi Aîşe´yi aramaya koyuldular.

    Safvan İbnu´l-Muattal´ın devesi geldi. Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´nin iyi olduğunu öğrenince içi rahatladı. Geride kalmasının sebebini Aîşe´nin kendisinden dinledi ve hiçbir şeyi yadırgamadı. Ama Aîşe hastalandı.

    Münafıkların başı Abdullah İbn Ubeyy Ibn Seluİ bunu fırsat bile-

    ? Vallahi, ne Aîşe, o adamdan dolayı kurtulur, ne de o adam, Aîşe´den dolayı kurtulur, demeye başladı.

    Aralarında Rasûlüllah´ın şairi Hassan İbn Sabit, Ebû Bekr´in ya­kını ve çok iyilik yaptığı Mistah İbn Usase, Rasûlüllahın halasının kı­zı ve mü´minlerin annesi Zeyneb Bint Cahş´ın kızkardeşinin bulundu­ğu bazı müslümaniar Abdullah İbn Ubeyy İbn Selul´un sözünü tekrar edip durdular.

    Söz, Ebû Bekr´in kulaklarına eriştiği gibi Rasûlüllah´a da ulaştı. Rasûlüllah bunu kesinlikle reddetmişti. Ancak onların hiçbiri korkunç şayia sebebiyle Aîşe´yle yüzyüze gelip görüşmediler...

    Hz. Aîşe şöyle anlatmaktadır:

    ? İftiraya girişen Abdullah İbn Ubeyy İbn Selul´dü. Medine´ye geldik. Çok geçmeden hastalandım ve bir ay çektim. Halk iftiracıla­rın uydurdukları iftiralara dalmışlardı. Bense bunlardan hiçbir şey se-zememiştim. Yalnız, evvelce hastalandığım zaman, Rasûlüllah´tan gördüğüm lütuf ve iltifatları bu hastalığım sırasında göremeyişirn ve kendisinin, yanıma girdikçe, selâm verip, adımı anmadan :

    ?: Hastanız nasıldır? diye sorarak dönüp gidişi beni şüphelendi­riyor ve üzüyordu.

    Nihayet biraz iyileştikten sonra dışarı çıktım. Bu, şu şekilde ol­muştu.

    Ben bir gece Mîstah´in annesiyle hacet giderme yerimiz olan menasi tarafına çıkmıştım. Buraya ancak, geceden geceye çıkardık. Bu da evlerimizin yanında helalar edinmemizden önceydi. O zaman, bizim halimiz göçebe Arapların sahrada ihtiyacımızı gidermelerine benzemekteydi. Biz Araplar helaları evlerimizin yanında bulundur-

    maktan tiksiniyorduk. Ben, Ebû Ruhm İbn Abdimenaf´ın kızı (ki onun annesi : Ebû Bekr es-Sıddîk´in teyzesi de olan Sahr İbn Amir´in kızı­dır, onun oğlu da Mistah İbn Usase´dir) Ummu Mıstah (Mistah´ın an­nesi) la ihtiyacımızı gidermeye çıktık. İhtiyacımızı giderip dönerken Ummu Mıstah çarşafına takılıp düştü ve şöyle dedi-

    ? Kahrolsun Mıstah : Aîşe şöyle dedi :

    ? Sen ne kadar kötü konuşuyorsun. Bedîr savaşında bulunan birisine mi sövüyorsun?

    Ummu Mıstah.

    ? Bak, şu saf tazeye! Onun söylediklerini duymadın mı? dîye cevap verdi.

    Aîşe sordu :

    ? O, ne söylemiş?

    Ummu Mıstah iftiracıların söylediklerini ona anlattı. Böylece hastalığım geri geldi ve bir kat daha arttı. Evime döndüğümde Ra-sûlüllah yanıma girdi ve :

    ?Hastanız nasıl? diye sordu. Aîşe :

    ? Anne ve babamın yanına gitmeme izin verir misin? dedim..

    Ben ebeveynimin yanına gidip aleyhimdeki haberin içyüzünü an­lamak istiyordum. Peygamber (S.A.V) izin verdi. Böylece ebeveynime geldim. Anneme :

    ? Anneciğim! Halk benim aleyhimde neler söylüyorlar? diye sordum.

    Ummu Rûman :

    ? Yavrum! Sen kendini üzme. Vallahi, bir kadın senin gibi güzel ve kocasının yanında sevgili olsun ve onun kumaları ollşun da aley­hindeki lâflar çok olmasın. Bu pek nadirdir diye cevap verdi.

    Aîşe :

    ? Subhânellah! Demek, halk böyle şeyler konuşmuşlar! dedi.

    O gece sabaha kadar devamlı ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Ağlaya ağlaya sabahı ettim. Rasûlüllah (S.A.V) Ali İbn Ebî Tâlib ve Usâme İbn Zeyd´i çağırdı. Vahiy gecikti­ğinden ailesinden ayrılma konusunu onlara sordu. Usâme İbn Zeyd, Rasûlüllah´ın ailelerinin her türlü şüpheden uzak olduğu hakkında bil­diğini ve gönlünde onlara karşı taşıdığı sevgiyi Rasûlüllah´a açıkla­mak üzere :

    ? Ya Rasûîellah! Onlar senin ailelerindir. Biz onlar hakkında hayırdan başka birşey bilmiyoruz, dedi.

    Ali İbn Ebî Talib ise :

    ? Ya Rasûlellah! Allah, sana dünyayı daraltmamıştır. Ondan başka kadın çoktur. Yine de sen onun hizmetçisi olan kadına sor, o sana doğruyu söyler, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Berîre´yi çağırıp :

    ?Berîre! Sen, Aîşe´de, seni şüphelendirecek birşey gördün mü? dedi.

    3erîre (Aîşe´nin hizmetçisi) :

    ? Hayır, Seni, hak peygamber olarak gönderen Allah´a yemin ederim ki : Benim onda kusur olarak görebileceğim şey, ancak şu­dur: Kendisi, çok genç olduğu için, ev halkının hamurunu yuğururken uyuya kalırdı da-evde beslenilen hayvan gelir hamuru yerdi dedi.

    Rasûiüllah [S.A.V) o gün kalktı ve Abdullah İbn Ubeyy İbni Selul hakkında konuşacağı için mazur görülmesini istedi ve minber´den şu" konuşmayı yaptı :

    ?Ey müslüman cemaatı! Ailem aleyhindeki iftirasiyle beni üzüntüye düşüren bir şahsa karşı bana kim yardım eder? Halbuki, vallahi ben ailem hakkında hayırdan başka birşey biliyor değilim! On­lar, ,öyie bir adamın (Safvan Ibnu´l-Muattal´ın) adını ortaya attılar ki ben, onun hakkında da hayırdan başka birşey bilmiyorum. Hiçbir za­man, ben yanında bulunmadıkça, o evlerimden hiçbirisine girmemiştir.

    Evs´in seyyidi (efendisi) Sa´d İbn Muaz kalkıp şunu söyledi :

    ? Ya Rasûlellah! Sana ben yardım edeceğim. O iftiracı, Evs ka-bîiesindense, onun boynunu ben vururum. Eğer o Hazredi kardeşleri-mizdense bize emredersin, biz de emrini yerine getiririz.

    Ju defa da -Hazrec´in efendisi- Sa´d İbn Ubâde ayağa kalktı. Bun­dan önce iyi bir adamdı. Fakat kabile taassubuna kapılıp Evs´in efen­disi Sa´d İbn Muâz´a :

    ? Vallahi sen yalan söylüyorsun. Sen onu (Abdullah İbn Ubeyy´i) öldürmeyeceksin ve öldüremezsin dedi.

    Useyd İbn Hudayr-Sa´d İbn Muâz´ın teyzesinin oğlu ayağa kal­kıp Sa´d İbn Ubâde´ye şu sözü söyledi :

    ? Sen yalan söylüyorsun. Vallahi sen münafıksın ve münafıklar adına mücadele ediyorsun.

    Evs ve Hazrec kabileleri birbirlerine karşı sıralanmışlardı. Ra­sûlüllah (S.A.V) minberdeyken dövüşmeye karar vermişlerdi. Rasû!-üllah (S.A.V) onları devamlı yatıştırmaya çalıştı. Onlar sustular. Ra­sûlüllah (S.A.V)´da sustu.

    O günümü öyle geçirdim. Ne gözümün yaşı diniyor, ne de gözü­me uyku giriyordu. Annem ve babam sabaha kadar basımda bekledi­ler. İki gece bir gündüz ağladım. Ne uyuyor ne de gözümden akan yaşlar duruyordu. Öyle ki annemle babam ağlamaktan ciğerimin par­çalanacağını zannettiler. Annemle babam yanımda oturduklar! ve be"n de ağladığım sırada, Ensar´dan bir kadın gelip benden izin istedi. Ben de ona izin verdim. O da oturdu, benimle birlikte ağlamaya başladı. Biz bu haldeyken Rasûlülllah (S.A.V) içeri girdi. Selâm verip oturdu. Halbuki Rasûlüliah (S.A.V) bundan önce, aleyhimde dedikodu başlaya-Iıdan beri yanımda oturmamıştı. Bir ay beklediği halde benim hak­kımda kendisine birşey vahyolunmamışti. Rasûlüllah (S.A.V) oturun­ca şahadet getirdi ve şöyle dedi :

    Aîşe! Senin aleyhinde bana şöyle şöyle sözler geldi. Eğer sen bunlardan uzak isen Allah senin temiz ve uzak olduğunu açıkla­yacaktır. Şayet böyle bir günaha yakiaştıysan, Allah´tan af dile ve ona tövbe et. Çünkü kul günahını itiraf ettiğinde ve arkasından töv­be ettiği zaman, Allah onun tövbesini kabul eder.

    Rasûlüllah (S.A.V) sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Öyle ki bir damla bile yaş bulamıyordum. Babama şöyle dedim.

    Söyledikleri hakkında Rasûlüilah´a cevap ver!

    Ebû Bekr:

    ? Vallahi, Rasûlülllah´a ne diyeceğimi bilmiyorum? Araplardan hiçbir aile bilmiyorum ki benim başıma gelen onların da başına gel­miş olsun! Vallahi Allah´a ibâdet etmediğimiz Cahil iye çağında bize karşı söylenemeyen bu şeyler, müslûmanlık devrimizde bize söyİen-di, dedi.

    Aîşs annesine :

    Rasûlüilah´a cevap ver, dedi.

    Ummu Rûman:

    -U Rasûlüilah´a (S.A.V) ne diyeceğimi bilmiyorum? dedi.

    Aîşe şu konuşmayı yaptı:

    ? Ben küçük yaşta bir kadın olduğum için, Kur´an´dan kendimi savunacak çok âyet okuyamazdım. Vallahi, ben anladım ki, siz bu söz­leri duymuşsunuz ve hatta gönüllerinizde yer etmiş, onlara inanmışsı­nız. Ben size, o kötülükten uzağım, desem -ki Allah biliyor, uzağım-bana bu konuda İnanmazsınız. Ben kötü bir iş yaptım diye itirafta bu-İunacak olsam -ki Allah biliyor, ben böyle birşeyden beriyim uzağım-siz beni mutlaka tasdik edersiniz. Vallahi, ben sizin için Yusuf´un ba­basının (Yakub´un) sözünden başka bir misal bulamıyorum. O şöyle demişti: «Artık bana düşen güzelce sabredip katlanmaktır. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak, ancak Allah´tır.» [5]

    Daha sonra dönüp yatağıma yattım. Ben o sırada berî (uzak, te­miz) olduğumu ve Allah´ın beni ondan temiz çıkaracağını biliyordum. Fakat vallahi Allah´ın benim durumum hakkında Kur´an´da okunan bir vahiy indireceğini sanmıyor, şahsımı ilgilendiren bir mesele için Kur´an´da Allah tarafından dile getirilmekten kendimi çok uzak ve aşağı görüyordum. Ancak Rasûlüllah´ın uykuda bir rüya göreceğini ve Allah´ın o rüya ile beni yapılan iftiralardan uzak tutup temize çıkara­cağını umuyordum. Vallahi daha Rasûlüllah (S.A.V) yerinden kalkma­mış ve ev halkından hiçbiri dışarı çıkmamış idi ki Allah ona vahiy in­dirdi. Kendisini, vahyin şiddeti tuttu. Ondan İnci tanesi gibi ter bo­şandı. Nitekim kış günlerinde bile kendisine gelen vahyin ağırlığın­dan dolayı öyle olurdu. Vahyin, kendisine inen sözün ağırlığı üzerin­den kalkınca Rasûlüllah [S.A.V) gülmeye başladı. Bana söylediği ilk söz şuydu :

    ? Aîşe! Yüce Allah seni temize çıkardı.

    Annem şöyle dedi :

    ? Kalk, ormn yanına git (de Rasülüliah´a teşekkür et). Aîşe şu cenabı verdi :

    ? Vallahi ben, ne kalkıp onun yanına varırım. Ne de yüce Allah´­tan başkasına hamdederim.

    Yüce Allah şunu indirmiştir: «O uydurma haberi getirenler, sizin içinizden bir gruptur. Onu siz kendiniz için bir şer sanmayınız. Belki o, sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah vardır. On­lardan günahın büyüğünü üzerine alan kimseye de büyük bir azap var­dır.» [6]

    Yüce. Allah Hz. Aîşe´yi yedi kat semânın ürerinden kıyamete ka­dar okunacak olan Kur´an´la temize çıkarmıştı.

    Hz. Aîşe, Rasûlüllah (S.A.V)´in evindeki yerine döndü. İnsanların kendisiyle ibâdet ettiği Kur´ân ve ağır iftiradan berâetini ortaya ko-yon ilâhî bir zafer işareti olan Nûr âyetlerinden bir taçla kuşatılmış olarak...

    Dopdolu olan aile hayatına yeniden başlamak için döndü. Sevgili zevcinin yanındaki çocuksu davranışlarına bürünerek.

    Rasûlüllah (S.A.V), Safiyye Bint Huyey İbn Ahtab daha sonra Urn-mu Habîhe Bint Ebî Sufyan ve Meymune Bintu´l-Harîs el-Hilalîyye f!e evlendi,

    Aîşe dedi :

    ? Ya Rasûlellâh! Sevgili arkadaşlarımın (Rasûlüllah´ın zevcele­rini kastediyor) hepsinin künyeleri var.

    Rasûlüllah (S.A.V) şöyle cevap verdi.

    ? Sen de oğlun Abdullah İbnu´z-Zubeyr´in adiyle (Esma Bint Ebî Bekr´in oğlu) adiyle künyelenirsin.

    Aîşe Rasûlüllah´i [S.A.V) babasına şikâyet etti ve şöyle dedi :

    ? Ya Rasûlellâh! Âdil ol.

    Ebû Bekr kızının yanağına vurup :

    ? Sen Allah´ın Rasûlü´ne mi âdil ol diyorsun? dedi.

    Peygamber [S.A.V) burnundan elbisesinin üzerine akan kanı ve onun elbisesinden kanı eliyle silmeye ve şöyle söylemeye başladı.

    ? Biz bunu istemedik, biz bunu istemedik.

    Rasûlüllah´ın hanımları, kızı Fâtıma´yı ona gönderdiler. Rasûlüllah (S.A.V) Aîşe´yle birlikte yatarlarken Fâtıma ondan içeri girmek için izin İstedi. Rasûlüliah (S.A.V) içeri girmesine izin verdi. Fâtima şöyle dedi:

    ?Ya Rasûlellâh! Hanımların senden Ebû Bekr´in kızma adaletli davranmanı istiyorlar (yani ona farklı davranmamasını istiyorlar).

    Aîşe Bint Ebî Bekr sessiz duruyordu. Peygamber (S.A.V):

    ? Kızım! Sen benim sevdiğimi sevmez misin? dedi. Fâtıma :

    ? Severim, dedi. Rasûlüliah (S.A.V):

    ? Öyleyse bunu (Aîşe´yi) sev diye cevap verdi.

    Fâtıma babasından bu cevabı alınca kalkıp Rasûlüllah´ın hanımla­rının yanına döndü ve onlara, babasına ne söylediğini ve babasının verdiği cevabı aktardı. Onlar Fâtıma´ya :

    ? Senin bize hiçbir şey yaptığını görmüyoruz. Rasülüliah´a {S.A.V) tekrar git ve ona şöyle de : Hanımların senden Ebû Bekr´in kızı hakkında adalet istiyorlar, dediler.

    Fâtıma :

    ? Vallahi, artık bu konuda onunla asla konuşmiyacağsm.

    Rasûlüllah´ın hanımları mü´minlerin annesi Zeyneb Bint Cahş´ı Rasülüliah´a gönderdiler. O itibar yönünden Aîşe´nin rakibiydi. Rasûl­üllah (S.A.V), Fâtıma´nın geldiği sırada Aîşe´yle birlikte olduğu halin­deyken Peygamber´den (S.A.V) içeri girmek için izin istedi. Peygam­ber (S.A.V) içeri girmesine izin verdi. Zeyneb Bint Cahş :

    ? Ya Ra.sûleltah; Hanımların, senden Ebû Kuhafe´nîn kızına karşı adaletli olmanı istemek üzere beni gönderdiler dedi.

    Mü´minlerin annesi Aîşe şöyle der:

    .? Daha sonra bana atıp tuttu. Lâfı uzattıkça uzattı. Ben gözü­mün ucuyla Rasûlüliah´ı takip ediyor acaba benim onun hakkında ko­nuşmama izin verecek mi diyordum. Zeyneb ise hâlâ devam ediyordu. Nihayet anladım ki Rasûiüllah (S.A.V) benim kendimi müdafaa etme-mi kötü görmiyecek. Zeyneb´e hiç acımasızca hücum ettim.

    Bunun üzerine Rasûiüllah :

    ? O Ebû Bekr´in kızıdır, demiştir.

    Rasûiüllah (S.A.V) bir gün Aîşe´nin odasına girdiğinde Aîşe ona :

    ? Günboyu neredeydin? diye sordu. Rasûlüllah (SAV) :

    ? Humeyra! Ümmü Seleme´nin yanındaydım diye cevap verdi. Aîşe :

    ? Ümmü Seleme´den usanmıyor musun? dedi.

    Rasûlüllah {S.A.V) gülümsemekie yetindi,. Çünkü onun kıskançlı­ğını biliyordu.

    Amr İbnu´l-As. Rasûîüllah´a (S.A.V) sordu :

    ? Ey Allah´ın Rasûlü! İnsanlardan senin en çok sevdiğin kimdir? Peygamber (S.A.V) :

    ? Aîşe´dir cevabını verdi. Amr İbnu´l-As tekrar sordu :

    ? Peki, erkeklerden kimdir? Rasûlüllah :

    ? Onun (Aîşe´nin) babasıdır diye cevap verdi.

    Rasûlüllah [S.A.V) Aîşe´ye şöyle demişti :

    ? Ben senin bana ne zaman dargın olmadığını yinebana ne zaman dargın olduğunu bilirim. Aîşe ise :

    ?Bunu, nereden biliyorsun? dedi. Rasûiüllah (S.A.V) :

    ? Bana dargın olmadığında : Hayır, Muhammed´in Rabbine ye­min olsun dersin. Dargın olduğunda da : Hayır, İbrahim´in Rabbine ye­min olsun ki dersin, buyurdu.

    Aîşe :

    ?Evet, vallahi, ey Allah´ın Rasülü! Sadece senin ismini bırakı­yorum dedi. .

    Aîşe Rasûlütlah´a (S.A.V) sorardı :

    ? Ya Rasûlellah! Bana olan sevgin nasıldır? Rasûiüllah (S.A.V) :

    ? İpin düğümü gibi, dedi. . Aîşe tekrar sordu :

    ? Ya Rasûlellah! Düğüm nasıldır? Rasûlülİah [S.A.V) :

    ? Olduğu gibidir.

    Aîşe Rasûlüllah´ın gözünü, gönlünü açacak ve onu memnun ede­cek şeyleri görmesine çok önem verirdi. Bir gün Rasûiüllah onun ya­nına geldi ve elinde birkaç gümüş yüzük gördü :

    ? Ne bunlar Aîşe? dedi. Aîşe :

    ? Ya Rasûlellah! Onları seni süslemek için yaptım, dedi. Peygamber [S.A.V):

    ? Onların zekâtlarını veriyor musun? dedi.

    ? Hayır, Allah istemedi ki: Rasûiüllah:

    ? Ateş olarak bu sana yeter, buyurdu.

    Aîşe şöyle derdi :

    ? Rasûlüiiah´in {SAV) hanımlarından Hadîce´yi kıskandığım ka­dar hiçbirisini kıskanmadım. Çünkü Rasûlüllah onu çok anardı. Hal­buki benimle, onun vefatından üç yıi sonra evlendi. Rabbi veya Ceb-raîl onun için cennette altından bir köşk olduğunu müjdelemişti. Bir gün Hadîce´nin kızkardeşi Hale Bint Huveylid içeri girmek için Ra-sûlüllah´tan izin istedi. Rasûiüllah, sesi benzediği için Hadîce´yi hatır­ladı ve heyecanla.

    ? Aman Allah´ım! Bu Hale! diye haykırdı.

    Aîşe´ye yine kadınlarda eksik olmayan kıskançlık duygusu geldi :

    ? Kureyş´in kocakarılarından olup bir süre önce ölmüş, avurtla­rının içi kırmızı bir kocakarıyı ne anıp duruyorsun? dedi.

    Rasûlüllah´ın (S.A.V) yüzü, Aîşe´nin ancak vahiy geldiği zaman veya rahmet ya da azap mı olduğunu, anlamak için düşündüğü anda gördüğü bir değişikliğe uğradı.

    Peygamber (S.A.V) Hale Bint Huveylîd´e iyi davranıp ikramda bu­lundu. O gittikten sonra Aîşe şöyle dedi :

    ? Vallahi sen bu kocakarıya hiç kimseye yapmadığın şeyi yapı­yorsun.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? O, bize Hadîce´nin yanma gelirdi. Sevgide cömert olmanın imandan olduğunu bilmiyor musun?

    Rasûlüllah (S.A.V) onu çok anardı. Ba2an koyun kesip, parçalar ve Hadîce´nin dostlarına gönderirdi. Bunun üzerine Aîşe şöyle derdi :

    ? Sanki dünyada Hadîce´den başka kadın yok! Rasûlüllah da şu karşılığı verirdi :

    ? O, şöyle şöyle idi ve benim ondan çocuğum da oldu.

    Allah için söyleyeceksek; Hz. Aîşe sağlam yaratılışlı bir kadın­dır. Havva anamızdan miras aldığı kadınlık yaratılışını münafıklığa ve­ya riyakârlığa sapmadan ortaya koymuştur.

    Bütün bunlardan sonra, onun kızdırıcı ve huzursuzluk verici gibi görünen kıskançlığı yeryüzünde bir eşi daha olmayan erkeğine duy­duğu derin sevginin görüntüsünden, Rasûlüllah (S.A.V)´e olan bağlılı­ğının delilinden ve önüne geçilmez bir istekle onu kendisine bağlama çabasından başka bir şey değildir.

    Aîşe Rasûlüllah´la birlikte bazı seferlere çıkmıştı. Ei-Beyda veya Zatulceyş´de iken Aîşe´nin gerdanlığı kopmuştu. Ttasûlüllah (S.A.V) gerdanlığın aranması için yerinden ayrılmadı. Ashab da ayrılmayıp orada kaldı. Orada su olmadığı gibi yanlarında da su yoktu. Ashap Ebû Bekr´e gelip:

    ? Nedir.bu Aîşe´nin ettiği, Rasûlüllah´ı (S.A.V) ve bizi burada beklemeye mecbur etti. Üstelik ne yanımızda ne de burada su var?

    Ebû Bekr, Rasûlüllah (S.A.V) başını Aîşe´nin dizlerine koymuş bir şekilde uyurken gelip :

    ? Rasûlüllah´ı ve diğer insanları alıkoydun. Üstelik sulan da yok, dedi.

    Ebû Bekr ona epeyce lâf saydı ve eliyle böğrüne dürtmeye baş­ladı. Rasûlüliah´ın başı dizlerinde olduğundan hareket etmesine de imikân, kalmıyordu. Peygamber [S.A.V) kalktığında sabah olmuştu ama su yoktu... Böylece Allah Ta´âla teyemmüm âyetini indirdi : »Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm ediniz. Ondan yüz­lerinize ve ellerinize sürünüz.» [7]

    Bunun üzerine Useyd İbn Huzayr şoyie demiştir;

    ?Ey Ebû Bekr´in ailesi! Bu sizin bereketinizin (hizmetinizin) il-ki değildir.

    Aîşe üzerine bindiği deveyi gönderince gerdanlığını onun altında buldu.

    Aîse anlatır:

    ? Halk hediyeleri için Aîşe´nin gününü (nöbetini) araştırırlardı. Kumalarım Ummu Seleme´nin yanında toplanarak şöyle demişler: Ummu Seleme! Vallahi! Halk hediyeleri için Aîşe´nin gününü araştırı­yorlar.

    Aîşe´nin istediği gibi biz de hayır istiyoruz. Rasûlüllah´tn halka
  4. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Hz.Hafsa Binti Ömer (radiyallahu anha )



    Hz. Ömer´in Kızı Hafsa (R.Anhâ)



    Kızım, güzelliği olan ve Rasûlüllah (S.A.V)´in kendisine sevgi duyduğu şu kadın (Aîşe)´nin durumu seni aldat­masın. Vallahi, biliyorsun ki Allah´ın Rasûiü seni (onun kadar) sevmez. Ben olmasaydım, seni başardı.»[1]

    Bu Ömer İbnu´l-Hattab´ın kızı Hafsa´dır. Abdullah İbn Ömer, onun ana baba bir erkek kardeşidir. Hafsa, Peygamber´e peygamberlik gel1 meden beş sene önce Kureyş Kâ´be´yi yeniden yaparlarken doğmuş­tur. Müslüman olan ve ilk defa Habeşistan´a hicret eden Huneys İbn Huzafe ile evlenmiştir. Hafsa kocasıyla birlikte Medîneye de hicret etmiştir. Karı koca her ikisi de Bedir´e iştirak etmişlerdir. Huneys Uhud´a çıkmış ve yaralanmış, daha sonra ölmüştür. Geride Hafsa Bint Ömer İbnu´l-Hattab´ı dul bırakmıştır.

    Ömrünün baharı sayılan on sekiz yaşında dui kalan kızının duru­mu Hz. Ömer´i ziyadesiyle üzdü.

    Kızının gençliğini alıp gücünü tüketen, çocukluğunu yok eden dulluğunu gördükçe derdi artıyor, evine her girdikçe elem verici bir tutukluğa kapılmaya başladığını hissediyordu. Uzun uzun düşündük­ten sonra, yas tuttuğu altı küsur ay süresince kaybettiği şeyleri ona verecek ve yakınlığından rahatlık ve ülfet duyacak bir koca seçmeye karar verdi,

    Hz. Ömer Hafsa´nın dul kaldığını görünce Osman İbn Affan´a gi­dip kızını ona teklif etti. Osman ;

    ? Benim evlenmeye niyetim yok diye cevap verdi.

    Ömer İbnu´l-Hattab, Ebû Bekr es-Sıddîk´a gitti. Kızını ona teklif etti. O da cevap vermedi. Ömer Ebû Bekr´e danldı. Daha sonra Ra-sûlüilah´a (S.A.V) gitti. Osman İbn Affan´ı ona şikâyet etti. Ebû Bekr İbn Ebî Kuhafe´nin yaptığını da anlattı. RasûlüÜab {S.A.V) gülümse­yip :

    ? Hafsa´yı Osman´dan daha hayırlısı alacak Osman da Hafsa´-dan daha hayırlısıyla evlenecek.

    Ömer, Osman´dan ve kızı Hafsa´dan daha hayırlı kimler olabilir diye şaşırdı.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hafsa Bint Ömer´le nişanlandı..Ebû Bekr Ömer İbnu´l-Hattab´a gidip:

    ? Artık bana kızma! RasulülTafr(S.A.V) bana Hafsa´dan bahşet misti. Rasûlüllah´ın sırrını açığa vurmak istemedim. Ama eğer onu al­masaydı ben evlenecektim, dedi.

    Osman İbn Affan Rasûlüliah´ın (S.A.V) kızı Ummu Kuisum´la ev­lendi. Hicretin üçüncü senesinde de Rasûiüllah [S.A.V} Hafsa Bint Ömer´le evlendi. Rasûlüllah (S.A.V} Osman´dan.daha hayırlıydı. Um­mu Kulsum´da Hafsa´dan daha hayırlıydı.

    Medîne, Hz. Ömer´i şereflendirmek, Hafsa´nın. yarasını- sarmak için Rasûlüllah´ın mübarek elini öpmekte yarıştı.

    Rasûlüllah´ın evinde Sevde ve Aîşe varken Hafsa gelin olarak geldi.

    Bir gece Rasûiüllah {S.A.V) Hafsa´nın evine gitti. Hafsa Aîşe´yi ziyaret etmek için izin istedi. Rasûiüllah ona izin verdi.

    Peygamber (S.A.V) Mariye´ye yanına gelmesi için haber gönder­di ve Mariye´yi Hafsa´nın odasına aldı. Ömer´in kızı dönünce Mari-

    ye´yi RasölOlîah´Sa birlikte kendi odasında buldu. Mariye çıkıncaya kadar içeri girmedi. Daha sonra içeri girip Peygamber´e (S,A,V) :

    ? Evde birisinin seninle birlikte olduğunu gördüm, dodi. Ağladı ve öfkeyle,:

    ? Ya Rasûlallahl Hanımlarından hiçbirine yapmadığın birşeyi benim nöbetimde, benim odamda ve benim yatağımda bana yaptın, dedi.

    Rasûlüilah (S.A.V) onu razı etmek için yanma geldi ve :

    ? Onu kendime haram kılıp asla ona yaklaşmamama razı olmaz mısın?

    Hafsa Bint Ömer:

    ? Tamam razı olurum, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) ona yaklaşmamaya yemin etti,.: Daha sonra ds Hafsa´ya:

    ? Bunu benim için gizle dedi.

    Fakat Hafsa Hz. Peygamber´in sırrını gizlemedi. Aksine Aîşe´ye gitti. Kumasına ve onun arkadaşına : .

    ? Allah bizi Mariye !den kurtardı. Çünkü Rasûlüllah (S.A.V) onu kendisine haram kıldı, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hafsa´nın; Rasûlüllah´ın sırrını saklamadığını Öğrendi, Aîşe, Mariye meselesini anlattı. Ömer´in kızının gizlediği ba­zı şeyleri de Rasûlüllah Aîşe´ye haber verince Aîşe:

    ? Bunu sana kim haber verdi diye sordu. Rasûlüllah [S.A.V):

    ? Bana Alîm ve Habîr olan Allah haber verdi diye cevap verdi,

    Haber Rasûlöllah´ın hanımları arasında yayıids. Çeşitli sözler söy­leyerek geldiler. Peygamber (S.A.V) onlarla bir ay görüşmemeye ye-mÎR etti ve bir hurma kütüğü vasıtasıyle üzerine çıkılan kiler´e çekil­di. Rasûlüliah´ın hizmetçisi Rabah da hurma kütüğünün üstüne çıkıp

    Müslümanlar arasında Rasûlüiîah´in hanımlarını boşadiğ; dediko­dusu yayiEdı. Üzgün ve pişman bir halde odalarında büzülüp kaldılar. Durum beklemedikleri bir şekilde gelişti. .

    Ömer İbnu´I-Hattab meseleyi haber alınca Ebû Bekr´in kızının ya­nma gitti ve ona:

    ? Ebû Bekr´în kızı! Senin Rasûiüllah´ı incittiğini duydum, dedi. Aîşe :

    ? Ey Hattab oğlu! Bana ve sana ne oluyor? Sen kendi kusuruna bak, diye" cevap verdi.

    ,Ömer kızı Hafsa´nın yanına gitti ve ona :

    ? Hafsa sizden biriniz Rasûlüilah´] (S.A.V)´mı kızdırdı diye sordu. Hafsa :

    ? Evet, dedi. Ömer İbnu´I-Hattab :

    ?Kahrolasıcalar! Rasûlünü kızdırmakla Allah´ı kızdırıp mahvol-madığınızdan emin misiniz.

    Rasûlüilah´a karşı çok konuşmarbirşey hakkında onunla münaka­şa etme, onu terkedip gitme. Aklına gelen şeyi bana sor. Komşunun (Aîşe´ninj senden daha güzel olması ve Rasûlüllah´ın onu daha çok sevmesi seni aldatmasın, dedi.

    Buhari ve Müslim´deki bir hadiste Hz. Ömer´in İbni Abbas´a. naklettiğine göre, o Mescid-i Nebî´ye geldi. Orada Müslümanları., başlarını eğmiş olarak çakılları karıştırırken :

    «Rasûlüllah (S.A.V) hanımlarını boşadı» derlerken buldu.

    Rasûlüllah (S.A.V) hanımlarından uzlete çekildiğinin az öncesin­den beri kimse onlar hakkında Allah´ın Rasûlü´ne bir şey demeye ce­saret edemiyordu. Ancak Ömer, kızı da olaya sebep olunca, buna da­yanamadı. Rasûlüllah (S.A.V)´in içinde uzlete çekildiği hücreye yö­neldi. Rasûlüllah (S.A.V)´in kölesi Rebah hücresinin eşiğinde ayakte bekliyordu. Ömer, Rasûlüilah (SAV)´in yanına girmek için izin iste­di. Tekrar izin istedi. Rebah cevap vermedi.

    Bunun üzerine Ömer yalvarırcasına bağırdı:

    «Ey Rebah! Benim İçin Rasûlüllafı´tan izin iste. Ben zannediyo­rum ki, Rasûlülllah benim Hafsa için geldiğimi zannetti... Vallahi, Hafsa´nın boynunu vurmamı emrederse, hiç acımaz boynunu vuru­rum!»

    Onun sesi Fahr-i Kâinât´ın kulağına ulaştı ve onu müteessir etti. Ömer´e izin verince o da girdi. Ömer´odanın sağına soluna bakıp ağ­ladı. Rasûlüliah (S.A.V) :

    «Seni ağlatan nedir, ey Hattab´ın oğlu?.» diye sordu.

    Ömer, Rasûlüllah (S.A.V)´in üzerinde yatipta vücûdunda iz bıra­kan hasıra, bir avuç arpayla, bir o kadar da sebzeye işaret etti. Bu bir avuç arpa ve sebze odadaki yiyeceğin hepsi idi.

    Sonra gözyaşlarını tutarak :

    «Ey Allah´ın Rasûlü! Kadınlardan dolayı ne kadar sıkıntı çekiyor­sun. Şayet onları boşarsan Allah da, melekleri de, Cebrail de, Mikâil de seninle beraberdirler. Ben de, Ebû/Bekir de, mü´minler de seninle beraberiz...» dedi.

    Rasûlüllah [S.A.VJ´in güzel yüzünde tebessüm gül gül açıldı. Ona kalb ´huzuru verecek cevabı verdi. Hanımlarını boşamamış, sadece onlardan bir ay uzlete çekilmişti.

    Sanki Ömer´e yeniden can bağışlanmış gibi oldu. İzin İsteyip mescide çıktı ve müslümanlara şu müjdeyi verdi : «Rasûlüllah (S.A.V) hanımlarını boşamadı.»

    Rasûlüllah [S.A.V) Mescid´e gittiğinde, Cenâb-ı Hakk´in şu âyet­lerini cemaate okudu :

    «Ey Peygamber, eşlerinin rızasını arayarak Alllah´in sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine harem ediyorsun? Allah çok bağışla­yan, çok esirgeyendir.»

    «Allah size, yeminlerinizi (keffaretle) çözmeyi meşru kılmıştır. Allah sîzin sahibinizdir. O (size uygun olanı) bilendir, (herşeyi) hik­metle yönetendir.

    «Peygamber eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü (gizli tutmadı, başkasına) haber verip, Allah da onun bu dav­ranışını ona açıklayınca [Peygamber, hanımına] bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. (Peygamber) bunu ona haber verince eşi : ´Bunu sana kim söyledi?´ dedi. (Peygamber) ; ´Her şayi bifen, haber alan Allah bana söyledi´ dedi.

    «Eğer ikiniz Allah´a tevbe ederseniz, kalbiniz gerçekten (tevbenin gereğine) yönelmişti. Ve eğer peygambere karşı birbirinize arka olur­sanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve mü´minte-rîn iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.»

    «O sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisi­ni Allah´a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibâ­det eden (oruç tutarak dünya lezzetlerinden geçip, manâ âlemlerine) seyahat eden dul ve bakire eşler verir.»

    Rasûlüllah´ın hanımları olaydan ders aldılar, Hafsa, pişmanlıktan helak olacak hale gelmişken sükûnete kavuştu.

    Mü´minlerin annesi Hafsa Bint Ömer şöyie der :

    ? Rasûlüllah´ın nafile namazında oturarak sûreyi okuduğunu gördüm. Sûreyi öyle yavaş okuyordu ki sûre ondan uzun olandan da­ha uzun hale geliyordu.

    Yine o şöyle der:

    ? Rasûlüllah (S.A.V) müezzin sabah ezanını bitirdiğinde namaz kılınmadan önce kısa iki rekât namaz kılardı.

    Bir gece Medine´de dolaşmak için mü´minlerin emîrî Ömer İbnu´l-Hattab dışarı çıktı. Zaten bunu sık sık yapardı. Dolaşırken ka­pısını üzerine kapatmış, kocasına olan özlemini dile getiren şiirler söyleyen bir Arap kadınıyla karşılaştı.

    Mü´minlerin emîriömer:

    ? Neyin var? diye sordu. Kadın :

    . ? Kocam birkaç aydanberi- savaştadır. Onu özledim diye cevap

    Ömer İbnu´l-Hattab :

    ? Kötü birşey arzu ettin mî? Kadın :

    ? Allah korusun diye cevap verdi. Mü´minlerin emîri Ömer:"

    ? Sen kendini koru. Ona posta gitmektedir, dedi.

    Mü´minlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab, onun kocasına haber gön­derdikten sonra mü´minlerin annesi Hafsa Bint Ömer´in yanma gitti ve ona sordu :

    ? Sana benim için çok önemli olan bir meseleyi soracağım. Be­ni o konuda rahatlat. Kadın kocasını ne kadar sürede özler?

    Hafsa utanıp başını önüne eğdi.

    Mü´minlerin annesi Hafsa parmaklarıyla üç ay, en fazla dört ay diye işaret etti.

    Mü´minlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab savaştaki görevlilere, bir kimsenin dört aydan fazla hanımından ayrı bırakılmamasını yazdı.

    RasûlüISah (S.A.V), fîabbinin yüce katına göç ettikten sonra Hz. Hafsa, içinde Hz. Âîşe´nin de bulunduğu bütün Rasûlüllah, hanımları arasından, Hz. Ebû Bekr tarafından bir araya toplanan Kur´an nüsha­sını saklama görevine seçilmiştir Bu şöyle olmuştur.

    Hz. Ömer fr.a} haikjn elinde değişik kıraatleri ihtiva eden Kur´-an-ı Kerîm´Ieri, Kur´ân´ın iniş günleri uzaklaşmadan ve çeşitli harb-lerde bizzat Kur´ân´ı Rasûiüllah´in ağzından işiterek ezberleyen hafız­lardan yüztercesînin şehîd olması sebebiyle tek mushaf hafinde top­lamasını ilk haiîfe Hz. Ebû Bekr´den istedi. Hz. Ebû Bekr bu isteğe, biraz tereddüd, istişare ve istihareden sonra olumlu cevap verdi. Müstafi cem´etti ve onu mü´minlerin annesi Hz. Hafsa Binti Ömer´e emânet etti.

    Zeyd İbn Sabit el-Ensarî anlatmaktadır:

    ? Ebû Bekr bana emredince daha önce, deri parçalan, kürek kemikleri ve hurma dallarına yazmış oiduğum Kur´ân-ı topladım. Ebû Bekr vefat edince Ömer bunu tek bir kitaba yazmıştı. O kitap da on-

    da duruyordu. Ömer vefat edince, kitap Rasûlüllah´ın (S.A.V) hanimi Hafsa´daydi. Daha sonra Osman İbn, Affan Hafsa´ya haber gönderip kitabı kendisine vermesini istedi. Hafsa onu verdi. Mushaf o kitapla karşılaştırıldı. Osman kitabı Hafsa´ya geri verdi. Böylece Osman´m içi rahatladı. Halka emretti onlar da mushaflan yazdılar.

    Zunnureyn (iki nûr sahibi) Osman İbn Affan´ın şehit edilmesin­den sonra halk mü´minlerin emîri Ali İbn Ebî Talib´e biat etti. Çıkan büyük fitnede mü´minlerin annesi Aîşe, ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam ve Talha İbn Ubeydillah gibi biati bozup mü´minlerin emîri Ali´yle sava­şanlarla birlikteydi. Mü´minlerin annesi Hafsa da onlarla birlikte Bas­ra´ya gitmeye niyet etmişti. Fakat kardeşi Abdullah İbn pmer onu ge­ri çevirmiş ve Medîne´de birlikte kalmışlardı.

    Mü´minlerin annesi Hafsa ömrünü oruç ve namazla bol böl İbâ­det ederek geçirmiş, Muaviye İbn Ebî Sufyan devrinde vefat etmiştir. O gün Medine´nin valisi olan Mervan îbnu´I-Hakem cenaze namazım kıldıktan sonra Bakî´de mü´minlerin annelerinin yanma defni tamam­lanıncaya kadar beklemiştir.

    Kendisinden birçok hatıralarla beraber mü´minlerîn annesi olmak, emânet edilen mushaf nüshasını hem ezberlemek, hem korumak, Ra­sûlüllah (SAV)´den ve babasından birçok hadîs rivayet etmek gibi büyük, fazîletii, unutulmaz hizmetler, üstünlükler kaldı geriye... [2]



    Yoksulların Annesi







    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Ömer b. el-Hattab

    [2] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 3/70-77.​
  5. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Zeyneb Bint Huzeyme (radiyallahu anha)
    «Hüzeyme´nin Kızı Zeyneb (R.Anhâ)»



    «Ona yoksulların annesi [Ümmül-Mesâkîn) denmesi, onlara karşı çok merhametli ve iyiliksever olmasından dolayıdır.»

    Hz. Hafsa´nın, Rasûlüllah (S.A.V)´in evine gelmesinden kısa bir süre sonra, ilk Kureyş´fi muhacirlerden bir şehidin hanımı olan Zey­neb Binti Huzeyme, mü´minlerin dördüncü annesi olarak oraya girdi.

    Merhametli ve yufka yürekli olduğundan kendisine «yoksulların annesi» diye isim verilmişti. Yoksullara yemek yedirir ve onlara sa­daka verirdi. Amcasının oğlu Cehm İbnu´I-Harîs el-Hilâlî´nin hanımıy­dı... Daha sonra onunla Ubeyde İbnu´I-Harîs İbn Abdi´l-Muttâlib ev­lendi. Kan koca Muhammed İbn Abdiliah´i Allah Tetâlâ´nm peygamber olarak gönderdiğini öğrenince ona gittiler ve kelime-i şehâdeti getir­diler. Böylece onlar İslâm´a ilk girenlerden oldular. Kureyş müşrikle­rinin işkencelerinden onlar da paylarını aldılar. Yesrib´e onlar da hic­ret ettiler. Ubeyde Îbnu´l-Harıs Bedîr savaşında şehit olunca, Rasûlullah (S.A.V) ona evlenme teklif etti. Zeyneb amcası Kabîsa İbn Amr el-Hilâ.lî´yi vekil tayin etti. Amcası onu Rasûlüllah´a verdi. Peygamber (S.A.V) ona dörtyüz dirhem mehir verdi. Bu hicretten otuzbir ay son­ra olmuştu.

    Zeyneb Bint Huzeyme´nin odası Hafsa Bint Ömer İbni´l-Hattab´ın odasına bitişikti. Fakat Zeyneb orada ancak sekiz ay kalabildi. Hic­ret´ten otuzdokuz ay sonra Rabîulahir ayının sonunda vefat etti. Cenaze namazını Rasûlüllah (S.A.V) .kıldırdı ve onu Saki´ya defnetti. Otuz yaşındaydı. Mü´minlerin annelerinden ilk defnedilen odur.

    Rasûlüllah´ın (S.A.V} evindeki hanımlık hayatı kısa sürmüştür. Fakat Peygamber´e (S.A.V] eş ve mü´minlerin annesi olma şerefini el­de etmesi onun için yeterlidir.

    Hem de ortaklarla uğraşmaktan çekinip yoksulların derdiyle dert­lenerek, aşın isteğin bozmadığı, kıskançlığın kırmadığı bir kanaatle Rasûlüliah [S.A.VJ´in ve mü´minlerin takdirine nail olarak... [1]






    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 3/78-79.

  6. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Ummu Seleme (radiyallahu anha)
    «Ebû Umeyye´nin Kızı Ümmu Seleme (R.Anhâ)»



    «Rasûlullah (S.A.V) Ümmi Seleme ile evlenince, güzel­liği hakkında bana anlatılanlar sebebiyle ziyâdesJyEe üşündüm. Onu görünceye kadar nazik davrandım. Onun bana enfatsiandan kat kat daha güzel olduğunu gör­düm.»[1]

    RasûSüüah´ın (S.A.V) şehri Medîne-i Münevvere ay ışığında yüzü­yordu. Sükûneti sadece Zâdu´r-rakb [yol azığı) denilen1 Süheyl İbn Muğîre´nin Kızı Ummu Seleme´nin yatağının etrafındaki kadınların gü­rültüsü bozuyordu. Daha sonra kadınlar Osman İbn Muhammsd İbn Ebî Sufyan´m halkı hacca götürmesinden, Mekke´de Rasûİüiiah´m (S.A.V) müezzini Ebû Mahîure e!-Cumahî´nin ölümünden, yine Mek­ke´de Abdullah İbn Amîr İbn Kureyz ve onun Arafat´a gömülmesinden bahsetmeye başladılar.

    Ummu Seleme ölüm kelimesini duyunca vücûdunu sıkıştıran ağ­rılara rağmen gülümsedi. Mekke hayalinde canlandı ve geçmişteki hatıralar aklına geldi.

    Bir gün kocası Ebû Seleme (Abdullah İbn Abdilesed-elMahzumî] yüzü sevinç dolu olarak yanına geldi, Ummu Seleme hayretle ona ba­karak ;

    — Ne var ne yok? dedi. Ebû Seleme:

    İbn

    — Dünya ve âhiret hayrı var,. Bugün Ubeyde ibnu´î-Han Abdilimuttallb, el-Erkam İbn Ebi´l-Erkam ei-Mahzumî ve Osman İbn Maz´un ve ben Allah´ın Rasûlü´nün (S.A.V) yanına gittik. O bize İs-iâm-ı anlattı. Kur´ân-ı Kerîm okudu. Biz de bunun üzerine müslümaiî öldük. Onun doğruluk ve nur üzerinde olduğuna şehâdet ettik. dedi.

    Ummu Seleme:

    — Sen doğru ve emîn süt kardeşin ve dayının oğluna gittin de niye beni beraberinde götürmedin? dedi.

    Ebû Seleme karısının sitemindeki samimiyeti hissesine onun elini tutup:

    — O İnsanları gizİİGe tek oian Allah´a İbâdete davet ediyor... Gece oluncaya kadar bekleyip seni ona götüreceğim ve sen de Keli-mel Şehâdeti getireceksin, dedi.

    Ummu Seleme güneşin yüzünü gözetlemeye, gecenin gelmesin­de acele etmeye başladı. Daha önce zamansn o kadar ağır olduğunu hissetmemişti. Zaman sanki kumların üzerinde sürüklenen bir kaya gibi ağır ağır geçiyordu. Mekke´nin özerine karanlık çökünce Ummu Seleme kocasından kendisini Hadîce Bint Huveyiid´in evine götürme­sini İstedi. Peygamber´e (S.Â.V) geldi. Orada Osman İbn Maz´uri´un hanımı Havle Bint Hakîm´i de gördü. RasûlüHah (S.A.V) onlara İslâm´ı aniatîp Kurân-ı Kerîm okudu. Onlar da kelîme-i şehâdeti getirdiler.

    Ebû Cehl Sbn Hîşam Ebû Seleme ve hanımının müslüman olduk­larını Öğrenince hemen kin ve öfkeyle onlara geldi ve :

    — Duyduğuma göre siz de yalancı kâhine uymuşsunuz, dedi.

    Ebû Seleme .

    ^~ Vallahi, RasûlüHah (S.A.V) n© yalancsdir, ne de kahindir. Siz bunu çok iyi biliyorsunuz, dedi:

    Ebû Cehl İbn Hîşam :

    — Allah Kureyş´in yetiminden başkasını bulamadı da onu mu peygamber olarak gönderdi? dsdl.

    Ebû Seleme de:

    — «Öncekilere nice peygamberler göndermişizdir. Kendilerine gelen her peygamberi onlar mutlaka alaya alırlardı.» diye cevap ver-di. [2]

    Ebû Cehl İbn HTşam :

    — Size şiirlerinden de öğretmiş, dedi. Urnmu Seleme :

    — O şair de değildir. Duyduğun şey âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. -Cebrail onu, emîn plan Rasûlü´nün uyarıcılardan olması için onun kalbine indirmiştir, diye cevap verdi.

    Bütün kabileler müsiüman -olanlara saldırıp hapsetmeye, döv mekle´aç susuz bırakmakla ve sıcak şiddetlenince Mekke´nin kızgın kumlanyla işkence etmeye başladılar. Bazıları başlarına gelen belâ­nın şiddetinden yeni dinlerinden vazgeçmişler, bazıları da bu işken­celere dayanmışlar ve Allah onları korumuştur. Ebû Cehl İbn Hîşam, şerefli güçlü kuvvetli ve uyanık birisinin müsiüman olduğunu duyar­sa onu şu şekilde tehdit ederdi:.

    ,— Sen, senden daha hayırlı olan babanın dinini terkettin. Biz senin sefih (ahmak), görüşünün yanlış olduğunu ilân edeceğiz ve şe­refini ayaklar altına alacağız.

    Eğer müsiüman olan kişi bir tacirse Ebû Cehl İbn Hîşam şöyle derdi.

    — Vallahi, sana ticaret yaptırmayacağız ve mallarını yökedece-ğiz.

    Eğer zayıf birisîyse Ebû Cehii onu döver ve başkalarını onun üzerine kışkırtırdı.

    Ebû Seleme, ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam, Abdurrahman İbn Avf, Os­man İbn Affan ve el-Mîkdad İbnu´l-Esved gelip (bunlar büyük işkence­lerle karşılaşmışlardı)

    — Ey Allah´ın Peygamberi! Biz müşrikken güçlü kuvvetli ve şe­refli kimselerdik, İman edince dövüldük ve işkence gördük, bunlarla dövüşmemiz için bize izin ver, dediler.

    Peygamber (S.A.V):

    —Sabrediniz diye cevap verdi.

    Rasûiüllah´ın (S.A.V) ashabından bazılarının sabrı tükendi. Duru­mu şikâyet üzere ona geldiler. Peygamber (S.A.V) Ebû Seleme ile ka­rısı Ummu Seleme´nin Osman İbn Affan´la karısı Rasulüllah´m kızı Rukıyye´nİn gözlerindeki yaşlan görünce onlara acıyıp şöyle dedi :

    — Kim bir yerden başka bir yere dîni için kaçarsa o yer bir ka­rış da olsa, Cennet ona vacip olur ve o babası Halîlullah İbrahim´le Peygamberi Muhammed´in rafîki (yol arkadaşı) olur.

    Ebû Seleme sordu :

    —. Nereye gidelim? Ya Rasûlellah!

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    — Habeşistan tarafına yola çıkınız. Orada yanında hiç kimseye zulmedilmeyen bir hükümdar var. Orası doğruluk yurdudur diye ce­vap verdi.

    Osman İbn Maz´un da :

    — Mekke´ye ne zaman döneceğiz? Ya Rasûlellah; diye sordu: Rasûlüllah (S.A.V) ona :

    — Allah içinde bulunduğunuz durumdan sizin için bir ferahlık verdiği zaman diye cevap verdi.

    Ebû Seleme ve hanımı Ummu Seleme Habeşistan´a doğru yola çıktılar. Ebû Seleme Habeşistan´a hicret edenlerin ilki oldu. Daha sonra ona Osman İbn Affan´ia hanımı Rasûiüllah´ın (S.A.V) kızı Ru-kıyye, Abdurrahman İbn Avf, Mus´ab İbn Umeyr, Abdullah İbn Mes´ud, ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam, Osman İbn Maz´un, Amir İbn Rabîa ile hanımı Leyla Bint Ebî Hasme, Ebû Sebre İbn Ebî Ruhm´la hanım Ummu Kulsum Bint Süheyl İbn Amr ona yetiştiler. Osman İbn Maz´un da onlara emîr olmuştu.

    Ummu Seleme, Zeyneb´i dünyaya getirdi... Muhacirler Habeşis­tan´da üç ay kaldılar. Bu arada Ömer İbnu´i-Hattab´ın müsiüman oldu­ğunu ve Rasûlüllah´m ashabının Kabe´nin etrafında namaz kıhp güven ve huzur içinde Kur´ih okuduklarını duydular. Bunun üzerine Abdur-rahman İbn Avf:

    — Yakınlarımız bize, aralarında yaşadığımız bu yabancsîarden da­ha sevimlidirler, dedi.

    Muhacirler Mekke´ye döndüler. Hemen oraya girmeden önce Mus´ab İbn ümeyr şöyle dedi:

    — Dönmekte acele etmiş olmamızdan korkuyorum. Ebü Seleme koyun göden bir adama sordu ;

    — Şu anda, Muhamrned´ln taraftarlarıyla Kureyş arasındaki du­rum nasti?

    Çoban şöyie cevap verdi:

    — Müslümanlarla Kureyş arasındaki düşmanlık tamamen arttı, Muhacirler Mekke Ve gece olunca girmeye karar verdiler.

    Ummu´İ-Kura´ya (Mekke´ye) gece olunca gizlice girdiler. Faks* Kureyş onların geldiğini öğrendi ve oniara tuzak kurdular. Zaysf gör­düklerine işkence ettiler. Onlardan birazı himaye elde edip kanlan dökülmeyecek ve işkence edilmeyecek güçlü bir himaye altında ol­dular. Osman îbo Maz´un, el-Velîd İbnuViVluğire´nin himayesine girdi. Ebû Seleme, Ebû Cehl İbn-Hîşam´in kenidisine işkence etmek ve di­ninden döndürmek istediğini öğrenince dayısı Ebû Talro´e gitti. Ebü Cehi Benî Mahzum´dan o!an bîr topluluğun başında ona geldi ve şoyîe dediler:

    — Yeğenini (Rasüîüİlah´ı kastediyorlar) himayene aldın. Sen kim oluyorsun da bizim adamımızı himayene alıyorsun?

    — Ö benden himaye etmemi istedi. Üstelik 0, kızkardeşimin oğ­ludur, (Berre Bint Abdüimuttalib´in oğludur.) Eğer ben kszkardeşimin oğlunu himayeme almazsam erkek kardeşimin oğlunu da himayeme aimıyacağım demektir.

    Ebû Leheb İbn AbdNmuttaiib de gelmişti. Öfkelenerek:

    — Ey Kureyş topluluğu! Sîz bu meseleyi çok büyüttünüz. O ken­di kavminin içinde himayede olduğu halde devamlı ona saldırıyorsu-

    nuz. Ondan vazgeçiniz, yoksa yaptığı her işte istediğine kavuşuncaya kadar onunla birlikte oluruz-

    Ebü Cehl İbn Hîşam, Ebû Leheb´in kendilerinden ayrılmasından veya onun taraf tutma duygusuna kapılıp Rasûİüllah´a (S.A.V) katıl­masından, yeğeninin dâvasının büyümesinden ve güçlenmesinden korktu.

    Ebü Cehl İbn Hîşam :

    — Hayır, Ebû Utbe! Hoşlanmadığın şeyden vazgeçiyoruz.

    Kureyş´Ie Rasûlüliah´sn (S.A.V) ashabı arasındaki düşmanlık bü­yüyünce onlar, Habeşistan´a hicret konusunda izin İstemek İçin Pey-gamber´a (S.A.V) gittiler. Rasûlültah onlara izin verdi. Ebü Seleme

    — Ya Rasûleltah! Habeşistan´a yaptığımız iki hicrette de sen bi­zimle birlikte değilsin.

    Peygamber (S,A.V):

    — Sîz Allah´a ve bana hîcret ediyorsunuz. Bu iki hicret tama­men size aittir, buyurdu.

    Ebû Seleme :

    — Bu bize yeter, ey Allah´ın Rasûlü!

    Rasûlüllah´ın ashabından 83 kişi Habeşistan´a hicrete hazırlanır yordu. Onlar ailelerini, mallarını çocuklarını ve yurtlarını birakıpdin-îerinî kurtarmak için Allah´a kaçtılar. Habeşistan´da güven, huzur ve rahata kavuştular, Habeşistan´ın kralı Necaşî´nin himayesine teşekkür ettiler. Peygamberin (SAV) Ashabının Habeşistan´a hîcret ettikleri­ni orada huzur ve güvene kavuştuklanm görünce Kureyş´in içini kin ve öfke doldurdu. Onlar Amr İbnu´l-As ve Abdullah İbn Ebs Umeyye´yi (Umrnu Seleme´nin kardeşi) hediyelerle birlikte Necaşrye gönderdi­ler. Fakat Necaşî, Rasûlüllah´ın ashabının sözierini duyduktan sonrs onları, Amr ve Abdullah´a teslim etmemeye müslümaniarın onun ül­kesinde güven içinde olduklarına yemin etti ve hediyeleri geri verdi. Amr´la Abdullah fena bir halde ayrıldılar.

    Ummu Seleme, (oğlu) Seleme´yî dünyaya getirdi ve Abdullİah İbn Abdîlesed onunla künyelendi (Adt Ebû Seleme oldu). Daha sonrj

    nu Seleme, Amr ve Durre´yi dünyaya getirdi.

    Habeşistan´daki muhacirler Peygamber´e (S.A.V) Ensar´m (Yes-ib´deki Evs ve Hazrec´in) Akabe´de Rasûiüllah´a biat ettiğini öğrenin--,e Ebû Seleme ile karısı Ummu Seleme birçok muhacirle birlikte v/iekke´ye hareket ettiler.

    Peygamber´in (S.A.V) savaşçı ve dayanıklı bir kavme sığındığını, Ivs´le Hazrec´in; kendi kadın ve çocuklarını korudukları gibi koru­nak üzere ona bey´at ettiklerini onların Rasûlüllah´ı (S.A.V) malları şereflerinin yok olması pahasına kabul ettiklerini öğrenince Kureyş´in düşmanlığı arttı. Habeşistan´a hicret eden bazı sahâbîler Mekke´ye dönmüşlerdi. Kureyş, rnüslümanİara daha önce karşıiaşma-ıkları hakaret ve eziyyetierde bulundu. Böylece müslümanlann ba­sına gelen felâket büyümeye başlamıştı. Bunun üzerine müslümanlar Rasûlüllah´a (S.A.V) gidip tekrar Meret izni istediler. Hz. Peygamber onlara izin vermeden birkaç gün bekledi ve sonra :

    — Bana, hicret yurdunuzun Yesrîb (Medine) olduğu bildirildi.
  7. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Zeyneb Binti Cahş (radiyallahu anha)


    Ya Rasûlâllah! Ben diğer zevcelerinden herhangi, bi­ri değilim. Onlardan her birini ya babası, ya kardeşi veya ailesi nikahladı. Yalnız beni sana Allah gökte ni­kahladı.»[1]

    Rasölüllah´m (S.A.V) hala kızıdır. Annesi Urneyme Bint Abdil-muttalıb´tfr. Babası Esed İbn Huzeyme oğullarından Cahş İbn Riab İbn Ya´mur´dur. Daha önce adı Berre´ydi. Peygamber (S.A.V) onu oğlu (evlâtlığı) Zeyd İbn Muhammed (Zeyd İbn Harise) ile Allah´ın emrine uymak için evlendirdi. Berre güzelliği, gençliği, soyu ve Peygamber´e (S.A.V) yakınlığı sebebiyle büyükleniyordu.

    Berre Bint Cahş kendisinin; şeref ve güzelliği başka güzel ve genç kızda olmayan şerefli bir kimse olduğunu unutmamıştı. O nasıl olur da Zeyd İbn Harîse gibi, Rasûiüllah´ın evine köle olarak gelen ve Peygamberin (S.A.V) azâd ettiği ve adını Zeyd İbn Muhammed yaptı­ğı bir azâdh kölenin nikâhına girerdi?

    Aslında Zeyd kö!e değildi. Benî Zeydi´l-Lât kabilesinin Kelb b. veherati´l-Kudaî el Kahtanî Kolundan Harise b. Şerahil b. Ka´b el-Kelbî´-nin oğlu idi. Annesi Sû´da binti Sa´lebe onu, ailesi Benî Ma´n b. Tayy kabilesini ziyarete giderkenyanında götürmüş, orada iken Benî´l-Kayn b. Cisr kabilesinin baskınında Zeyd esir olmuştu. Bu kabile onu Arab panayırlarından birinde satmışlardı. Hakim b. Hîzam da onu satın al­mıştı.

    O günlerde Rasûiüllah (S.A.V)´le evlenmiş bulunan Hadîce (r.an­hâ) yeğeni Hakim b. Hîzam´ı ziyarete gitmiş, yeğeninin, istediği köie-yi seçip alması için kendisine teklifte bulunması üzerine o da Zeyd´i seçmişti, Rasûlü Ekrem Efendimiz Zeyd´i görünce onun kendisine he­diye edilmesini istemiş, Hadîce de hediye etmişti.

    Zeyd´in babası Harise b. Şerahil, oğlunun ayrılık acısına dayana­mamış, onu aramaya çıkmıştı. Mekke´de olduğunu öğrenince kardeşi Kâ´b ile birlikte Mekke´ye gelip Rasplüllah´ı Kabe´de iken bulmuşlar ve ona:

    «Ey Abdü´l-Muttalib´in oğlu; Ey kavminin efendisinin oğlu! Sizler Allah´ın komşularısınız, esirleri kurtarır, açları doyurursunuz. Oğlu­muz için sana geldik, onu serbest bırakmak için alacağın fidyede bi­ze iyi davran» dediler.

    «Bundan başka bir yol yok mu?» buyurdu. «O nedir?» dediSer.

    «Onu çağırır ve serbest bırakırım. Sizi seçerse alır götürürsünüz. Beni seçerse, Allah´a yemin olsun ki, ben onu kimseye vermem» bu­yurdu.

    «İnsaflılığını artırdın!» diye bağırıştılar. Zeyd çağrıldı. Babasını ve amcasını tanıdı.

    Rasûiüllah (S.A.V) isterse onlarla´gidebilmesi, İsterse yanında kalması hususunda onu serbest bıraktı. Zeyd efendisini seçti. Babası ona dönüp :

    «Ey Zeyd! Babana, annene, memleketine ve kavmine karşılık kö­leliği mi seçiyorsun?» diye ikaz etmek istedi. Zeyd şöyle cevap verdi :

    «Ben bu zattan öyle bir şeyler gördüm ki, benim ondan ebediyyen ayrılmam mümkün değildir.»

    Bunun üzerine Allah´ın Rasûlü onun elini tuttu. Kureyş´liferden bir topluluğun yanına götürdü ve Zeyd´in, miras alan ve veren olarak evlâtlığı olduğunu ilân etti.

    Bunun üzerine «Muhammed´in oğlu Zeyd» diye çağırılmaya baş­landı.

    Zeyd, Ali b. Ebî Talib´den sonra ilk müslüman olanlardandır.

    Rasûlüllah fS.A.V) Muhacirler arasında kardeşlik kurduğunda Zeyd´le Hz. Hamza kardeş oldular.

    Zeyd evlilik çağına geldiğinde Allah´ın Rasûlü onun için Ümeyme halasının kızı Zeyneb binti Cahş´ı uygun gördü.

    Zeyneb de, kardeşi Abdullah b. Cahş da, soylu hür bir kadının bir azâdh ile evlenmesini hoş karşılamadılar.

    İkisi de dayızadeleri olan Allah´ın Rasûlüne, böyle birinin kendi­lerine uygun olup olmayacağını sordular. Onlara göre eşraftan biri­nin kızı, azâd edilmiş de olsa, bir köle ile evlenemezdi. Zeyneb daha da ileri giderek:

    «Ben onunla hiç bir şekilde evlenemem.» de dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Zeyd´in kendi katındaki ve İslâm´daki değeri­ni, ana ve baba tarafından soylu bîr Arab olduğunu anlattı. Ancak onlar, Rasûlüllah´a olan derin sevgilerine ve ona itaat etmeye son derece dikkat etmelerine rağmen bu izdivacı hoş karşılamadılar. Bu­nun üzerine şu âyet indi.;

    «Allah ve Rasûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü´min erkekle, mü´-min kadın için, işlerinde kendilerine seçme hakkı yoktur. Kim Allah´a ve Rasûlüne isyan ederse, muhakkak kî o, apaçık bir sapıklıkla yolu­nu sapılmıştır.» [2]

    Zeyneb, Allah ve Rasûlü´nün emrine itaat etmiş olmak, İslâm´ın «İnsanlar arasındaki üstünlük sadece takva iledir» prensibini tatbik etmek için Zeyd´le evlenmeye razı oldu.

    Bu iki eviinin evlilik hayatı ikisine de rahatlık getirmedi. Zey­neb, kendisinin kölelik görmediğini, şu anda akrabasının evine köle olarak girmiş bir azatlının nikâhı altında bulunduğunu hiç bir zaman unutmadı.

    Zeyd İbn Harise, Berre´den gördüğü kötü davranışı birkaç defa Peygamber´e (S.A.V) şikâyet etti. Rasûlüllah (S.A.V) ona şöyle di­yordu :

    ? Eşini tut, boşama. Allah´tan kork. Zeyd İbn Harîse şöyle dedi :

    ? Ya Rasûleîlah! Ondan ayrılayım mı? Peygamber (S.A.V) de şöyle buyurdu :

    ? Eşini tut, boşama.

    Bir gece Zeyd İbn Harîse evine geldi. Berre Bint Cahş ona :

    ? Rasûlüllah (S.A.V) senin evine geldi dedi. Zeyd İbn Harîse :

    ? İçeri girmesini söyleseydin? dedi. Berre Bint Cahş :

    ? Teklif ettim ama, kabul etmedi, dedi. Zeyd İbn Harîse sordu :

    ? Birşey duydun mu? Berre Bint Cahş :

    ? Ayrılırken anlamadığım birşey söylediğini duydum diye cevap verdi.

    Zeyd İbn Harîse :

    ? Acaba Rasûlüllah (S.A.V) ne dedi? diye sordu. Berre Bint Cahş şu cevabı verdi :

    ? Onun şöyle dediğini duydum. Subhâneliahi´l-azîm, kalbleri bir­birine döndürenin şanı ne yücedir!

    Zeyd Peygamber´e (S.A.V) gidip şöyle dedi :

    ? Ya Rasûleliah! Evime geldiğini duydum. Girseydin ya! Anam, babam sana feda olsun! Ben Berre´den ayrılacağım.

    Peygamber (S.A.V) ona :

    ? Eşini tut, boşama diye cevap verdi.

    Fakat Zeyd İbn Harise, Berre Bint Cahş´tan ayrıldı... Berre´de bo­şanmış oldu.

    Halbuki, Zeyd´e bunu söylediği zaman, Peygamberimiz; o´nun, Hz. Zeyneb´i muhakkak, boşayacağını ve iddeti dolduktan sonra da, o´nun kendisine zevce olacağını biliyordu. Allah tarafından kendisine böyîe haber verilmiş bulunuyordu.

    Fakat, münafık halkın «Muhammed, oğlunun karısı ile evlendi!» diye lâı etmelerinden çekinerek bunu kalbinde gizli tutuyor, açığa vu-ramıyordu.

    Câhiliyyet devrinde, bir kimse, birisini evlâd edinirse, halk, ev-lâdlığı, O´nun adıyla anardı ve evlâdlık, öz oğulgibi, o kimsenin mira­sından faydalanırdı.

    Bu âdet:

    «Allah... evlâdlarınızı, öz oğullarınız gibi tanımadı.

    Bu, sizin ağızlarmızdaki lâfımzdır.

    Allah, hakkı söyler ve O, doğru yolu gösterir.

    Siz, o´niarı, öz babalarına nisbetie çağırınız. Bu, Allah katında da­ha doğrudur.

    Eğer, babalarının- kim olduğunu bilmiyorsanız, o halde, o´nlar, dinde kardeşleriniz olmakla beraber, dostlarınızdır da.

    Hatâ ettiklerinizde ise, size bir vebal yoktur.

    Allah, çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir. [3] âyetleri indirilince-ye kadar devam etti.

    Bu âyetler inince, artık azâdlı köleler ve evlâdlıklar, öz babaları adına iade edildiler.

    Öz babaları bilinmeyenler de, eski efendilerine dinde dost ve kardeş oldular.

    Peygamberimiz [S.A.V) bir cahiliyet âdeti olan evlâtlığın gerçek evlât yerinde kabul edilmesi ve onun boşadsğı kadın ilo de evlenile-miyeceği İnancını yıkmak için ona evlenme teklifi gönderdi, Hz 2ey-neb de : «Rabbime danışayım» diye cevap vererek abdest aldı ve na­maza durdu.

    Bir lutf-i ilâhî olarak bizzat Allahu Teâia, Peygamberimizin Hz. Zeyneb´le nikâhını takdir etti ve nikâhları hakkında vahiy İndi.

    Bir gece Rasûlüllah, Aîşe ile oturup konuştuğu sırada kendisine vahiy geldi. Vahiy hali geçince gülümsemeye başladı ve şöyle dedi.

    ? Berre Bint Cahş´a kim gidip Allah´ın, onu bana gökte nikahla­dığını müjdeler.

    Rasûlüllah (S.A.V) aldığı vahyi okudu :

    «Allah´ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye : »Eşini bırakma, Allah´tan sakın» diyor, Allah´ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan eskiniyordun; oysa Allah´tan çekin-mân daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu se­ninle evlendirdi ki, evlâtlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü´minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. [4]

    Hz. Aîşe Bint Ebt Bekr şöyle der: Onun güzelliği ve diğer özel­liklerinden dolayı beni yine kıskançlık tutmuştu. İşlerin en büyüğü ve en üstünü, ona yapılandı ki Allah onu gökte nikahlamıştı.

    Rasûlüllah´ın (S.A.V) hizmetçisi Selma hemen yola çıktı. Rasûj-üllah´in [S.A.V) söyledjğini Berre Bint Cahş´a anlattı, Berre Allah´a secde etti. Ve şöyle dedi :

    ? Allah rızası için iki ay oruç tutmayı vadediyorum.

    Rasûlüllah (S.A.V) onunla evlendikten sonra adını Zeyneb yaptı. Zeyneb Bint Cahş :

    ? Ya Rasûlellah! Babamın ismini de değistirseydin. Çünkü Berre küçüktür.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Baban müslüman olsaydı ona bizim yani Ehl-i Beyt´in isimle­rinden birini koyardım. Fakat ona «Cahş» adını koydum. Cahş Berre´-den daha büyüktür, buyurdu.

    Rasûlüllah (S.A.V) Zeyneb Bint Cahş için düğün ziyafeti verip yoksullara et ve ekmek yedirdi.

    Enes b. Mâlik der ki, «Resûlullâh Aleyhisselâm, Zeyneb bint-i Cahş ile gerdeğe gireceği gün, annem Ümmü Süieym, bana : (Ey Enes! Resûiullâh, bugün, gerdeğe girecektir.

    Sanıyorum ki, yanlarında hiç yiyecekleri de, yoktur. Şu yağ tulumunu buraya getir!) dedi. Getirdim.

    Annem, yalnız Resûiullâh´la zevcesine yetecek kadar hâlis Medî-ne hurmasını toprak bir çanak içinde yağla karıştırarak Hays yaptı.

    Ey Enes! Bunu, Resûlullâh´a götür! (Sana, bunu annem gönderdi. Kendisi, Sana selâm" söylüyor. Şüphe yok ki bu, bizim tarafımızdan Sana az, ufak bir hediyyedir yâ Resûlallâh!) diyor de! dedi.

    Onu, Resûlullâh´a götürdüm ve (Annem, Sana selâm söylüyor. Şüphesiz bu, bizim tarafımızdan, Sana, az, ufak bir hediyyedir yâ Re­sûlallâh!) diyor, dedim.

    Resûiullâh : (Koy onu!) buyurdu.

    Onu, kendisiyle duvar arasındaki boş yere koydum.

    Bana: (Ebû Bekir´i, Ömer´i, Osman´ı ve Ali´yi çağır!) buyurdu.

    Eshabı olan halktan da, bir çoklarının ismini andı, saydı.

    Resûlullâh´ın azıcık bir yiyecek için bir çok kimseleri yanına ça­ğırmayı bana emr etmesine şaştım.

    Çünki, o, azıcık bir yiyecekti.

    Bununla beraber, emrine aykırı hareket etmeyi uygun görmeyip o´niarın hepsini çağırdım.

    (Bak Mescidde kim varsa, onları da, çağır) buyurdu.

    Öyle yaptım. Mescide gidip namaz kılan veya uyuyan kimi bul­dumsa, o´nlara : (Resûlullâh´ın, düğün ziyafetine buyurunuz!) dedim, geldiler. Nihayet, sofa, doldu.

    Bana : (Mescidde kimse kaldı mı?) diye sordu. (Hayır!) dedim.

    Bana : «Bak. yolda kim varsa, onları da, çağır!» buyurdu. Çağır­dım. Odalar da, doldu.

    (Gelmeyen kimse kaldı mı?) diye sordu.

    (Haydi çanağı getir!) buyurdu. Getirip önüne koydum.

    Elini, çanağın üzerine koyup Allah´ın, söylemesini dilediği keli melerie bereket duası yaptı.

    (Onar onar halkalansınlar ve her insan da, önünden yesin!) bu-, yurdu.

    Herkes, böyle oturup doyuncaya kadar yediler.

    Böylece, davetliler takım takım geldiler ve hepsi yiyip gittiler.

    Ben, çanaktaki hurmaya ve yağa bakıyordum. Onlar, tıpkı kaynak­lar gibi kaynıyor, çoğalıyordu!

    Sofrada ve odada bulunanların hepsi o´ndan doya doya yediler. Çanakta kalan ise, getirmiş olduğum kadardı!

    Resûlullâh, bana : (Ey Enes! Kaldır!) buyurdu. Kaldırdım.

    Çanağı, zevcesinin yanına koyduktan sonra, annemin yanına var­dım. Görmüş olduğum hâdiseye şaşakaldığımı söyledim.

    Annem : (Hiç şaşma! Eğer, Allah, o´ndan, bütün Medîneiilerin ye­mesini dilemiş olsaydı, hepsi de, yerler ve dayarlardı!) dedi.

    Peygamberimiz, Hz. Zeyneb´in düğün ziyafeti olmak üzere bir koyun kesti.

    Halbuki, o güne kadar zevcelerinden hiç birisi için böyle bir şey yapmamıştı.

    Yine Enes b. Mâlik der ki «Peygamber Aleyhisselâm, Zeyneb bint-i Cahş´ın düğün töreninde et ve ekmekle ziyafet vermişti.

    Yemeğe geleceklere, dâvetci olarak da, ben gönderilmiştim.

    Yemeğe çağırdıklarımdan bir cemaat geliyor, yemek yiyor ve çı­kıp gidiyordu.

    Sonra, bir cemaat daha geliyor, yemek yiyor ve çıkıp gidiyordu.

    Çağırılacak bir kimse bulamayıncaya kadar herkesi çağırdım ve (Yâ Nebiyyallâh! Artık, çağıracağım kimse bulamadım, kalmadı!) de­dim.

    Bunun üzerine : [Yemek sofranızı kaldırınız!) buyurdu.

    Bütün hanımların nikâhı ve evliliği akrabaları tarafından kararlaş­tırıldığı halde kendi izdivacının Kur´an-ı Kerîm´Ie tesbît edilmesinden dolayı övünmek hakkıydı. Bundan dolayı da Hz. Peygamberin en sev­diği eşi olmakla övünen Hz. ATşe ile nikâhı semavî emirie akdedildi-ğinden dolayı övünen Hz. Zeyneb arasında arasıra çekişme bile olur­du. Buna rağmen Hz. Aîşe´ye iftira ortaya çıkınca Hz. Peygamber di­ğer eşlerine de danıştığında Hz. Zeyneb «Ben Aîşe hakkında dürüstlük ve iyilikten başka bir şey bilmiyorum» demişti. Gerçek dindarlık işte budur. Yoksa iftira atmak, kötülemek. Hz. Aîşe´yi Rasûlüllah´ın gözün­den düşürmek için tam fırsattı. En çok sevilen bir rakip olmasına rağ­men, bütün gücüyle Hz. Aîşe´yi övdü ve akladr...

    Medine´de münafıklar ise şu dedikoduyu yaydılar.

    ? Muhammed oğlunun (evlâtlığının) karısıyla evlendiği halde, oğlunun kızıyla evlenmeyi haram kılıyor.

    ? Oğlunun karısıyia evlendiği halde oğulun eşiyie evlenmenin haram olduğunu bildiriyor.

    Aziz ve Celîl olan Allah şu âyeti indirdi :

    «Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, o Allah´ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah herşeyi bitendir.» [5]

    Zeyneb Bint Cahş şöyle anlatır.

    ? Rasûlüllah benimle evlenince o iki ay orucu ne hazarda ne de Kur´an-m bana isabet ettiği seferde tutabildim. (Rasûlüllah (S.A.V) bir savaş veya sefere çıkmak İstediği zaman hanımları arasında kur´a çeker ve kur´a kime çıkarsa o peygamberle (S.A.V) birlikte çıkardı) Kur´ada bana sefere çıkmamak isabet edince o iki ay orucu tuttum.

    Zeyneb Bint Cahş şöyle derdi :

    ? Ya Rasûlellah! Vallahi, ben diğer hanımlarından herhangi biri gibi değilim. Diğer hanımlarını babalan, kardeşleri veya aileleri ev-lendirmiştir. Beni ise Allah seninle semâda evlendirmiştir.

    Hz. Peygamberin (S.A.V) hizmetçisi Enes İbn Malik şöyle anlatır :

    ? Zeyneb (Bint Cahş) Rasûlüllah´a getirildiğinde yemek hazır-, lattı ve halkı yemeğe davet etti. Davetliler geldiler. Bir grup gelip Rasûlülllah Zeyneb´le birlikteyken eve girdiler ve konuşmaya daldılar. Rasûlüllah çıkıyor, geri geliyor ama onlar hâlâ oturuyorlardı. Bunun üzerine Allah Ta´âla şu âyeti indirdi : «Ey inananlar! Peygamberlerin evlerine, yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat davet edilirseniz girin ve yemeği yeyince dağılın. Sohbet etmek için de gi­rip oturmayın. Bu haliniz Peygamber´i üzüyor, o da size birşey söyle­meye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin eşlerinden birşey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin.» [6]

    O günden itübaren Peygamber´in (S.A.V) hanımlarına ve mü´min kadınlara örtünme farz kılındı.

    Medine halkının ipsiz takımı, köle kadınlara sataşarak o´nlan ra­hatsız ederlerdi. Şâir kadınları da, köle sanarak rahatsız ettikleri olurdu.

    Yine bir gün, münafıklardan birisi, Mü´minlerin kadınlarından i risine sataşmış ve onu rahatsız etmişti.

    Ne diye böyle yaptığı sorulduğu zaman, «Ben, onu, köle sandım! demişti.

    Peygamberimizin zevceleri, geceleri, hacetlerini gidermek için evlerinden uzakça yerlere çıkmakta idiler.

    Gider, gelirlerken, münafıkların, onları da, rahatsız ettikleri ol­muştu.

    Bu çirkin hareketleri, kendilerine ihtar olununca, münafıklar «Biz, bunu ancak, köle kadınlara yapıyoruz!» diyerek yaptıklarını inkâr et­mişlerdi.

    Zeyneb Bint Cahş el işlerinde becerikli bir kadındı. Deriyi sepi­ler, ondan deri eşyaları diker ve bunların gelirini Allah yolunda sada­ka olarak dağıtırdı.

    Bir gün Rasûlüllah (S.A.V) Allah´ın nasip ettiği ganimetleri muha­cir ve ensarın teşkil ettiği bir topluluk arasında taksim ederken Zey-neb Bint Cahş söze karıştı. Ömer İbnu´l-Hattab onu azarlayınca Ra-sûiüllah (S.A.V) ona :

    ? Ömer! Onunla uğraşma. O evvahe (yumuşak huylu, yufka yü­rekli ve cok dua eden) dır dedi.

    Zeyneb Bint Cahş Rasûlüllah´la birlikte veda haccmda bulun­muştur.

    Mü´minlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab Medain´in fethinden sonra elde edilen ganimetleri taksim etmek istediğinde Zeyneb Bint Cahş´a oniki bin dirhem verdi. Bunun üzerine Zeyneb şöyle demeye başladı :

    ? Allah´ım! gelecek yıl bu paraya beni erişitirme çünkü o bir fitnedir.

    Daha sonra o parayı akrabalarına ve ihtiyaç sahiplerine dağıttı. Bu mü´minlerin emîri Ömer İbnu´l-Hattab´a erişince şöyle dedi.

    ?« Bu kendisiyle hayır istenilen bir kadındır. Hz. Ömer onun ka­pısında durdu ve içeriye selâm gönderip şöyle dedi :

    ? Verdiğim parayı dağıttığını duydum. Bin dirhem daha gönde­riyorum. Onu bari elinde tut.

    Zeyneb yine önceki gibi hepsini akrabalarına ve ihtiyaç sahipleri­ne dağıttı.

    Zeyneb Bint Cahş´ın vefatı yaklaştığında şöyle dedi :

    ? Ben kefenimi hazırladım. Mü´minlerin emîri Hz. Ömer de bir kefen gönderecek. Bu iki kefenden birini sadaka olarak verin. İzarımı (belden aşağı giyilen peştemala benzer giysi) sadaka olarak verebilir­seniz verin.

    Bu isteğini ihmal etmeyip yerine getirdiler.

    Mü´minlerin annesi Zeyneb Bint Cahş, hicretin yirminci senesin­de vefat etti. Cenaze namazını mü´minlerin emîri Hz. Ömer kıldırdı ve rnü´minlerin annesini Baki´ye uğurladı.

    Mü´minlerin annesi Hz. Aîşe, Zeyneb Bint Cahş´ın ölüm haberini alınca :

    ? Övgüye lâyık, ibâdetine düşkün, yetim ve dulların sığınağı gitti dedi.

    Yine Hz. Aîşe der ki : «Allah, Zeyneb bint-i Cahş´a rahmet etsin. O, şu dünyada erişemeyeceği şerefe erişmiş, Allah, o´nu dünyad Peygamberine zevce yapmış ve Kur´ân´da zikr etmişti.

    Bir gün, Rasûlüllah´ın çevresinde çevrelendiğimiz sırada bize (Sizin, kulacı en uzun olanınız, bana Cennet´te en evvel gelip kavu­şanınızda!) buyurmuştu.

    Peygamber Aleyhisselâm´ın vefatından sonra evde toplanmış, duvara uzatarak kollarımızın uzunluğunu ölçüşmüştük.

    Biz, bunu yaptıktan bir müddet sonra, içimizden Zeyneb binf-i Cahs vefat etti.

    Kendisi kısa boylu îdi. Bizden uzun değildi. O zaman anladık ki : Peygamber Aleyhisselâm´ın (Uzun kollu olanınız) buyurmasından maksadı, sadaka vermekte eli en açık olan imiş. [7]



    Benî Mustalik Kabilesinden Bir Hanım





    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Mü´minlerin Annesi Zeyneb Binti Cahş

    [2] Ahzâb Sûresi 36.

    [3] Kur´an-ı Kerîm, Ahzâb : 4-5

    [4] Kur´an-ı Kerîm Ahzâb 37

    [5] KLir´an-ı Kerim, Ahzâb Sûresi 40.

    [6] Kur´an-ı Kerim, Ahzâb Sûresi 53.

    [7] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 3/114-126.
  8. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Cuveyriye Bintu´l-Haris (radiyallahu anha)


    Rasûlüllah (S.A.V) Benî Mustalik kabilesinden aldığı esirleri paylaştırdığında Cüveyriye bîntu´l-Harîs Sabit b. Kays´ın veya amcazadesinin payına düştü. O da ken­disini kurtarmak için bir fiyata anlaştı. Güveyriye guzei bir kadındı. Onu gören ona hayran olurdu. Rasûlüllah (S.A.V)´e gelerek kurtulmalık fiyatında kendisine yar­dım etmesini istedi. Vallahi, o adamın kapısında durun­ca huzurum kaçtı ve benim onda gördüğüm güzelliği Rasûlüllah (S.A.V)´de göreceğini anladım.»

    Mü´mînlerin Annesi Aîşe binti Ebî Bekr

    O, Berre Bintu´l-Harîs İbn Ebî Dırar İbn Hubeyb İbn Cuzeyme el-Huzaî el-Mustalikıyye´dir.

    Rasûiüllah {S.A.V).Zeyneb binti Cahş´la evlendikten sonra, 5. Hic­rî yılın yansını dolduran Önemli ve büyük olaylarla mücâdele etti. Bu yılın Şevval ayı iie Zü´1-Kâde´nin ilk yansında Allah´ın Rasûlü ve müs-lümanlar, yahudîier tarafından kışkırtılıp İslâm´ı Hicret yurdunda yok etmek için gelen müşrik gruplarıyla karşı karşıya geldiler. Rasûlüllah (S.A.V) Medine´nin etrafına kazdırdığı hendeğin gerisinde üç bin müslümanla onları karşıladı. Kureyş, Ehabiş Arapları da olmak üzere on bin kişi idiler. Bunların arasında Kinâne oğullan, Tehameliler var­dı. Gatafanhlar ve Necid halkından onlara uyanlar da katılmıştı or­dularına...

    Yahudiler müslümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozdular. Müslü­manlar büyük sıkıntıya düştüler. Korku büyüdü. Düşman üstten ve alt­tan saldırdı. Gerçekten sarsıldılar. Münafıklık fırsat buldu. Bazı mü­nafıklar şöyle dediler:

    «Muhammed bize Kisrâ ve Kayser´in hazinelerini elde edeceğimi­zi va´dediyordu, halbuki bugün hiç birimiz defi hacete gitmeye ce­saret edemiyoruz.»

    Ganimet elde etme düşüncesiyle savaşa katılan münafıklar sükû­tu hayale uğradılar. Bozguna uğranıldığı zannına kapılınca evlerine döndüler.

    Hendek etrafındaki kuşatma güçlüklerle dolu yirmi yedi gün bo­yunca sürdü. Sonra müşriklerin talihi ters döndü ve zafer Rasûlüllah (S.A.V)´le beraberindekilerin lehine tecelli etti.

    Savaş kendilerini yorduğu için müslümanlar silâhlarını bırakıp, o gün sabahleyin, uzun bir istirahat arzusuyla evlerine çekildiler. Ama daha öğle olmadan Rasûlüllah (S.A.V)´in müezzininin sesi kulakları­na ulaştı :

    «Bu çağrıyı duyup itaat eden, ikindi namazını Benî Kurayzalılann yurdunda kılmak üzere hazırlansın!

    Hemen savaşa hazırlandılar. Benî Kurayza yahudilerini, Zülkade ayının sonu ile Zilhiccenin başından yirmi beş gün süresince kuşattı­lar. Sonra teslim oldu yahudiler.

    Bunun ardından Benî Lehyan ve Zû Kared gazaları yapıldı. Ra­sûlüllah (S.A.V) Medine´ye döndü. Daha bir ay kadar oturmadan, Hu-zâalıların bir kolu olan Benî Mustalik kabilesinin başkanları Haris b. Ebî Dırar komutasında, müslümanlarla savaşmak üzere asker topladı­ğına dair haberler geldi.

    Rasûlüllah (S.A.V), Benî Mustalik´in (Huzâa´nm bir kolu), efendi ve liderleri el-Haris İbn Ebî Dırar´ın komutasında müslümanlarla sa­vaşmak için asker topladıklarını öğrenince onlar Medine´ye saldırma­dan önce onlara anî bir baskın yapmaya karar verdi. Yanında mü´min-lerin annesi Aîşe olduğu halde ashabıyla birlikte yola çıktı. Müslüman ordusu Müreysi suyunun başında Benî Mustalik´la karşılaştı.Beril Mustalik´in hezimetiyle sona eren bir savaş oldu. Aralarında Berre Bintu´l-Haris´in de bulunduğu kadınlar esir alındılar. Berre, Mu.staiik´i Musafih İbn Safvan´la evliydi. Taksimde Sabit İbn Kays İbn Şemmas el-Ensarî´nin payına düşmüştü.

    Mü´minlerin annesi Aîşe şöyle der :

    ? O, güze! bir kadındı. Onu kim görse kendine almayı gönlün­den geçirirdi. O, serbest bırakılması için ödeyeceği para konusunda yardımını istemek üzere Rasûlüllah´a (S.A.V) gelmişti. Vallahi, onu evimin kapısı önünde görünce hiç de hoşlanmadım. Benim onda gör­düğümü Rasûlüllah´ın da göreceğini biliyordum.

    Aîşe, o anda istirahat etmekte olan Rasûlüliah´la görüşmesini en­gellemeye çalıştı. Ancak Berre Bintu´l-Harîs Rasûlüllah´ın (S.A.V] ya­nına girmek isteğinde ısrar edince Aîşe istemiyerek Rasûlüllah´tan [S.A.V) izin istemek zorunda kaldı.

    Berre Bintu´l-Harîs şöyle konuştu :

    ? Yâ Rasûlellah! Ben Benî Mustalik reisi el-Haris İbn Ebî Dırar´-ın kızı Berre´yim. Bildiğin gibi başıma esirlik belâsı çattı. Sabit İbn Kays´la amcasının oğlunun hissesine düştüm. Kendimi azâdettirmek için onunla anlaştım. Bu konuda senden yardım istemeye geldim,

    Rasûlüllah (SAV) ona :

    ? Bundan daha hayırlısını istemez misin? dedi. Berre Bintu´l-Haris sordu :.

    ? O nedir? Yâ Rasûlellah! Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Fidyeni (kurtulma parasını) ödeyip seni eş olarak kabul et-memdir, buyurdu.

    Berre Bintu´i-Haris :

    ? Olur diye cevap verdi. Hz. Peygamber de :

    ?Böyle yaparım dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Berre ismini, «Allah´ın Resulü Berre´nin yanın­dan çıktı» denmesinden hoşlanmadığı için, Cüveyriye olarak değiştirdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) ona Cüveyriye adını verdi. Onun mehri Benî Mustalik´tan esir olanların hepsinin azâd edilmesiydi.

    O sırada Haris b. Ebî Dırar da kızının kurtulmalığı olmak üzere yanına develer alarak Medine´ye doğru gelmekte idi. Akîk vadisinde iken develere baktı. İkisine tama´ ederek kıyamadı. Onları Akîk´te iki dağ arasında bir kuytuya sakladıktan sonra Peygamberimin yanına geidi.

    «Yâ Muhammed! Kızımı esir etmiştiniz. Şunlar, onun kurtulmalı­ğıdır!» dedi.

    Peygamberimiz «Akîk´ta filan dağ arasında filan kuytuya sakla­mış olduğun iki deve nerede kaldı? Onları, ne diye getirmedin?» diye sordu.

    Haris «Ben, şehâdet ederim ki, Allah´dan başka ilâh yoktur. Mu­hakkak, Sen Muhammed de, Allah´ın Resulüsün!

    Vallahi, bunu, Allah´dan başka bilen yoktu!» diyerek kendisi, iki oğiu ve kavminden yanında bulunan kişiler de, Müslüman oldular.

    Peygamberimiz, Sabit b. Kays´a haber gönderip Hz. Cüveyriye´yi, ondan istedi.

    Sabit b. Kays «Babam, anam sana feda olsun yâ Resûlallâh! Sa­na bağışladım onu!» dedi.

    Peygamberimiz, kurtulmalık akçesini ödeyip Hz. Cüveyriye´yi serbest bıraktı.

    Peygamberimiz Hz. Cüveyriye´yi esirlikten kurtardıktan sonra ba­basına teslim etti.

    Haris b. Ebî Dırar, Medine´ye geldiği zaman, Peygamberimizin hu­zuruna çıkıp «Kızım gibi bir kadın, esir olarak tutulamaz. Bu, benim mevkiim ve şerefimle bağdaşmaz. Onu, serbest bırak!» demişti.

    Peygamberimiz «Onu, dilediğini seçmekte serbest bırakmamızı uygun görür, güzel bulur musun?.» diye sormuş. Haris de «Evet! Üze­rine düşen vazifeyi yerine getirmiş olursun!» demişti.

    Bunun üzerine, Haris, hemen kızının yanına varmış «Şu zat, seni dilediğin yolu seçmekte serbest bırakmıştır. Sakın, bizi rezil ve rüs-vay etme!» demişti.

    Hz. Cüveyriye «Ben, Resûlüllah Aleyhisselâmı tercih ediyorum!»

    deyince, Haris «Valiâhî, sen, bizi rezi! ve rüsvay ettin!» demişti.

    Halk RasûlüIIah´ın Güveyriye Bintu´l-Hâris´le evlendiğini haber

    ? Bunlar, Rasûlüilah´ın (S.A.V) akrabalarıdır, deyip ellerindeki Benî Mustahk esirlerini serbest bıraktılar.

    Hz. Aîşe şöyle der:

    - Ben kavmi içhrCüveyriye´den hayırlı ve mübarek bir kadın bil­miyorum ,

    Rasûlüllah [S.A.V) Cüveyriye Bintu´l-Hâris´le hicretin beşinci yı­lında evlenmişti.

    Cüveyriye Bintu´l-Hâris şöyle dedi :

    - Yâ Rasûlellah! Eşlerin bana karşı övünüp : Rasûîüllah (S.A.V} seninle evlenmedi, diyorlar. Peygamber (S.A.V) ona şu cevabı verdi.

    ? Sana en büyük mehri vermedim mi? Kavminden kırk kişiy azâd etmedim mi?

    Rasûlüllah (S.A.V) hicabı (perde ve örtünme) ona da şart koştu, Hanımları için taksim ettiği gibi ona da taksim ediyordu.

    Hz. Cüveyriye, çok oruç tutar ve çok namaz kılardı.

    Hz. Cüveyriye, bir gün, sabah namazını kıldığı sırada veya kıldık­tan sonra namazgahında, dua ve Allah´ı zikr ederken Peygamberimiz, onun yanına uğrayıp ayrılmıştı.

    Kaba kuşluk vakti veya gündüzün yarısı olduğu sıralara doğru, döndü

    Hz. Cüveyriye´nin yanına uğradı.

    Hz. Cüveyriye, hâlâ namazgahında idî.

    Peygamberimiz «Sen, hâlâ, yanından ayrıldığım sıradaki hal üze­re mi devam ediyorsun?!» diye sordu.

    Hz. Cüveyriye «Evet!» dedi.

    Peygamberimiz «Ben, senden sonra, üç kerre, dört kelime söyle­dim ki, bugün, sabahtan beri senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir!

    Dikkat et! Okuyacağın o kelimeleri sana da, öğreteyim :

    «Sübhânallâhi adede halkıhî

    Sübhânaliâhi adede haikıhî

    Sübhânailâhi adede haîkıhî

    Allah´ı, yaratıklarının sayısınca teşbih ederim.) Sübhânailâhi rızâ nefsihî Sübhânallâhi rızâ nefsihî Sübhânallâhi rıza nefsihî

    Allah´ı, kendisinin razı olacağı şekilde teşbih ederim.´

    Sübhânallâhi zinete Arşihî Sübhânallâhi zinete Arşihî Sübhânallâhi zinete Arşîhî (Allah´ı, Arş´ınm ağırlığınca teşbih ederim.)

    Sübhânaliâhi midâde Keiimâtihî Sübhânallâhi midâde Keiimâtihî Sübhânallâhi midâde Keiimâtihî Allah´ı, kelimelerinin mıktarınca teşbih ederim,) de!» buyurdu.

    Hz. Cüveyriye, çok hayırseverdi. Kendisi aç durur, yoksulları kol­lardı.

    Bir gün, Peygamberimiz, Hz. Cüveyriye´nin odasına gelmiş, ken­disine «Yiyecek var mı?» diye sormuştu.

    Hz. Cüveyriye «Hayır! Vallahi, yanımızda yiyecek bir şey yok. Yal­nız, biraz davar kemiği vardı. Onu da, sadaka olarak kadın âzadhmıza vermiştim.» dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) cuma günü, oruçlu olan Cüveyriye´nin yanma geldi. Ona :

    ? Dün oruç tuttun mu? Cüveyriye Bintu´l-Haris :

    ? Hayır diye cevap verdi. Rasûlüllah (S.A.V) sordu :

    ? Yarın oruç tutmak istiyor musun? Cuveyriye Bintu´l-Haris :

    ? Hayır, dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) şöyie buyurdu :

    ? Öyleyse orucunu boz.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hayber´de Cuveyriye Bintu´l-Haris´e seksen vesak hurma ve yirmi vesak arpa (buğday da denilmektedir) vermiş­tir.

    Cuveyriye Bintu´l-Haris şöyle der :

    ? Rasûlüllah (S.A.V) benimle yirmi yaşımdayken evlenmiştir.

    Mü´minlerin annesi Cuveyriye Bintu´l-Haris hicretin ellinci yılın­da, altmişbeş yaşındayken vefat etmiştir. Cenaze namazını Muaviye İbn Ebî Sufyan´m Medine´deki valisi Mervan İbnu´l-Hakem kıldırmiş-tir, O da Bakî´de müslümanların annelerinin yanına defnedilmiştir. [1]



    Benî Nadir Kabilesinin Kızı
  9. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Safiyye Bint Huyeyy (radiyallahu anha)


    Rasûlüllah (S.A.V) :

    Onlara şöyle deseydin ya. Siz ikiniz benden nasıl daha hayırlı ola­bilirsiniz? Benim babam Harun, amcam Musa ve kocam Muhaınmed (S.A.V)´dir, buyurdu.

    O, Musa´nın kardeşi Harun İbn İmran´ın torunlarındandır. Seilâm İbn Mışkem el-Kurazî´nin nikâhı altındaydı. Daha sonra ondan ayrılıp Kinane İbn er-Rabî İbn Ebi´l-Hukayk en-Nadrî ile evlenmişti.

    Hicretin yedinci yılının Muharrem ayında, Rasûlüllah (S.A.V) Hen­dek savaşı sırasında kendisine karşı besledikleri kin ve düşmanlık, İs-lâmi yıkmak için hazırladıkları tuzakları ortaya çıkan mel´ûn yahûdîle-rin kökünü kurutmak için savaşa hazırlanıyordu.

    Resûlüllah (S.A.V), Muharremin ikinci yarısında düşmanın sığma­ğı Hayber´e doğru hareket etti.

    Aziz ve celîl olan Allah yahudilerin kalesi Hayber´in fethini nasip edip müslümaniar onların kalelerine girince, kadınları esir edildi. İçle­rinde Benî Nadir´in iffetli kadmı Zeyneb (Safiyye) Bint Huyeyy İbn Ah-tab davardı. Kocası Kinane İbnu´r-Rabî sağ olarak getirildi. Benî Na­dir´in hazinesinin yerini o biliyordu. Rasûlüllah (S.A.V) ona :

    ? Daha önce Mekkeliiere ödünç verdiğiniz şeyler nerede? (Mek­ke eşrafından biri kızını gelin edeceği zaman bu zinetlerden bazılarını ödünç alırlardı. Hazine zinetlerden ibaretti. Önceleri bir koyun postu içindeydi. Daha sonra çok olduğu için sığır postu içine konulmuştu.)

    Kinane İbnu´r-Rabî:

    ? Onu çeşitli harcamalar ve savaşlar bitirdi dedi. Rasûlüllah (SAV) :

    __Çok uzun süre geçmedi. Para bunlara harcamakla bitecek ka­dar değildi. Eğer onu sakladığın yeri bulursak seni öldürmemi ister mi­sin?

    Kinane İbnu´r-Rabî :

    ? Evet, dedi.

    Hazineyi sakladığı yer bulununca Rasûlüllah (S.A.V) onu Muham-med İbn Mesleme´ye teslim etti. O da Kinane´nin boynunu vurdu. (Ya­hudiler Muhammed´in kardeşi Mahmud İbn M es I em e´yi öldürmüşler­di. O da kardeşine karşılık onu öldürmüştü.)

    Kamus kalesinin kadınları esir olarak getirildiler. En önde Zeyneb (Safiyye) Bint Huyeyy İbn Ahtab ve onun amca kızı vardı. Onları Bilâl İbn Rabah getirmişti. Bilâl onları Yahudi ölüleriyle dolu bir yerden ge­çirmişti. Zeyneb´in (Safiyye´nin) yanındaki amcasının kızı yüzüne vu­rup feryat etmeye ve başına toprak saçmaya başladı. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurdu :

    ? Bu şeytanı benden uzaklaştırınız, Rasûlüllah [S.A.V) Bilâl´e de :

    ? Kalbinden merhamet duygusu kaldırıldı mı ki bu iki kadını ölü­leri yanından geçirdin?

    Dıhye İbn Halife el-Kelbî esirleri topladığında Rasûlüllah (S.A.V) ge´mişti. Şöyle dedi :

    ?Ya Rasûlellah! Bana esirler arasından bir cariye ver. Peygamber (S.A.V) :

    ? Git, bir cariye al, buyurdu.

    O, Zeyneb (Safiyye) Bint Huyeyy İbn Ahtab´ı aldı. Birisi Peygamber´e (S.A.V) gelip :

    ? Ya Rasûlellah! Kureyza ve Nadir´İn hanımefendisi Zeyneb´i (SaFiyyeyi) Dıhye´ye verdin. Zeyneb (Safiyye) ancak sana münasiptir dedi,

    Rasûiüllah (S.A.V) onu görünce Dihye´ye :

    ? Esirler arasından başka bir cariye al dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) onun üzerine abasını attı. Ashab Rasûlüliah´ın onu kendisine seçtiğini anladı. Zeyneb Safiy´den olunca ona Safiyye adı konuldu. [Safjy RasûEüllah´ın taksim etmeden önce kendisine ayır­dığı ganimettir.)

    Rasûlüllah (S.A.V) Hayber´den ayrılır ayrılmaz Safiyye Bint Hu­yeyy İbn Ahtab âdetinden temizlendi. Rasûlüllah onu devesinin gerisi­ne bindirdi. Hayber´den altı mil kadar uzaklaşınca Safiyye´yie gerdeğe girmek istedi ama Safiyye kabul etmedi. Onun bu davranışına kızdı. Hayber´den daha uzakta Sahba denilen yere geldiğinde mola verdi. Ummu Suleym [Rasûlüllah´ın hizmetçisi Enes İbn Melik´in annesi) Sa­fiyye´nin saçlarını tarayıp süsledi... Rasûlüllah ona:

    ? Senin benim eşim olmaya gönlün var mı? dedi. Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab şu cevabı verdi :

    ? Ya Rasûlüllah! Ben seninle evlenmeyi müşrikken de istiyor­dum. Allah bana müslüman olmak imkânını verdikten sonra nasıl is-temem?

    Rasûlüllah (S.A.V) onu azad etti ve onunla evlendi. Azad edilmesi onun mehri olmuştu. Daha sonra Rasûlüllah ona :

    ? İlk defada gerdeğe girmekten kaçınmana sebep neydi? dedi. Safiyye Bint Huveyy İbn Ahtab şöyle cevap verdi :

    «Eski kocam Kinane b. er-Rebî ile gerdeğe girdiğim gece, rüyam­da kucağıma bir ay´tn indiğini gördüm. Uyanınca rüyamı Kinâne´ye an­lattım, öfkelenerek :

    «Bu sadece senin Hicaz hükümdarı Muhammed´i arzuladığını gös­terir.» dedi ve yüzüme öyle bîr tokat vurdu ki, işte tokadın morarttığı yer gözümde hâlâ duruyor.»

    Rasûlüllah (S.A.V) gözündeki morluğa baktı ve duyduğu bu olaya çok sevindi.

    İlk defa gerdeğe girmekten kaçınmama sebep ise :

    ? Yahudilere yakın olmamız sebebiyle sana bir kötülük yapma­larından korktum.

    Bu cevap onun Rasûlüllah´ın yanındaki itibarını artırdı.

    Bu cevap üzerine Rasûlüliah (S.A.V)´in içindeki şüphe dağıldı ve mübarek yüzü hoşnutluk tebessümüyle aydınlandı.

    Safiyye yahudi olan ailesinin, kitablanndan öğrendikleri, gelecek peygamberle ilgili anlattıkları hatıralara döndü. Onlar, Rasûlüliah (S.A.V) Medine´ye hicret edince, vazifelendirilmesinin yaklaştığını müjdeledikleri, bu konuda kitablarından öğrendikleri peygambere karşı kin ve düşmanlık beslemeye başladılar.

    O şöyle anlatıyordu :

    «Ben babamın da, amcam Ebû Yasir´in de en sevgili çocuğuydum. Onlarla karşılaştığımda bütün çocuklarından önce benimle ilgilenirdi. "Rasûlüllah (S.A.V) Medîne´ye geldikten sonra bunları bir düşüncedir aldı. Onların eve dönüşü güneşin batıp karanlık çökmüş gibi bir hava getirdi. Eve gelirken sanki düşüverecekmiş gibi sarsak bir şekilde gel­diler. Her zaman yaptığım gibi onları neş´elendirmeye çalıştım, ama üzüntülerinin çokluğundan ikisi de benim yüzüme bile bakmadılar. Am­cam Ebû Yâsir´in şöyle sorduğunu işittim :

    «O, o (peygamber) midir?»

    Babam cevap verdi :

    «Evet! Vallahi O´dur.»

    Onu tanıyor ve gerçekliğine inanıyor musun?»

    «Evet!»

    Ona karşı içinde ne duyuyorsun?»

    «Vallahi yaşadığım sürece ona karşı düşmanlık duyacağım.

    Rasûlüilah (S.A.V)´in Safiyye ile gerdeğe girdiği çadırın dışında Ensar´dan birisi; Ebû Eyyûb Halid b. Zeyd sabaha kadar nöbet tuttu. Elinde yalın krlıç. Rasûlüllah (S.A.V)´in ise bundan haberi yok. Çadı­rın etrafında döndü durdu.

    Sabah olunca Rasûlüllah (S.A.V) onun bu hareketini öğrenip sordu.

    «Sana ne oluyor, ne yapıyorsun, ey Ebû Eyyûb?:

    «Ey Allah´ın Rasûlü! Bu kadın dolayısıyla senin hakkında korktum. Onun babasını, kocasını ve kavmini öldürdün. O küfür dönemine ya­kındır ve yeni müslüman olmuştur. Ondan sana bir kötülük gelmesin­den korktum» cevabını verdi Ebû Eyyûb...

    Rivayete göre Fahri Kâinat onun hakkında :

    «Allah´ım, beni korumak için gecesini uykusuz geçiren Ebû Ey-yûbu koru» veya iki´defa.

    «Ey Ebû Eyyûb, Allah sana ınerhametiyle muamele etsin» diye dua etmiştir.

    Safiyye Bint Huyeyy Hayber´den gelince Haris İbn en-Nu´man´ın evine indirildi. Ensar kadınları, geldiğini duyunca güzelliğini görmek için ona geldiler. Aîşe Bint Ebî Bekr araştırma yapmak üzere geldi. O dışarı çıkınca Peygamber (S.A.V) de onun peşinden çıktı ve :

    ? Aîşe nasıl buldun? diye sordu. Aîşe :

    ?Bir yahudi kadını buldum, dedi.

    Rasûlüllah onun kıskançlığını biliyordu. Ona şu cevabı verdi :

    ?Böyle söyleme, çünkü o müslüman olup İslama iyice sarıldı.

    Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab, yumuşak huylu, akıllı ve faziletli birisiydi. Bîr gün Peygamber (S.A.V) onun yanına girdi ve onun ağladı­ğını gördü. Ona şöyle dedi :

    ?Niçin ağlıyorsun?

    Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab :

    ? Duydum ki Aîşe ve Hafsa bana di! uzatıyorlarmış. Onlar: Biz Safiyyeden daha hayırlıyız. Biz Rasûlüllahın (S.A.V) amcasının kızları ve onun eşleriyiz diyorlarmış, dedi.

    Peygamber (S.A.V) :

    ? Onlara şöyle deseydin ya. Siz ikiniz benden nasıl daha hayırlı olabilirsiniz. Benim babam´Harun, amcam Musa ve kocam Muhammed (S.A.V)´dir, buyurdu.

    Rasûlüllah (S.A.V)´în bu tesellisi Safiyye´nin yüreğindeki ızdırap

    ateşini serinlettiği gibi, Allah´ın Rasûlü´nün kendisi için yegâne sığı­nak olduğunu da iyice idrak etmiştir.

    Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab yemek yapardı. Peygamber´e (S.A.V) içinde yemek bulunan bir kap hediye etti. Rasüiüllah kabın içi­ne elini uzatarak eşlerine vermeye başladı. Bu arada Safiyye´den bah­sediyordu. Aîşe kendine hakim olamayarak kabı aldı ve kırdı. Safiyye´-nin aleyhinde konuşup şöyle dedi :

    ? Yahudi kızının adını ağzına alrriaktan çekinmiyor musun?

    Safiyye de Ebu Bekr´in aleyhinde konuştu. Rasûlüllah (S.A.V) bu­nu duydu ve şöyle dedi :

    ? Safiyye! Ebu Bekr´e dil uzatma.

    Safiyye bir günah işlediği hissine kapılarak Aîşe´nin odasından ay­rıldı.

    Rasûlüllah (S.A.V) mescidde itikâfa girmişti, Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab konuşmak için onun yanına gitti. Mescide geldiğinde Rasû-lüflah´la konuşmaya başladı. Daha sonra Rasûlüllah onu odasına götür­mek için yanına geldi. Karşılarına Ensarh iki kişi geldi. Onlar Rasûlü!-lah´ı görünce geri döndüler. Peygamber (S.A.V) onlara seslenip :

    ? Gelin bu yanımdaki Safiyye´dir, dedi. Onlar:

    ? Neûzu billah (Allah´a sığınırız) subhânellah. Peygamber (S.A.V) :

    ? Şeytan Ademoğlunun damarında akan kan gibidir. Ona şüphe verebilir.

    Rasûlüllah (S.A.V) veda haccı için yola çıktığında hanımları da onunla birlikteydiler. Yolda giderlerken Safiyye´nin devesjjyjküp kalk­madı. Safiyye ağladı. Rasûîüllah meseleyi öğrenince geldi ve eliyle Safiyye´nin gözyaşlarını silmeye başladı. Ağlamamasını söylediği hal­de Safiyye daha çok ağladı. Rasûlüllah kafileyi durdurup mola verdi. İs­tirahat sırasında Rasûlüllah Zeyneb Bint Cahş´a şöyle dedi :

    ?- Zeyneb! Safiyye´nin devesi sakatlandı ona bir deve versen? Zeyneb Bint Gahş :

    ? Ben mi bu yahudiye deve vereceğim? dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) zilhicce ve muharremde iki ay veya üç ay Zey-neb´în yanına gelmeyerek onu yatağında yalnız bıraktı. Zeyneb Bint Cahş :

    ? Nihayet ondan ümidimi kestim, der.

    Rablulevvei ayı gelince Rasûlüliah (S.A.V) onun yanına girdi. Zey­neb onun gölgesini görünce :

    4- Bu bir adamın gölgesi. Rasûlüllah (S.A.V) benim yanıma gel­mez diye düşündü.

    Zeyneb Rasûlüllah´ı görünce :

    ? Ya.Rasûlellah! Ne yapayım? dedi. Peygamber (S.A.V)

    ? Falan cariye sana aittir. (Zeyneb Bint Cahş´a ait Peygamber´den (S.A.V) gizlediği bir cariye vardı).

    Zeyneb Bint Cahş :

    ?Onu azadettim, dedi.

    Bunun üzerine Rasûlüllah´ın (S.A.V) ona olan kızgınlığı geçti.

    Rasûlüllah´ın hanımları, ölmeden önceki hastalığı esnasında top­landılar. Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab :

    ? Ya Rasûlellah! Valiahi, sana gelen bu sıkıntının bana gelmesini isterdim, dedi.

    Öbür hanımlar birbirlerine kaş göz işareti yaptıjar. Rasûlüllah (S.A.V) onlara :

    ? Ağızlarınızı yıkayın, dedi.

    Peygamber´in (S.A.V) hanımları :

    ? Niçin yıkayalım? dediler.

    Rasûlüllah (S.A.V] :

    ? Safiyye´yi kaş ve gözlerinizle çekiştirmenizden dolayı. Vallahi, o samimidir.

    Rasûlüllah (S.A.V) yüce Allah´a kavuşunca bir grup Safiyye Bint Huyeyy îbn Ahtab´m odasına girip Allah´ı zikrettiler,. Kur´an okudular ve secde yaptılar. Safiyye perdenin arkasından onlara seslendi :

    ? Böyle secde etmek ve Kur´an olfumakvarken ağlamak niyedir?

    Mü´minlerin emiri Ömer İbnu´l-Hattab zamanında. Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab´m cariyesi Ömer´e gelip şöyle dedi :

    ?Safiyye cumartesi gününü seviyor ve yahûdilerie ilişkisini sür­dürüyor.

    Mü´minlerin emiri Ömer ona bir adam göndererek bu meseleyi sordurdu. O da :

    ?Cumartesi gününü soruyorsun, Allah onun yerine bana cuma gününü verdiğinden beri o günü sevmiyorum. Yahudiler hakkındaki so­runa gelince, onların arasında benim akrabalarım var. Öyle olunca ben de akrabalarımla ilişkimi sürdürüyorum, cevabını verdi.

    Daha sonra cariyeye :

    ?Niçin böyle yaptın? dedi.

    Cariye de :

    ?Şeytana uydum, dedi.

    Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab :

    ?Git, sen artık hürsün, dedi.

    Asiler Osman İbn Affan´ın evini kuşatınca müminlerin annesi Sa­fiyye Bint Huyeyy îbn Ahtab kendi eviyle Osman´ın arasında bir geçit (gizli yol) meydana getirdi. Kuşatma belâsı sırasında ona yTUfftek ve su

    taşıyordu.

    Safiyye şöyle derdi :

    ? Rasûlüllah´m huzuruna geldiğim gün daha onyedi yaşına ulaş mamıştım.

    Ummul-müminin Safiyye Bint Huyeyy İbn Ahtab Muaviye´nin hali­feliği döneminde, hicri elli iki yılında vefat etmiştir. Bakî´de, Rasûlül-lah´ın öbür hanımlarının yanına defnedilmiştir. [1]



    (Ummu Habîbe)

  10. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Ebû Süfyan?ın Kızı (Ummu Habîbe Künyeli) Ramle (radiyallahu anha)

    «Sonra Ebu Süfyan yola çıktı. Medine´ye geldi ve kızı Ümmü Habibe´nin evine girdi. Rasûlüllah (S.A.V)´in minderinin üstüne oturmak isteyince Ümmü Habibe minderi onun altından çekîverdi. Ebû Süfyan :

    «Kızım, anlayamadım, bu minderi benden mi sa­kındın, yoksa beni minderden mi? diye sordu. Ümmü Habibe : «Bu Allah Rasülü´rsün minderidir. Sen ise müşrik bir adamsın. Senin onun üzerine oturman! iste­medim» cevabını verdi.»

    cke´nin reisi ve müşriklerin başkanı Ebû Süfyan b. Sahr b. Harb b. Ümeyye´nin kızı Ramle, mü´minierin annesi Hz. Zeyneb´in kardeşi ve Rasûlüllah [S,A.V)´in amcazadesi Ubeydulîah b. Cahş el-Esedî´nin zevcesi idi. Ubeyduiiah müsiüman olunca Ramie de onunla beraber müsiüman olmuştu. Babası Ebû Süfyan ise küfründe

    Rainle babasının işkence etmesinden korktuğu için kocası Ubey-dullah ile beraber Habeşistan´a giden ikinci hicret kafilesine katılmıştı. Bu esnada da kendisi hamile idi. Babasını Mekke´de kin ve gayzindan cinnet getirecek bir durumda bırakmıştı. Zira o kızının müsiüman ol­masını hazmedecek bir adam.değildi.

    Habeşistan´a varınca kızı Habibe binti Übeydullah´ı dünyaya ge­tirdi. Bundan sonra da bu kızına nisbetle Ümmü Habibe künyesiyle anılmaya başlandı.

    Vatan özieminin kalbinde sancılandığı, aile halkının akraba ve dostlarının hasretini, kocasının varlığıyla teskin etmeye çalıştığını ge­celerden birinde korkunç bîr rüya ile uykusundan uyandı. Rüyasında ko­cası Übeydullah´ı çirkin bir surette görmüştü.

    Hemen o sabah Ubeyduiiah, uğruna yurdunu terkedip bu diyarlara hicret etmesine sebep olan müslümanlığı bırakmış, Habeşlilerin dini olan hıristiyanlığa girmişti.

    Bununla da kalmamrş, karısının da bu şekilde din değiştirmesi için baskı yapmış, ama Ümmü Habibe Ramle (r.anhâ) buna karşı ko­yarak müslümanlığım korumuştu.

    Ebû Süfyan´ın kızı kederinden ölecek derecelere gelmişti.

    Ubeyduiiah böyle yapacaktı da niçin hicret etmişti, İşkencelere, eziyetlere, saldırılara, hele hele gurbetin acılarına, ana-babayı tanı­mayıp terketmeye ne gerek kalıyordu. Ramlenin bütün bu sıkıntıları göğüslemeye, babasından ve kavminden çeşitli tariz ve eziyetleri gör­meye razı olduğu şeylere karşılık Ubeyduiiah tutmuş dinini değiştir­mişti.

    Ubeyduiiah, babalarının dini üzere´ dursa, kavim ve kabilesiyle be­raber atalarının dinini savunsa daha şerefli bir iş yapmış olmaz mıydı?

    Tut, bütün bunları inkâr et, din olarak İslâm´ı kabul et, bunun için bir de Habeşistan´a hicret et. Sonra bu dini bırakıp yabancı insanların, yabancı dinini tercih et. Hem de hiç bir baskıya maruz kalmadan, ken­diliğinden, kolaylıkla... Elbise değiştirir gibi... Ne utanmazlıktı bu!..

    îşte küçücük Habibe. Böyle dininden dönen bir babanın kızı olmak için suçu ne yavrucağın? Yabancı bir diyarda dünyaya gelmek, dağınık bir ailenin çocuğu olmak için ne gioi bir günâhı vardı? Hele ailesinin çeşitli dinlere dağılması talihsizliğine uğraması: Babası hıristiyan, an­nesi müslüman, dedesi İslâm düşmanı bir müşrik...

    Ramle, kendisinin kocası, çocuğunun babası olan adamın.yaptığı bu hareketin utanç vericiliğifıden etkilenerek insan İçine çıkmaz oldu.

    Gurbet sancısına -ek olarak yavrusunu bağrına basıp kapısını ka­patıp evine çekildi. Hicret ettiği bu yabancı yerde kimseyle karşılaşmak istemiyordu. Anayurduna da dönemezdi. Orada inanıp tasdik et­tiği peygambere karşı babası savaş ilân etmiş durumdaydı.

    Ebu Sufyan îbn-i Harb; Kureyş´ten birinin; otoritesine karşı çıka­bileceğini hatırından geçirmemişti. Çünkü o, Mekke´nin efendisi ve itaat edilmesi gereken lideriydi.

    Ancak Unımu Habîrne künyeli kızı Ramle bu liderliği yıkmıştı. O babasının tanrılarını inkâr etmiş, kendisi ve kocası Ubeydullah. İbn-i Cahş´la birlikte tek ve ortağı olmayan Allah´a iman etmiş, elçisi Mu-hammed İbn-i Abdillah´m peygamberliğini tasdik etmişti.

    Ebu Sufyan elindeki bütün güç ve kuvvetiyle kızıyla kocasını, ken­disinin ve atalarının dinine çevirmeye uğraşmış ama başaramamıştı.

    Ramle´nin müslüman olması sebebiyle Ebu Sufyan kederlere bo­ğulmuştu. Kızına istediğini yaptıramadıktan ve Muhammed´e uymasına engel olamadıktan sonra, Kureyş´e hangi yüzle bakacağını bilemiyordu.

    Kureyş, Ebu Sufyan´ın Ramle´ye- ve kocasına karşı kızgın olduğu­nu anlayınca, bundan cesaret alıp onları sıkıştırmaya ve işkence etme­ye başladılar. Artık onlar Mekke´de yaşamaya tahammül edemez hale gelmişlerdi.

    Rasûlüllah (S.A.V); müsiümanların Habeşistan´a hicret etmelerine izin verdiğinde, Ebu Sufyan´ın kızı Ramle, kocası Ubeydullah İbn-i Cahş ve küçük kızı Habibe; dinleri için Allah´a hicret edenler, imanları için Necaşî´nin memleketine kaçanlar kafilesi içindeydiler.

    Ummu Habibe´nin kalbinde Allah´ın Rasûlüne, ailesine, Ummu´l-Kura´ya (Mekke´ye) Beyt-i Haram´a (Ka´be´ye) özlem ve hasret; gözle­rinde yaşlar ve kalbinin derinliklerinde üzüntü ve tasalar var. Yıllardan beri o, üzüntü ve acıya boğulmuş durumda. Ah, o şimdi Medine´de ol­saydı. Teyzesinin oğlu Osman İbn Affan ve hanımı, Rasûlüllah´ın (S.A.V) kızı Rukıyye gitmeyip kalsalardı. Ama ne yazık ki onlar Medî-ne´ye dönmüşlerdi. Onlar ziyarete gelirler, Mekke´deki günlerini anar­lardı. O ikisinin konuşmaları onun gurbet acılarını ve yatTTfflık işken­cesini hafifletirdi. Köklü ve derin imanı, onu kelime-i şehâdeti getirip Aziz ve Celîl olan Allah´ın kendisini doğru yoluna eriştirdiğinden beri başına gelen her türlü belâya tahammül eder hale getirmişti. O her şe­ye Allah rızası için dayanıyordu.

    Ca´fer İbn Ebî Talib´in hanımı Esma Bint Umeys ona gelip :

    ? Sabret Ummu Habibe! Sen çok iyi dayandın, «Yalnız sabreden­lere, ecirleri sonsuz olarak ödenecektir.»[1] diyordu.

    Ummu Habîbe :

    ? Allah´a hamdotsun! Şüphesiz bu, Allah´ın sabredenleri tanıma­sı için bir çeşit imtihandır, dedi..

    Esma Bint Umeys de şöyle dedi :

    ? «Allah´ın doğru yola eriştirdiği kimse hak yoldadır. Kimi de saptırırsa artık ona doğru yola götürecek bir rehber bulamazsın.»

    Ummu Habîbe evinin kapısına yakın bir yerde oturdu. Sabahleyin anlaşılmaz bir düşünceye kapılmıştı. Osman İbn Affan´la hanımı Rukıy-ye´nin Habeşistan´dan döndüklerini öğrenince Mekke tacirlerinin efen­disi olan babası ne yapmıştı. Kızı Ummu Habibe´yi sorup soruşturmuş muydu? Yoksa içi kin ve öfke mi küsmüştü?.

    O, Ummu Habîbe´nin kardeşi Muaviye´yi, kendisine getirmesi için Necaşî´ye göndermiş miydi. Yoksa Ebu Sufyan İbn Harb bizzat kendisi rni gelmeye karar vermişti? Ubeydullah İbn Cahş´ın İslâm´dan çıkıp tekrar hıristiyan olduğunu duyunca ne demişti?.

    Günler geçmiş, yıllar devrilmişti. O, halâ Habeşistan´da, elinde kor tutan kimse gibi hak.dinini tutuyordu. Onun Allah´tan ve onun ki­tabından başka dostu yoktu. O uzleti tercih etmiş, semaya çekilmek için dünya´ya çeken şeyleri kalbinden çekip atmıştı.

    Kureyş´in Amr İbnu´I-As´Ia Abdullah İbn Ebî Rebîa´yi gönderdikleri günü hatırladı. Onlar bütün patriklere hediye verip Necaşi´nin huzuru­na girmişlerdi. Ona da hediyeler vermişlerdi. Necaşi onların hediyele­rini kabul etmiş. Daha sonra onlar şöyle konuşmuşlardı :

    ? Ey hükümdar! Biz sana bir meseleyi sormaya geldik. Bizim kö­tü çocuklarımızdan bazıları senin memleketine sığınmışlar. Onlar bi­zim dinimizden ayrıldılar ama sizin dininize de girmediler. Onlar ne bi­zim ne de sizin tanıdığınız yeni bir din îcat ettiler. Kavmimizin eşrafın­dan olan -babaları, amcaları ve akrabaları, onları senden, geri gönder­meni istemek için bizi gönderdiler. Onlar bu çocukların icat ettikleri . dini ve ortaya çıkardıkları fitneyi daha iyi bilirler. Patrikler de :

    ?Hükümdarımız! Bunlar doğru söylüyorlar. Kendi kavimleri on­ları ve uydurdukları şeyi bizden daha iyi bilirler... Onları teslim etme­ni rica ediyoruz. Bu adamlar, onları memleketlerine ve kavimlerine ge­ri götürsünler, demişlerdi.

    Fakat Necaşî öfkeyle :

    ? Hayır, onları bu iki adama teslim etmem. Hayır, buraya gelen­ler (hicret edenler), bana sığınarak memleketimde oturan ve beni baş­kalarına tercih eden kimselerdir. Onları çağırıp bu iki adamın onlar hakkında söylediklerini kendilerine sormadıkça onları teslim etmiye-ceğim. Eğer onlar bu iki adamın söylediği gibiyse onları teslim eder ve kendi kavimlerine iade ederim. Eğer öyle değillerse onları kavimlerin­den korur ve himayemde bulundukları sürece oniarı güzelce himaye ederim, demişti. Necaşî, Rasûlülİah´ın [S.A.VJ ashabına toplanmaları için haber göndermişti. Onlar da toplanıp şöyle demişlerdi.

    ?Hükümdara gittiğimizde ne diyeiîm?

    ? Bildiğimiz ne varsa ve Peygamberimizin (S.A.V] bize getirdik­lerini söyleyelim demişlerdi.

    Ca´fer İbn EbîTalib´le Mus´ab İbn Umeyr Necaşî´nin huzuruna çık­mışlardı. Necaşî patriklerini de çağırmıştı. Onlar Kitaplarını önlerine açmışlardı.

    Necaşî:

    ? Bu yeni din nedir böyle?. O yüzden kavminizin dininden ayrıl­dınız ama ne benim dinime girdiniz ne de başka milletlerin? diye sor­muştu.

    Ca´fer şu cevabı vermişti :

    ? Ey hükümdar! Biz cahiliyet içinde yaşayan bir millettik, putlara tapar, ölü eti yerdik. Kötülükleri yapar, akrabalardan ilgiyi keser, kom­şuluğu kötü görürdük. Güçlü oianımiz zayıf olanımızı ezerdi. Allah bi­ze içimizden; soyunu, doğruluğunu dürüstlüğünü ve namusluluğunu ta­nıdığımız bir peygamber gönderînceye kadar bu hal üzere kaldık. O bi­zi tek Allah´a inanmaya ve tapmaya, atalarımız gibi taptiglnîız taş ve putlardan vazgeçmeye davet etti. Yine bize sözün doğrusunu söyleme­yi, emaneti yerine getirmeyi, akrabalara ilgi göstermeyi, güzel kom­şuluğu, haram şeylerden uzak durmayı ve kan dökmekten sakınmayı emretti. Bizi kötülüklerden menetti bize yalan söylemeyi ve yetim ma­lı yemeyi, namuslu kadınlara iftira etmeyi yasakladı. Bize tek ve ortağı olmayan Allah´a ibâdet etmeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi ve oruç tutmayı emretti. Biz bu peygamberi tasdik ettik ve onun peygamberli­ğine inandık. Onun Allah´tan getirdiklerine uyup gösterdiği yolda yü­rüdük. Biz tek olan Allah´a tapar hale geldik. Ona hiçbir şeyi ortak koş­madık. Onun bize haram olarak bildirdiğini biz de haram bildik. Bize helâl olarak tanıttığını helâl tanıdık. Ancak kavmimiz bize saldırıp di­nimizden döndürmek, Allah Ta´âla´ya taptıktan sonra tekrar putlara taptırmak için bize en ağır işkence ve zulümleri yaptılar. Onlar bize kahredip zulmedince, bizi dayanamaz hale getirince, bizimle dinimiz arasına girilince, senin himayene girmeyi ve senin yurdunda ikamet etmeyi istedik. Seni başkalarına tercih ettik ve senin memleketinde zulme uğramamayı ümit ettik, ey hükümdar.

    Necaşî:

    ? Peygamberinizin Allah´tan getirdiklerinden ezberinizde tuttu­ğunuz birşeyler var mı? demişti.

    Ca´fer:

    ? Evet var diye cevap vermişti. Necaşî :

    ? Öyleyse onu bana oku, demişti. Ca´fer şu âyetleri okumuştu :

    ? «Bismillahirrahmanirrahîm. Elif, Lâm, Mîm. Andolsun, biz ken­dilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, «inandik» deyince, de­nenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah, elbette doğruları orta­ya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır. Yoksa, kötü­lük yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sanırlar? Ne kötü hüküm ve­riyorlar! Allah´la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah´ın bunun için be­lirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir. Hak uğrunda cihad eden an­cak kendisi için cihad etmiş olur. Doğrusu Allah, âlemlerden müstağ-nîdir, İnanıp yararlı iş yapanların kötülüklerini, andolsım ki, örteriz; on­ları, yaptıklarından daha güzeli ile mükâfatlandırırız. Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bîrşeyi körü körüne bana ortak koşman için zorlarJas-sa; o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm. İnanıp yararlı iş yapanları, mutlaka iyilerin arasına koyarız.» [2]

    Necaşî:

    ? Bu güzel sözden biraz daha okusana, demişti. Bunun üzerine Ca´fer şunları okumuştu.

    . ? «Bssmillâhîrrahmanirrahiın. Elif, Lâm, Mîm, Rumlar en yakın bîi" yerde yenildiler; onlar bu yenilgilerinden sonra üç ilâ dokuz yıl arasında galip geleceklerdir. İş, eninde sonunda Allah´a aittir. İşte o güm, inananlar, istediğine yardım eden Allah´ın yardımına sevinecek­lerdir. O güçlüdür merhametlidir. Bu, Allah´ın va´didir; Allah verdiği sözden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler. Onlar, dünya hayatı­nın görülen kısmını bilirler. Onlar âhiretten habersizdirler. Kendi ken­dilerine, Allah´ın gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları gerçek, olarak ve belirli bîr süre için yarattığını düşünmezler mi? Doğrusu in­sanların çoğu, Rablerîne kavuşacaklarını inkâr ederler.» [3]

    Necaşi´nin gözünden yaşlar boşanıp :

    ? Vallahi, bu okuduklarınla İsa´nın getirdikleri aynı lâmbadan çı­kıyor, demişti.

    Patrikler de :

    ? Bu sözler, efendimiz İsa´nın sözlerinin çıktığı kaynaktan çıkı-yor demişlerdi.

    Abdullah İbn Ebî Rabia Amr İbnu´l-As´a :

    ?Duydun mu? demişti. Amr alçak sesle :

    ?´ Lât´a yemîn olsun, şimdi ona onların köklerini kazıyacağı bir söz söyliyeceğim, demişti.

    Abdullah :

    ? Bunu yapma. Her ne kadar bunlar bize karşı gelmişlerse de, bizim akrabalarımızdır, demişti.

    Amr Necaşî´nin önüne atılıp :

    ? Ey hükümdar! Onlar Meryem oğlu İsâ hakkında büyük bir söz söylüyorlar demişti.

    Necaşî öfkeyle :

    ? Ne diyorlar? diye sormuş. Amr İbnu´l-As :

    ? Onlar: İsa´nın bir kul olduğunu söylüyorlar ve annesine sövü­yorlar.

    Necaşî, Cafer´le Mus´ab´a dönüp :

    ? Ey Muhammed´in ashabı! Meryem oğlu İsâ hakkında ne diyor­sunuz? diye sormuştu.

    Ca´fer şu cevabı vermişti.

    ? Biz onun hakkında Peygamberimizin bize getirdiğini söylüyo­ruz. O Allah´ın kulu ve elçisidir. Namuslu ve Azra (bekâr) Meryem´e attığı kelimesidir.

    Mus´ab İbn Umeyr şu âyetleri okumuştu :

    ? «Kîtap´ta Meryem´i de an. O, ailesinden ayrılarak, doğu yö­nünde bir yere çekilmişti. Sonra insanlardan gizlenmek için bîr perde germişti. Cebrail´i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görün­müştü. Meryem : Eğer Allah´tan sakınan bir kirnseysen senden Rah-man´a sığınırım dedi. Cebrail: Ben temiz bir oğlan bağışlamak için, Rabbinin sana gönderdiği elçiden başkası değilim, dedi. Meryem : Ba­na bir insan temas etmemişken, ben kötü kadın da olmadığını halde, nasıl oğlum olabilir? dedi. Cebrail: Bu böyledir, çünkü Rabbîn, bu ba­na kolaydır, onu insanlar için bir mucize ve katımızdan da bir rahmet kılacağız; hem bu önceden kararlaştırılmış bîr iştir, diyor dedi.» [4]

    Necaşî eliyle yere vurdu ve yerden bir çöp alıp şöyle demişti :

    ? Vallahi, Meryem oğlu İsâ senin söylediğinden şu çöp kadar farklı değildir.

    Necaşî´nin etrafındaki patrikler duyduklarından memnun olmadık­ları için homurdanmışlar :

    Necaşî onlara : .

    ? Homurdansanız da.., demişti.

    Daha sonra Rasûlülfah´ın [S.A.V) ashabına :

    ? Gidiniz. Siz benim topraklarımda emniyettesiniz. Kim size dil uzatırsa, zarardadır; Kim size dil uzatırsa, zarardadır. Sizden birinize kötülük etmem karşılığında bana altından bir dağ verilmesini iste­mem, demişti.

    Arkasından Amr İbnu´l-As ve Abdullah İbn Ebî Rabîa´ya doğru işa­ret edip patriklerine şöyle demişti :

    ? Bunlara hediyelerini geri verin, benim onlara ihtiyacım yok. Vallahi, Allah beni saltanatıma döndürdüğünde benden rüşvet almadı ki, ben de o konuda rüşvet alayım, benim işimde insanlara itaat et­medi ki, onun işinde ben insanlara itaat edeyim.

    Ummu Habibe sırtını evmin kapısına dayadı... Geçmişteki hatı­raları tekrar aklına geldi...

    Ubeydullah İbn Cahş´la evlendiği günü, onun babasının kendi ba­basına geldiği günü hatırladı. Ubeydullah´ın babası :

    - Ey kavminin efendisi Harb İbn Umeyye´lerden kızın Ramie´yi Benî Esed ve Benî Haşim´den oğlum Ubeyduilah İbn Cahş´a istiyorum, dedi.

    Ve evlendiler. Mekke´de dillere destan olan güzel bir düğün ol­du. Ondan sonra sadece Muhammed İbn Abdillah´a gökten melek in­mesi olayı geçti. Ebu´l-Hakem îbn Hîşant, en-Nadr Îbnu´l-Harîs, Umey-ye İbn Halef, Ukbe İbn Ebî Muayt, Ebu Sufyan İbn Harb gibi Kureyş eşrafı harekete geçip şöyle dediler:

    ? Allah bir insanı elçi olarak göndermekten daha yücedir.

    ? Allah bu yoksul yetimden başkasını bulamadı mı?

    Ebû Bekr, Zeyd İbn Harise, Ali İbn Ebî Talib, Muhammed´in eşi Hz. Hadîce Muhammed´in dinine girdi. Ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam Sa´d îbn Ebî Vakkas ve el-Abbas İbn Abdiimuttalib´in eşi Ummu´l-fazl onun dâvasına iman ettiler. Allah, Ummu Habîbe´nin göğsünü de İslâm´a açtı, onun kalbine de imanın nurlarını attı. Kocası Ubeyduliah İbn Cahş´da Allah´ın dinine girdi. Ebû Sufyan kfzımn Muhammed´in dinîne girdiğini öğrendiğinde nerdeyse deliriyordu.

    Öfkeyle ona gelip :

    ? Kızım! ´Duyduğum gerçek mi? dedi. Ummu Habîbe

    ? Ne duydun? diye cevap verdi. Ebu Sufyan.:

    ? Sen atalarının dinini terkedip başka bir dine girmişsin, dedi. Ummu Habîbe de şöyle cevap verdi :

    ? Siz kendi elinizle yaptığınız put ve taşlara tapıp onlara secde ediyorsunuz.

    Ebu Sufyan onun yüzüne bir tokat atarak şöyle dedi :

    ?Sen dilini tutsana... Onun işi büyüyüp yayıldı. Ben şöyle di­yordum : Çok sürmez onun ateşi de söner, daha önceki Zuheyr İbn Ebî Sulma ve en-Nab7ğatu´z-Zubyanî gibi şairlerin başına gelenler onunda başına gelir... Ancak tehlike bizim kapılarımızı da çalar oidu.

    Ummu Habîbe su cevabı verdi :

    ? Valİahi, vücûdumu parça parça etsen, Allah beni hidâyete er­dirdikten sonra küfre dönmem.

    Babası boz deve gibi çıkıp gitti. Birkaç gün sonra tekrar gelip :

    ? Belki düşünüp taşınmışsındir, dedi. Ummu Habîbe :

    ? Ölüm bana, Lât ve Uzza´ya tekrar tapmaktan daha iyidir diye cevap verdi.

    Ebu Sufyan da :

    ? Muhammed size, ölüp toprak ve kemikler haline geldiğinizde çıkarılacağınızı mı (dinltileceğinizi mi) vâdediyor? dedi,

    Ummu Habîbe :

    ? Evet... «Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, insanoğlu, ne yaptı­ğını ve ne yapmadığını görür.» [5]

    Ebu Sufyan alay ederek:

    ? Size vâdediien şey imkânsız, imkânsız, dedi. Ummu Habîbe :

    ? «Allah´ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanları ve milletle­rini helak olacak yere yaslanacakları cehenneme götürenleri görmü­yor musun? Ne kötü bir duraktır.» [6] âyetini okudu.

    Ebu Sufyan :

    ? Kızım! Ben seni biliyorum, dedi. Ummu Habîbe de :

    ? Aksine, Allah beni, seni ve bütün yaratıklarını daha iyi bilir diye cevap verdi.

    Babası boş yere onu Allah´ın dinînden vazgeçirmeye çalıştı. Ham-za İbn Abdilmuttalib ve Ömer İbnu´l-Hattab müslüman olduktan sonra işler başka bir yöne döndü. Hz, Ömer şöyle dedi :

    ? Ya RasûleÜah! Biz_ölsek de, sağ kalsak da hak üzerinde değil miyiz?

    ´ Rahmet peygamberi :

    ? Evet, canım elinde olan Allah´a yemîn ederim ki, siz öiseniz de, sağ kalsanız da hak üzerindesiniz, buyurdu.

    Hz. Ömer :

    ? Peki niye gizleniyoruz? Seni hak dinle gönderen Allah´a yemîn ederim ki, hiç çekinmeden, korkmadan oturup İslâm´ı açıklamadığım bir küfür meclisi kalmıyacaktır, Serii hak din ile gönderene yemîn ol­sun ki artık biz ortaya çıkacağız. Bugünden sonra Allah´a gizlice ibâ­det edilmeyecek dedi.

    Rasûlüllah´ın ashabı birisinde Hz. Hamza´nın, diğerinde Hz. Ömer´in bulunduğu iki saf halinde ortaya çıktılar. Hz. Ömer kılıcını sı-yırıp :

    ? Lâ ilahe illallah Muhammedun Rasûlüllah diyerek bağırmaya başladı.

    Nihayet müsiümanlar mescide girdiler, Hz. Ömer yüksek sesle :

    ? Küfrün başından olan kim kımıldarsa kılıcımla onun işini biti­ririm dedi.

    Kureyş eşrafından hiç kimse kımıldamadı. Müslümanlar Mescid-i Haram´da rahat ve huzur içinde namaz kılmaya başladılar.

    Kureyş´in efendileri toplanıp aralarında anlaştılar. Her kabîle aralarındaki müslümanlara saldırıp onları hapsetmeye dövmek ve aç susuz bırakmak suretiyle onlara işkence etmeye başladılar,

    Rasûlüllah´ın ashabı çeşitli ağır işkencelere sabredip dayandılar. Allah´ın Rasölü´ne gittiler. Rasûlüllah şöyle buyurdu.

    ? Kim dini için bir yerden başka bir yere kaçarsa bîr karışlık yer olsa da cennet ona vacip ,olur ve o kimse İbrahim Halîluilah´ın ve Peygamber´! Muhammed´in arkadaşı olur.

    Onlar.

    ? Nereye kaçalım? Ya Rasûlallah; dediler. Rasûlüllah :

    ? Yeryüzüne dağılırı. Yüce Allah sizi biraraya getirecektir, bu­yurdu.

    ? Nereye gidelim? dediler. Rasûlüllah ;

    ? Habeşistan´a gidin. Orada, yanında hiç kimseye zulmedilme­yen bir hükümdar var. Allah size bu meselede ferahlık verecektir.

    Ubeydullah İbn Cahş ve hanımı Ummu Habîbe diğer müslüman-larla birlikte Habeşistan´a hîcret ettiler. Ramle Ummu Habîbe) hami­leydi. Oraya yerleşince bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Ubeydullah :

    ? Adını «Habîbe» koyalım, dedi.

    Ummu Habîbe ayağa kalkıp abdest aldı. Namaz kılmaya başladı. Secdeden hemen kalkmadı. Dudakları kapalı olsa da uzun uzun duâ etti. Namazını bitirdiğinde kendinde bir rahatlık hissetti. Daha sonra hatiralarıyla başbaşa kaldı.

    Bütün müsiümanlar gönüllü ve sevinçli bir şekilde Allah´a ibâdet ederken Ubeyduilah İbn Cahş öyle değildi. İslâm´a girmeden önce onun hiristiyaniıkta bir geçmişi vardı. İlâhların cisim halinde olduğu fikri ona, kendisine hiçbir şeyin benzemediği tek olan ilâh fikrinden daha hoş geliyordu. Kiiiselerdeki bekletilmiş şaraplar onun gönlün­deki sarhoş olma arzusunu uyandırıyordu. Bir gece Ummu Habîbe korkunç bir rüya gördü. O kocasını domuz şeklinde görmüştü.. Onun yüzünün değişmesinden korkmuş ve onu beğenmemişti. Nefesi kesil­miş bir halde ve ürpererek uykusundan uyandı. Şeytandan Allah´a sı­ğındı. Sabah oluncaya kadar devamlı o rüyayı gördü. Korku ve endi­şeyle kocasına bakıyordu. Tam rüyasını ona anlatmaya niyet ettiği sı­rada o şöyle dedi.

    ? Ummu Habîbei Ben bu dîni inceledim. Hıristiyanlıktan daha iyi bir din olarak görmedim. Ben daha önce hiristiyandım. Sonra Muham­med´in dinine girdim. Şimdi tekrar hıristiyanlığa girdim.

    Ummu Habîbe tehdid ifade eden bir sesle :

    ? Vallahi, senin için hayırlı olan şudur : «Doğrusu size Rabbi-nizden açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim kör­lük ederse kendi aleyhinedir. Ben sisin bekçiniz değilim.[7]

    Ubeyduilah onu dininden döndürmeye çalıştı. Ama o kabul etme­di. Şöyle dedi :

    ?Korkunç bir rüya gördüm. Ubeyduilah! Seni domuz olarak gör­düm. Sen cehennem ateşine atıldın. Uykumdan ürpererek uyandım. Allah´ı Rab, İslâm´ı din ve Muhammed´i Peygamber olarak seçen kim­se nasıl ateşe atılır? Allah.Tendisi ve Rasûlü için hicret eden herke­se cenneti müjdelemiştir.

    Ubeyduilah alayla :

    ? Cennet ha, dedi.

    Ubeyduîlah içki müptelâsı oldu. Artık birbirlerinden ayrıldılar. Ubeydullah îbn Gahş müslümanlara uğrayıp şöyle diyordu.

    ? Biz doğru yoldayız. Siz doğru yolda değilsiniz. Rasûlüllah´ın (S.A.V) ashabı da oha şöyle cevap veriyordu :

    ? Vallahi, asıl siz doğru yolda değilsiniz. Bizim doğru yolu ars-maya ihtiyacımız yok. Sen dünya ve âhiretini kaybettin.

    Ummu Habîbe ansızın kendini şu üç şey arasında buldu :

    Ya devamlı hıristiyan olması için ısrar eden kocasının istediğini kabul edecekti. Böylece -Allah ´korusun- dininden dönecek, dünya be­lâsına ve âhiret azabına uğrayacaktı.

    Bu eti demir taraklarla kemiğinden ayrılsa bile yapamıyacağı bîr şeydi.

    Ya Mekke´deki babasının evine dönecekti. Bu da daima şirk kale-siydi. Çünkü orada dinine yenik olarak yaşayacak demekti.

    Ya da tek başına, ailesiz yurtsuz ve yardımcısız Habeşistan´da ka­lacaktı.

    O, içinde bulunduğu durumlardan üçüncü durumu başkasına ter­cih etti.

    Allah (C.C), ona bir ferahlık verinceye kadar Habeşistan´da kal­maya karar verdi.

    Ummu Habîbe´nin beklemesi uzun sürmedi. Hıristiyan olduktan sonra çok az yaşayan kocasından îddeti [8] ta­mam olunca Allah (G.C) ona ferahlık verdi...

    Ummu Habîbe gündüzünü Kur´an okuyarak, gecesini namaz kılıp Rabbine yalvararak, dert ve tasalarını halini en iyi bilen kimse olan Allah´a arzederek geçirmek, üzere evinde itikâfa çekilmişti. Kocasının dinden dönmesi onu Aliah´a ibâdet ve ona yaklaşmaya çalışır hale ge­tirdi. Bir gün uykuya daldığı esnada rüyada, birisinin ona gelip : ? Ey mü´minlerin annesi! dediğini gördü.

    Korktu ve bu gizli sesi düşünmeye başladı. O ancak Rasûiüllah´-la (S.A.V) evlenirse mü´minlerin annesi olabilirdi. Tekrar kendisine sordu : Acaba, Ubeydullah İbn Cahş´la ilgili rüyası gerçekleştiği gibi bu rüyası da mı gerçekleşecekti? Peki ne zaman?. O, Rasülüllah´a olan sevgisinin aile ve akrabalarına olan sevgisinden üstün olduğunu topluluk içinde ilân ettikten sonra fitneden korktuğu için Habeşis­tan´a hîcret etmişti. Eğer Mekke´ye dönse, Kubeys İbnu´l-Velîd İbni´l-Muğîre Ebu Kays İbnu´l-Fakihe İbni´l-Muğîre, el-Harîs İbn Zem´a İbni´l-Esved, Ali İbn Umeyye İbn Halef ve el-Âs İbn Munebbih İbni´l-Haccac gibi kelime-i şehâdeti getirdikten sonra tekrar Lât ve Uzza´ya tapma­ya başlayan beş Kureyş gencinin babalarının yaptığı gibi babası da ona dininden dönmesi için işkence edecekti.

    Ummu Habîbe artık Yesrib´e (Medine´ye) dönemezdi. Kocası Ubeydullah´ın kızkardeşi Zeyneb Bint Cahş´a bir yük olarak nasıl ya­şayabilirdi?

    Allah´ın Benî Kureyza´yı perişan ettiğini ve onların Rasûlulîah´ın hükmüne razı olduklarını öğrenince üzüntü ve kaygıları biraz gitti.

    Saadet ona, randevusu olmadığı halde, hüzünlü evinin üstünde yeşil zümrütten kanatların! çırparak geldi... Evinin kapısına vurulduğunu duydu :

    ?Kim o? dedi. Bir kadın sesi geldi :

    ? Ben, efendim Necaşî´nin cariyesi Ebrehe. ,

    Kalbi sanki bir kuşun kanatlarına takıldı. Sabahtan beri aklına ge­len anlaşılmaz düşünce gerçekleşti mi yoksa? Evet, işte o, babasının Necaşî´ye gelen adamı?. Belki de o kardeşi Muaviye´ydi?. Niçin onun elinden tutmak için, babası bizzat kendisi gelmiyordu? Gözlerinde kendi kendine konuşan hayalini gördü.

    «Ben seni çok iyi tanıdığımı sana söylemedim mi?» «İmanın tadını aldıktan sonra sırtımdan İslâm elbisesini asla çi-karmiyacağım.»

    «Başına gelenler yetmedi mi?.»

    «Karşımda, Rabbimin emrine dayanmaktan başka çare yok.»

    Kapıyı açtı, Ebrehe : «Hükümdar sana diyor ki : Allah´ın Rasûlü seni kendisine istemek üzere hükümdara mektup yazmış. Peygam-ber´in mektubunu Amr İbn Umeyye ez-Zamrî getirmiştir» dedi.

    Ne demişti? Necaşî onu Rasûlüllah´la evlendirecekti. Ebrehe ger­çekten böyle mi söylemişti. Rüyada mıydı yoksa gerçek hayatta miy­di. Ama Amr İbn Umeyye ez-Zamrî´nin beraberinde Rasûlüllah´ın mektubuyla gelmesi ne demekti? Yani bu bir rüya olamazdı. Yüzünü sevinç kapladı. Sevinç gözyaşlarının yüzünü ıslattığını hissetti. O, rahmet peygamberinin eşi olmaya tamah etmiyordu. Mü´m inlerin an­nesi olma şerefi mukayesesi yapılamayan bir şerefti. Ailesinin yaptı­ğı eziyetlere, Allah ve Rasûlü için Habeşistan´a hicretine ve kocası Ubeydullah İbn Cahş´in dünya ve âhiretini kaybetmesine karşı sabır ve tahammülüne mükâfat verilmesi böyle bîr ikramla yapılıyordu. O Hz. Hadîce, Hz. Aîşe ve Hz. Sevde Bint Zem´a gibi mü´minlerin annesi olacaktı? Allah ona en iyi mükâfatı vermişti.

    Duygularına hâkim olamayıp tehlîl getirdi. [La ilahe illa´llah) dedi ve :

    ? Allah sana da hayırlı olanı müjdelesin. «Bu benîm daha önce göt´düğüm rüyanın tevilidir. Rabbim onu gerçekleştirdi.» [9] dedi.

    Ebrehe :

    ? Hükümdar: Seni evlendirecek bir vekil tayin etmeni istiyor dedi.

    Umınu Habîbe :

    ? Halid İbn Saıd´i vekil tayin ettim, dedi.

    Daha sonra bileğindeki iki gümüş bileziği çıkarıp Ebrehe´yö verdi ve şöyle dedi :

    ?Bunlar, müjdenin karşılığı olarak senindir.

    Ummu Habîbe tekrar kendine sormaya başladı. Rasûlüllah .(S.A.V] niçin onunla evlenmeye ve ona mü´minlerin annesi şerefi vermeye ka­rar vermişti? Aslında o çok güze! değildi. Kırkını geçmişti. Onu bu-iunduğu mevkiden daha yüksek bir mevkiye mi çıkarmak istemişti? Rasûlüilah (S.A.V) iki iyilikten birini mi gerçekleştirmek İstemişti? Kavminin efendisi ve düşmanlarının en saldırganı olan Ebu Sufyan´ın burnunu kırmak (gururunu kırmak) mı istemişti, yoksa onun taşlaş­mış kalbini yumuşatıp da İslâm´ın nuruna açmak mı istemişti? Arap kabileleri ve aşiretleri içinde evlenen, oğullarını kavmin efendilerine damat yapan, kendisine liderlik ve otorite sağlaması için kızlarını soylulara ve mevkililere veren Ebu Sufyan Lâtve Uzza´ya tapmaktan vazgeçer miydi? Rasûlüllah´a uyanlardan olur muydu? Niçin olmasın? Allah Ömer İbnu´l-Hattab ve Umeyr İbn Vehb´i İslâm´a, kavuşturmamış mıydı? Halbuki o ikisi; İslâm´a ve müslümanlara düşmanlıkta Kureyş erkeklerinin en şiddetlilerindendi. Daha sonra onlar, Allah´ın dininin güçlü ve sağlam iki kılıcı olmuşlardı.

    Ummu Habîbe Ebrehe´yle birlikte Necaşî´nin sarayına gitti. Halid İbn Saîd´e haber gönderildi. Amr İbn Umeyye ez-Zamrî, Ca´fer İbn Ebî Taiib ve Habeşistan´daki müslümanlar da geldiler. Necaşî ayağa kal­kıp şu konuşmayı yaptı :

    ? Hamd Melik, Kuddus, Selâm, Mü´min Muheymin, Azîz ve Geb-bar olan Allah´adır. Allah´tan başka ilâh olmadığına Muhammed´in O´nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim. Şüphesiz o, Meryem oğlu İsa´nın müjdelediği kimsedir. Rasûlüllah (S.A.V), Ummu Habîbe Bint Ebî Sufyan´i kendisiyle evlendirmem için bana mektup yazdı, Ben de onun isteğini kabul ettim. Ben Unimu Habîbe´ye dörtyüz dinar mehîr verdim.

    Halid İbn Saîd dinarları Ummu Habîbe´nin avucunun içine koyun­ca sevinçten nerdeyse uçacaktı. Ebrehe´ye :

    ? Elimde hiç param yokken sana iki bilezik vermiştim. Azîz ve Celîl olan Allah bana bunu gönderdi dedi.

    Necaşî´nin cariyesi iki bileziği ona geri vererek şöyle dedi :

    ? Hükümdar bana çok bahşişte bulundu ve bana senden hiçbir şey almamamı emretti. Ey mü´minlerin annesi!

    Halîd İbn Saîd ayağa kalkıp şu konuşmayı yaptı :

    ?Hamd Allah´adır, Ona hamdeder, ondan yardım dilerim. Allah´­tan başka ilâh olmadığına, Muhammed´in onun kulu ve elçisi olduğu­na şehâdet ederim. Kâfirler hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üs­tün kılmak üzere, Peygamber´ini doğru yol ve hak dinle göndermiştir, Rasûlüllah´m (S.A.V) isteğini kabul ettim ve Ummu Habîbe Bint Ebî Sufyan´ı onunla evlendirdim. Allah, Rasûlü´ne zevcesini mübarek kıl­sın. _

    Daha sonra toplantıdakiler kalkmak isteyince Necaşî şöyie dedi :

    ?Oturun. Evlendikleri zaman peygamberlerin yemek yedirmele­ri sünnettir.

    Müslümanlar yemeklerini yedikten sonra Cafer İbn Ebî Talib Ummu Habîbe´ye :

    ? Yarın gemiye bineceğiz ve dostlara, Muhammed´e ve ashabı­na kavuşacağız, dedi.

    Ummu Habîbe gece boyunca uyumayıp verdiği olarak Allah için namaz kildi.

    nimetlere şükür

    Habeşistan´dan geri dönen kadın muhacirler arasında Ebû Suf-yan´ın kızı Ummu Habîbe de vardı. Evine alıp götürmesi için Rasûlül-lah (S.A.V)´ı gözetliyordu.

    Ummu Habîbe´nin Rasûlüllah (S.A.V)´in evine girişi Medîne hal­kını sevince garketti. .

    Dayısı Osman b. Affan büyük bir ziyafet hazırladı. Kurbanlar kesti, yemekler ikram etti.

    Mekke´liler, Ummu Habîbe´nin babası Ebû Süfyan´a kızının Allah´­ın Rasûlü´yle evlendiği haberi verilince :

    «Bu poğur devenin burnu kesilmez!» demesi üzerine bu sözü tek­rarlayarak uykusuz bir gece geçirdiler.

    Ummu Habîbe, zevciyle babası arasında savaşın sürüp gitmesin­den ızdırab duyuyordu. Bu savaş kendisi için değerli olan şahısları yi­yip bitiriyordu. Öldürülenler babasının taraftarları, şehid olanlar zev­cinin arkadaşları ve kendisinin ımü´min evlâtları idi.

    Bir gün ona Kureyş´în Hudeybiye antlaşmasını bozduğu haberi geldi. Keskin zekâsıyla anlıyor ve zevcinin ahlâkını biliyordu ki, Fahr-i Kâinat zulme karşı sessiz kalmaz, kendisine haksızlık edilmesinden veya yaptığı antlaşmanın bozulmasından hoşnutluk duymaz. Bu´Rasûlüllah´ın, içinde babası, kardeşleri, ailesi ve kabilesi halkının bu­lunduğu Mekke´yi mutlaka fethedeceğini ve putları müşriklerin başına yıkacağını gösterir.

    Mekke´de de tehlikenin yaklaştığı hissedildi. Mekke´li kumandan­lar kendisiyle yaptıkları antlaşmayı bozdukları Muhamrned (S.A.V)´in kendilerine karşı tutumunun ne olacağını görüşmek üzere toplandılar. Halbuki önceden onu da, ona tabi olan müsiümanları da önemseme-mişlerdi. Bugün ise o tuttuğunu koparacak bir güce ve Arap diyarında büyük bir otoriteye sahip olduktan sonra küçümseyebilirler miydi?

    Kureyş kumandanları, içlerinden birini, Muhammed (S.A.V)´e, antlaşmayı yenilemek ve süresini on sene daha uzatmak üzere bir el­çi göndermeye karar verdiler. Ancak bu elçi kim olacaktı?

    Bu elçi Ebû Süfyan b. Harb´ten başkası olamazdı.

    Bu görüşte anlaştılar. Ebû Süfyan ise buna boyun eğmekten baş­ka çare bulamadı. Ne mazeret bulacaktı ki bu görevi yapmamak için...? Düşmanlık ve savaş ateşini tutuşturan, bunun için gecelerini harcayan, ´bu ateşin yanıp durmasını sağlamak için Mekke´nin ciğer­parelerini tutuşturucu olarak kullanan kendisiydi. Bu gün o ateşin önü­ne geçmeli, can düşmanı Muhammed (S.A.V)´e varmalı ve ondan sulh antlaşmasını yenilemesini istemeliydi.

    Ebû Süfyan canı istemiyerek Medine´ye doğru hareket etti. Medi­ne´ye varınca Alllah´ın RasûSü ile karşılaşmaktan korktu. Ama bu kor­kusu arasında da hasmının evinde kızının olduğunu hatırladı. Görevini yerine getirebilmesinde onun yardımını sağlayabilmek için hemen Ummu Habîbe´nîn evine doğru hızlandı.

    Mü´minlerin annesi, Habeşistan´a hicret ettiği günden beri gör­mediği babasını aniden karşısında görünce, ne yapacağını, ne söyliye-ceğini bilemez bir şekilde kalakaldı,

    Ebû Süfyan, Medine´ye geldi. Kızı ve Peygamberimizin zevcesi Hz, Ummu Habîbe´nin evine girdi. Peygamberimizin döşeğine oturmak için yönelince, Hz. Ummu Habîbe, döşeği hemen dürüp babasının ona oturmasına engel oldu.

    Ebû Süfyan «Ey kızcağızım! Sen, bu döşeği, benden mi esirgiyor­sun, yoksa, beni bu döşekten mi esirgiyorsun? Anlayamadım» dedi.

    Hz. Ummu Habîbe «Hayır! Bu, Resûlullâh Aleyhisselâmın döşeği­dir. Müşrik, onun üzerine oturamaz! Sen ise, müşrik ve pis olan bir kimsesin! Bunun için, seni ResûEuNâh Aleyhisselâmın döşeğine oturt­mak istemedim.» dedi.

    Ebû Süfyan «Vallahi, ey kızcağızım! Benim evimden ayrıldıktan sonra, sana kötülük gelmiş!...» dedi.

    Hz. Ummu Habîbe IHayir! Aliah, bana, kötülüğü değil, İslâmiyet! nasib etti.

    Sen ise, işitmez, görmez, taştan yontulmuş puta hâlâ tapıp duru­yorsun!

    Babacığım! Senin gibi Kureyşlilerin Ulu´su ve yaşlısı olan bir kimse, nasıl olur da, İslâmiyete uzak kalır?!» dedi.

    Ebû Süfyan «Yazıklar olsun sana! Demek, ben, senden bunu da mı işitecektim?! Ben, Atalarımın tapa geldiklerini bırakacağım da, Muhammed´in dinine mi tâbi olacağım?!» dedi. Hz. Ummu Habîbe´nin evinden çıkıp gitti. Doğruca, Mescide, Peygamberimizin yanına vardı.

    Ebû Süfyan kızının evinden çıkınca Rasûlüllah (S.A.V)´in yanına vardı ve antlaşma yapmak istediklerini söyledi ama hiç bir cevap ala­madı.

    Rasûlüilah (S.A.V)´in yanında aracı olması için Ebû Bekir´e baş­vurdu o yüz çevirdi.

    Durumu Ömer b. Hattab´a anlattı, o gayet ağır bir dille onu şöyle reddetti :

    «Ben mi senin için Aliah Rasûlü´nün yanında şefaatçi olacağım? Zerre kadar gücüm kalsa yine de size karşı cihad edeceğim.»

    Ebû Süfyan Ali b. Ebî Talib´in evine vardı. Ali yanında hanımı Ra­sûlüllah fS.A.VVin kızı Patıma (r.anhâ) ile oturuyordu. Oğullan kü­çük Hasan da önlerinde emekliyordu. Ebû Süfyan :

    «Ya Ali, sen kavmin bana karşı en merhametlisisin. Ben bir ihti­yâç için geldim, Muhammed´e benim adıma şefaatçi ol» dedi.

    Hz. Ali´nin cevabı :

    «Yazıklar olsun ; Ebû Süfyan; Vallahi, Allah´ın Rasûiü Öyle bir iş yapmaya karar verdi ki, o iş konusunda biz konuşamayız.»

    Ebû Süfyan bu seferde Hz. Fatıma´ya dönerek açındıracak bir ses­le ondan şu ricada bulundu ;

    «Ey Muhammed´in kızı, şu küçük oğluna söylesen de halk arasın­da himayesine alsa beni. Dolayısıyla ahir zamana kadar Arabların efendisi olsa.»

    Hz. Fatıma (r.anhâ)´da :

    «Vallahi, görüyorsun benim oğlum insanlar arasında himaye ilân edecek yaşa gelmedi. Zaten kimse de Allah´ın Rasûlü´ne karşı hima­ye ilân edemez» dedi.

    Bütün kapılar Ebû Süfyan´m yüzüne kapanmıştı. Rasûlüllah´ın am­cazadesi Ali b. Ebî Talib´in tavsiyelerine başvurdu. Ö da şu tavsiyede bulundu :

    «Vallahi, ben senin için yararlı olabilecek bir şey bilmiyorum. Fa­kat sen Kinâne oğullarının ulu kişisisin. Kalk, iki taraf halkını uzlaş­tırmak için himayene aldığını ilân et, sonra da yurduna çık git. Bu­nun sana bir fayda sağiıyacağmı zannetmiyorum, Ancak sana bundan başka tavsiye edecek bir şey de bulamıyorum.

    Ebû Süfyan mescide gitti, orada iki taraf arasında himaye ilân et­ti. Sonra devesine binerek Mekke yoluna, arkasından kovalanıyormuş gibi bir sür´âtle koyuldu.

    Mü´minlerin annesi babasının başından geçenleri duydu. Rasûlül­lah´ın muzaffer olması için dua etmekten başka bir şey yapmadı. Bili­yordu ki, Mekke arazisinde şiddetli bir savaş olacaktır.

    Belki de Rasûlüllah (S.A.V)´in diğer zevceleri onun bu nazik du­rumda ne yapacağına dikkat ediyorlardı. Medîne ordusu onun kavmin­den antllaşmayı bozup müslümaniarın himayesine girmiş bir kavmi kı­lıçtan geçirmelerinin intikamını almaya hazırlanmakta, Mekke durum karşısında şaşırmış vaziyette, Ebû Süfyan ise görevini yerine getire­memiş, eli boş dönmüş, kararsız bir halde idi. Mekke´lilere şöyle de­mişti :

    «Muhammed´e başvurdum, vallahi, hiç bir cevap alamadım. Ebû Kuhafe´nin oğluna vardım ondan hayırlı bir söz duyamadım, Sonra Hattab´m oğluna müracaat ettim, onu en azılı bîr düşman olarak bul­dum.

    Durum çok kritikti, çok nazikti, Rasûlülllah (S.A.V)´in kavmine karşı zafer kazanacağı ise kesindi. Mü´minlerin annesi olarak o da kavmine karşı savaş iiân etmişti. Onların şerrinden Allah ve Resulü­ne sığınmıştı. Ancak onların küfür üzere ölüp gitmelerini de istemi­yordu.

    Şöyle düşünüyor ve temenni ediyordu : Ömer b. Hattab´ın, kar­deşi Muâviye´nin, Halid b. Velid´in, Rasûlüllah (S.A.V)´in kızı Zeyneb Kübra´nın kocası Ebü´l-As b. Rebî´în müslüman oldukilan gibi Ebû Süfyan da müslüman olamazTniydi?

    Belki bu düşünce serap peşinde koşmak kadar boşuna bir ümit ise de Allah´dan ümit kesilmeyeceğine göre, şaşkın şaşkın durmak­tan kurtulmalı ve Cenâb-ı Hakk´in yüce divanına yönelmeliydi. O da öyle yaptı; babası Ebû Süfyan´a hidâyet vermesi için Allah´a yalvardı.

    Bunu yapınca içinde huzur duydu. Rasûlüllah (S.A.V)´in kendisiy­le evlendiği gün okuduğu şu âyeti, o da okudu :

    «Belki de AİIah sizinle, onlardan düşman olduklarınız arasına bîr ssvgi koyar, Allah buna kaadirdir. Allah çok bağışlayan, çok esirge­yendir.»

    Bu, mü´minlerin annesi Hz. Ummu Habibe´nin babası ve kavmi hakkında yapabileceği en büyük iyilikti.

    Bu sıralarda Rasûlüllah´ın Bedir savaşma katılmış sahabilerinden birisi hakkında üzücü bir haber yayıldı. Bu zat kendilerini perişan ede­cek bir tehlikeden haberdar olmaları için Kureyş´e yazdığı bir mektu­bu Sâre isimli bir kadına vermiş, mektubu yerine ulaştırdığı takdirde kendisini cömertçe mükâfatlandıracağını da kadına vadetmişti.

    Rasûlüllah (S.A.V) sahabisi Hatrb b. Ebî Beltea´nin mektubunu, Cebrail´in haber vermesiyle, öğrendi. Ali b. Ebî Talib ile Zübeyr b. el-Avvamı, mektubu ele geçirmeleri için gönderdi. Gittiler ve Sâre´ye Mekke yolunda yetiştiler, kadını sıkıştırıp saç örgüleri arasına sakla­dığı mektubu elinden alıp geldiler.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hatıb´ı çağırtıp bu işi yapmasına nelerin sebep olduğunu sordu. Hatıb :

    «Ya Rasûiâllah, Allah´a yemin olsun ki, ben Allah´a ve Rasûlü´ne seksiz, şüphesiz bir imanla iman ettim- İmanımı da hiç bir şekilde boz­madım ve değiştirmedim. Benim Kureyşlller arasında ailem ve çocuklarım var, onları koruyacak yakınlarım da yok. Bu işi sırf onları koru­mak için yaptım» dedi.

    Ömer b. Hattab yerinden sıçrayıp Hâtıb´ın boynunu vurmak için Rasûlüllah {S.A.V]´den izin istedi, fakat Rasûlüllah Hâtıb´ın Bedir sa­vaşına katılmış sahabilerden olması sebebiyle ona bu izni vermedi.

    Hâtıb b. Ebî Beltea ile ilgili bu olayı burada nakletmemiz, Rasûlül­lah (A.S.V)´in on bin savaşçıyla Mekke´ye doğru hareket etemesi üze­rine Ebû Süfyan´ın kızı olan mü´minlerin annesi Ummu Habibe´nin du­rumunun ne kadar zor olduğunu takdir edebilmemiz içindir.

    Mekke fethedildi.

    Allah´ın Rasûlüne nasibettiği zafer müjdesi Medîne´ye hemen ye­tişti.

    Hicret yurdu Medîne Rasûlüllah (S.A.V)´in Ebû Süfyan´la karşılaş­tığında meydana gelen olaylara karşı dikkat kesildi. Zira Mekke, he­men yakınında ordugâh kurup ateş yakan çelik yürekli askerleri görün­ce, Haram Beldeye girmek üzere olan bu ordunun durumunu öğrenme­si için Ebû Süfyan´ı casus olarak göndermişti.

    Rasûlüllah´ın amcası Abbas b. Abdü´l-Muttalib, Ebû Süfyanı tanıdı ve ona:

    «Ey Ebû Hanzala, yazıklar olsun sana! İşte Rasûlüllah Ashabı ara­sındadır. Zorla Mekke´ye girdiğinde Kureyş´in işi duman olacaktır. Anan ve kavmin seni yitirsin, müslüman ol da kurtul» diye ihtarda bu­lundu.

    Ebû Süfyan korkuyla :

    «Babam, anam sana feda olsun, çare nedir?» diye sordu. Abbas onu katırının terkisine aidi. Beraberce ordugâhın içinden geçmeye başladılar. Askerler, müşriklerin kalbine korku salmak, için her biri birer ateş yakmış onbinlerce kişinin yaktığı ateşler çölü kapla­mıştı.

    Ömer b. Hattab´ın yaktığı ateşin yanına geldiklerinde, Ömer, Ebû Süfyan´ı tanıdı ve Rasûlüllah (A.S.V) çadırına koşarak Ebû Süfyan´ın boynunu vurmak için izin istedi.

    Onun hemen ardından Abbas gelerek :

    Ya Rasûlüllah, ben Ebû Süfyan´a eman verdim» diyerek onu koruması altına aldığını belirtti.

    Herkes soluklarını tutmuş Rasûlüllah (S.A.V)´in ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu :

    «Ey Abbas, sen onu konak yerine götür. Sabahleyin de bana ge­tir» buyurdu. Allah´ın Rasûiü.

    Ebû Süfyan, Allah Rasûiü´nün, Kureyş´in ulusu olan kendisi hak­kında vereceği hükmün ne olacağı endişesiyle gecesini uykusuz geçir­di.

    Sabah olunca Ebû Süfyan Rasûlüllah (S.A.V)´in huzuruna getirildi. Huzurda Muhacirlerin ve Ensar´ın ileri gelenleri bulunuyordu.

    Rasûlüllah (S.A.V)´in ilk sözü :

    «Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyan. Allah´tan başka ilâh olmadı­ğım bileceğin vakit halâ gelmedi mi?» sorusu oldu.

    Ebû Süfyan ise :

    «Babam anam sana feda olsun. Usluluk ve yumuşak huylulukta, şereflilikte, akrabalık hakkını gözetmekte senden daha üstünü yoktur. Vallahi sanırım ki, Allah´dan başka ilâh olmasa gerek. Çünkü Allah´dan başka ilâh olsaydı beni bu şeylerden korurdu» dedi.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    «Yazıklar olsun sana, ey Ebû Süfyan, benim Allah´ın Rasûlü oldu­ğumu bileceğin vakit halâ gelmedi mi?» diye sorunca da :

    «Babam anam sana feda olsun. Usluluk ve yumuşak huylulukta, şereflilikte, akrabalık hakkını gözetmekte senden daha üstünü yoktur. Senin Rasûlüllah oluşuna gelince, vallahi bu hususta şu ana kadar içimde biraz şüphe vardır» cevabını verdi.

    Aradan pek fazla bir zaman geçmeden de müslümanlığını ilân etti.

    Abbas, Rasûlüllah (S.A.V) den, Ebu Süfyani, hoşnut olacağı bir şeyle taltif etmesini rica etti. Rasûlüllah (S.A.V) ona şu iltifatta bu­lundu.

    «Evet, kim Ebû Süfyan´m evine girerse o emniyettedir. Kim evine girip kapısını kapatırsa o emniyettedir. Kim Kabe´ye sığınırsa o emni­yettedir.»

    Ebü Süfyan bir münâdi gönderdi Mekke´ye ve :

    «Kim Ebû Süfyan´m evine girerse o emniyettedir!» diye ünletti.

    Önleyenlerin sesi ufukları aşıp Ümmü Habibe´nin kulağına ulaştı­ğı zaman sevinçten titreyerek :

    «Kim babamın evine girerse o emniyettedir!» diye tekrarladı.

    Sevgili zevci Resûlüllah, ne kadar yumuşak huylu, ne kadar soylu, ne kadar akrabalık haklarını gözeten yüce kişiliğe sahipti.

    Ümmü Habibe kalktı Allah´a şükür secdesi yaptı.

    Hz. Ümmü Habîbe, bir keresinde Peygamberimizden teheccûd na­mazının faziletini duymuştu. Ondan sonra teheccûd namazını asla ak­satmadı.

    Babası öldüğünde üçüncü günü güzel koku getirterek süründü, sonra da şöyle dedi: «Ne koku sürünmeye lüzum var, ne de buna arzu ve isteğim var. Fakat Rasûlüllah´ın şöyle buyurduğunu işitmiştim :

    «Bir kadının kocasının dışında birisi için üç günden fazla matem tutması caiz değildir. Ama bu süre kocası için dört ay on gündür.» Bu sebeple matem tuttuğu zannedilmesin diye güzel koku sürünmüştü. Kendi ölümü yaklaştığında da Hz. Aîşe´ye haber göndermiş, yanına ça­ğırtarak ona şöyle söylemişti: «Benimle sen kuma durumunda bulunu­yoruz. Kumalar arasında da az çok tatsızlıklar olur. Ben sana hakkımı helâl ediyorum, sen de bana helâl et!.»

    Hz, Aîşe annemiz de : «Ben de sana helâl ettim, Allah seni bağış­lasın.» dedi. Bunu duyan Ummu Habîbe : «Beni çok mutlu ye huzurlu ettin. Allah da seni mutlu ve huzurlu kılsın» dedi. Daha sonra da Ümmü Seleme´ye aynı düşünceyle bir adam gönderdi.

    Kumalar arasındaki ilişkiler günümüzde genellikle birbirinin yü­zünü bile görmemek şeklinde sürer gider. Ama İslâm´ın o yüce kadın­ları bu dünyanın işlerini burada halletmeye önem vermişler, âhire yükünün omuzlarında kalmamasını istemişlerdir...

    Sonra ebedî selâmet uykusuna daldı. 44. Hicrî yılında mübarek cesedi, Medine´deki Baki´ kabristanın temiz toprağına katıldı.

    Kendisinden rivayet edilen hadîslerden altmışbeş tanesi kütübü sitte´dedir. [10]



    Mü´minlerin annelerinin sonuncusu
  11. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Meymune Bintu´l-Haris (radiyallahu anha)

    «Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eden ve pey­gamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer mü´minlere değil de sırf sana mahsus olmak üzere (helâl) kıldık.»

    (Kur´an-ı Kerîm, Âhzâb 50)

    Cahiliye devrinde Mesud İbn-Amr İbn Umeyr es-Sekâfi´yle evliydi. Daha sonra ondan ayrıldı ve Ebu Ruhm İbn Abdiluzza ile evlendi. Ebu Ruhm Meymune ile evliyken öldü. Onun adı Berre Bintu´l-Haris el-Hiiâ-liyye idi. El-Abbas İbn Abdilmuttalib´in hanımı Ummu´l-Fazl´ın kızkar-deşiydi.

    Hayber´in fethinden ve Habeşistan muhacirlerinin dönüşünden sonra Hicretin altıncı yılında aktedilen Hudeybiye sulhundan gayri, müslümanları meşgul eden bir şey yoktu. Sulhtaki şarta göre «Mu-hammed (S.A.V) ve Ashabı Mekke´ye ertesi yıl gelecekler, oraya gi­rip sadece üç gün kalacaklar, yanlarında ise silâh olarak kınmdaki kı­lıçlarından başka bir şey bulunmayacaktı.»

    Muhacirler «Şehirlerin Anası» "olan Mekke´ye girebilecekleri gü­nün hülyâsıyla yaşıyorlar, vatan toprağına kavuşmanın heyecanına kendilerini alıştırmaya çalışıyorlar, yeryüzünün en eski binası olan mü­barek Kâbeyi tavaf ettikten sonra, ataların sevap kazanma yeri kabul edip kendi çocukluklarının en mutlu günlerinin geçtiği bu kutsal şeh­rin manzarasıyla gözlerini doldurup doyuracakları günü sabırsızlıkla bekliyorlardı.

    Yurtlarından çıkarıldıkları gündenberi seneler geçmiş, insanların yeryüzünün uzak yerlerinden bölük bölük sevap kazanmak için geldik­leri mübarek evle aralarına menhus engeller gerilmişti.

    Hicretin altıncı yılında hiç bir kötü niyet taşımayarak sırf haccet­mek ve Mekke´de Cenâb-ı Hakka´ daha fazla yakın olabilmek için Ra-sûlüliah´ın emrine uyup geldiklerinde, müşrikler ayaklanip´onlann Mescid-i Haram´a girmelerine engel olmuşlardı. Bir yığın uğraştan ve temastan sonra da gelecek yi! müslümanlarm Mekke´ye girmelerini ka­bul etmişlerdi.

    Günler gayet ağır, geceler daha da uzayarak yavaş yavaş geçiyodu.

    Sene bitince Rasûlüllah (S.A-V) Mekke´ye gidebilmeleri için müs­lümanlarm gerekli tedarikte bulunmalarını ilân ettirdi.

    Kendisi Kusva isimli devesine bindi. Muhacir ve Ensar´dan iki bin süvari de ona uydu. Hepsi de, Allah´a ibadet edilen en eski ibadetha­neye kavuşmanın aşkıyla kalpleri yanık... Hepsi de hacclarının sevab mahalli ve kalplerinin arzu duyduğu bu mübarek yere bir an önce kavuşmaya hırslı..

    Uzaktan onlar, Haşimi peygamberin yetiştiği, vahyin iniş yeri olan mübarek şehre doğru taşıp gelen güçlü bir sel görünümünde idiler.

    Develeri yedenler, müslümanlara vadedilen fetih gününü müjde­leyen şiirleri okurken seslerini olduğunca yükseltiyorladı. Bunların en önünde Abdullah b. Revaha, Rasûlüliah (S.A.V)´in devesi Kusvâ´mn yularını tutmuş olarak onu hem yediyor, hem de şu şiiri okuyordu :

    «Çekiliniz, Rasûİüllah´ın yolundan, ey kâfir oğullan!»

    «Çekiliniz, biliniz ki, bütün hayır Allah´ın Rasûlündedir.

    «Rabbim, ben onun sözüne inandım.»

    «Allah´ın hakkının onun kabul etmesine bağlı olduğunu da biliy

    Bu minval üzere Mekke´ye emniyet içinde, saçlarını tıraş etmiş veya kısaltmış olarak, Allah´tan başka hiç bir şeyden de korku duyma­dan girdiler. Kâfir müşrikler ise Mekke´den çıktılar. İçeride onlardan hiç kimse kalmadı.

    Allah´ın va´di yerine geldi :

    «Andolsun, Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse güven içinde (kiminiz) başlarını tıraş ederek, [kiminiz saçlarınızı) kısal­tarak, korkmadan Mescid-i Haram´a gireceksiniz. Allah sizin bilmediği­nizi bildi, bundan önce size yakın bir fetih verdi.»

    Hepsi bir ağızdan yüksek sesle telbiye getiriyorlardı : «Lebbeyk Allahümme, lebbeyk, Lâ şerike leke lebbeyk!»

    Mekke vadisi yankılanıyor, her taraf imanın bu gür sesine inan­mış bir dille cevap veriyordu. Bu üç gün süresince Mekke yamaçlarına çadır kurmuş olan müşriklerin ayaklarının altındaki toprak heyecana gelip titredi.´Durumun heybetinden sarp dağların birbiriyle çarpışaca­ğını sandılar.

    Harem sahasında dualar birbirini takibetti.

    «Allah´tan başka ilâh yoktur, O tekdir. Va´dini doğruladı, kuluna yardım edip zafer nasibetti, orcjusuna şan ve izzet verdi, tek başına kâfir fırkalarını bozguna uğratmasını sağladı.»

    O gün her Mekke´li, müslümanların büyük zaferinin çok yakın ol-: duğuna kesinlikle inandı.

    Bu heybetli görüntü, Mekke´de, kalbler üzerinde yapacağı sihirli etkiyi fazlasıyla yerine getirdi.

    Mekke´nin hanımefendilerinden birisinin kalbi Rasûlüllah (S.A.V)´e doğru uçtu adetâ...

    Bu hanımefendi Berre binti Haris b. Hazn el-Hilâliyye idi. Mü´min-lerin annelerinden birisinin de kız kardeşiydi.

    Berre bu dönemde yirmi altı yaşında bir dul idî. İlk kocası Ebû. Rühm b. Abdi´I-Uzza eî-Amirî ölmüştü.

    Berre kız kardeşi Ümmü´1-Fadl´a kalbindeki ateşi anlattı. O da du­rumu kocası Abbas´a nakletti.

    Kaza umresi yılında Rasûlüllah (S.A.V) ve ashabı Mekke´ye gelip dinlenmesi için Abtah´da kurulan çadırına gittiğinde, amcası el-Abbas İbn Abdiimuttalib onun huzuruna girdi ve yeğenine, Berre bintu´i-Haris´-in Rasûlüllah´ın hanımı olmak için yanıp tutuştuğunu bildirdi. Peygam­ber (S.A.V) Ca´fer İbn Ebî Talîb´i dünürlük için Berre´ye gönderdi. Ca´fer Berre Bintu´l-Harîs´in yanından çıkınca neşesinden yerinde duramayarak devesine bindi ve Rasûlüllah´ın çadırının bulunduğu Abtah´a,gitti ve şöyle dedi :

    ? Deveyle, üzerinde olan Allah ve Rasûlü´ne aittir. Bazı kimseler Berre Bintu´l-Haris´in hareketi hakkında:

    ? O bekleyemedi ve kendini Allah´la Rasûlü´ne bağışlamaya gel­di, dediler.

    Rasûlüllah (S.A.V) Mekke´den ayrıldığı yedi yıldan beri ilk defa, yanında ashabıyla birlikte, korku duymadan ve güven içinde mübarek beldeye, böyle uğur ve bereketli bir sebeple girebildikleri için Berre´-nin ismini Meymûne olarak değiştirdi.

    Peygamber (S.A.V) ona Meymûne adını verdi. Münafıklar hemen alay ve tenkit etme fırsatı elde ettiler. Bunun üzerine Allah Ta´alâ şu ayeti indirdi: «Ey Peygamber! Mehirlerinî verdiğin eşlerini, Allah´ın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle birlikte hicret eden am­canın kızlarını, halalarının kızlarını daytnın kızlarını, teyzelerinin kızla­rını ve peygamber nikâhlanmayı dilediği takdirde -müminlerden ayrı, sırî sana mahsus olmak üzere- kendisinin mehrîni peygambere hibe eden mü´mîn kadını almanı helâl kilmışizdır. Bîr zorluğa uğramaman için müminlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet eden­dir,» [1]

    Rasûlüllah (S.A.V) onunla ihramdan çıkmış, olarak evlendi ve onunla Mekke´de gerdeğe, girmek istedi. Huveytıb İbn Abdiluzza Mik-rez İbn Hafs ve Kureyş´ten bazıları Rasûlullah´a (S.A.V) şöyle dediler:

    ? Allah aşkına söyle. Toprağımızdan mutlaka çıkıp gideceksin di-yo aramızda seninle anlaşma yapmadık mı. İşte o üç günlük sür^ r(fi dolmuştur.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Beni bıraksanız da, aranızda düğünümü yapsam, size yemek yapsam ve birlikte yesek dedi.

    Kureyş´in efendileri :_

    ? Senin yemeğine ihtiyacımız yok. Çık git topraklarımızdan. Üç günlük süre dolmuştur, dediler.

    Rasûlüllah (S.A.V) azatlı kölesi Ebu Rafi´ye. hiçbir müslürnanın Mekke´de akşama kalmadan yola çıkmaları için seslenmesini emretti. Akşam olunca Meymune Bintu´l-Haris´i kendisine getirmesi için Ebu Rafi´î geride bıraktı.

    Peygamber [S.A.V) Meymune Bintu´l-Haris´le (Mekke´den altı mil uzaklıktaki) Şerifte gerdeğe girdi.

    Meymune Bİntu´l-Harîş´le Rasûlüiiah (S.A.V) aynı kaptan yıkanır­lardı.

    Abdullah İbn Abbas (Meymune Bîntu´l-Harîs onun teyzesidir) şöy­le demiştir:

    ? Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurmuştur: Kızkardeşler mümindir­ler. Bunlar: Meymune, Ummu´l-Fazl ve Esma (Bint Umeys).

    Meymune Bintu´l-Haris şöyle der:

    ? Rasûlüiiah (S.A.V) bir gece benim yanımdan çıktı. Onun arka­sından kapıyı kapattım. Sonra gelip kapıyı-açmamı istedi. Kapıyı açma­makta ısrar ettim. O şöyie dedi : Yemin mi ettin? Yoksa bana açardın. Ona : Benim nöbetimde diğer eşlerine mi gidiyorsun? Resûlüllah : Ha­yır, gitmedim, ama küçük ihtiyacım beni sıkıştırmıştı.

    Rasûlüllah (S.A.V) Rabbininyüce katına hicret ettikten sonra Mey­mune (r.anhâ), insanların en hayırlısıyla bir araya geldiği uğurlu ve be­reketli günün hatırasıyla yaşamaya, Şerifte onunla gerdeğe girdiği mü­barek böigeye sık sık gidip gelmeye başladı.

    Burada yaptırdığı kubbeye defnedilmesini de vasiyet etti.

    Meymune Bintu´l-Haris Muaviye İbn Ebî Sufyan devrinde, yeğeni Abdullah İbn Abbas´la birlikte hacca gitti. Hac vazifesini yerine getir­dikten sonra Serîf´te (Rasûlüllah´m hicretin yedinci yılında kaza um­resinde onunla gerdeğe girdiği sırada, çadırını kurduğu yerde), hicre­tin ellibirinci yılında ölmüştür. Cenaze namazını Abdullah İbn Abbas kıldırmış ve kabrine o indirmiştir. Mü´minlerin annesi Meymune Bin­tu´l-Haris; odasının, yeğeni Abdullah İbn Abbas´a verilmesini vasiyet etmiştir. Tercümanu´l-Kur´an (Kur´an´ın tercümanı) olan Abdullah İbn Abbas orayı, insanlar arasında ilmi yaymak için okul haline getirmiştir. [2]



    Rasûlüllah [S.A.V)´in oğlu İbrahim´in annesi
  12. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Mısırlı Mariye (radiyallahu anha)


    Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu: «Mısır halkı hakkında birbirini­ze hayır tavsiyesinde bulunun. Çünkü onların bîr emniyet ve akrabalık hakkı vardır.»[1]

    Rasûlüllah´ın evlerinden pek de uzak olmayan bir evde mü´minle­rin annesi lakabıyla anılmayan, ancak diğerlerine nasib olmayan ´bir şerefle, Rasûlüllah (S.A.V)´in oğlu İbrahim´e anne olmak şerefiyle mü­kâfatlanan bir cariye vardı.

    Bu muhterem kadın Rasûlüllah (S.A.V)´in Mescide bitişik evlerin­den birinde oturmamakla beraber, bu evlerde oturanlar üzerinde göz­le görülür bir etkisi vardı.

    Bu cariye kimdi? Rasûlüllah (S.A.V)in hayatına nasıl girmişti? Bu hayatta ne gibi bir değeri vardı?

    Mariye binti Şem´ûn, yukarı Mısır´da Ensîna ülkesinde, Eşmünîn´in karşısında ve Nil nehrinin doğu kıyısındaki Hafn köyünde, Kıbtî bir ba­ba ve Roma´h hristiyan bir anneden dünyaya geldi.

    Gençliğinin ilk günlerinde kız kardeşi Şîrînle beraber, Kobt kavmi­nin ulusu Mukavkrs´m sarayına götürülmeden önceki hayatını bu köy­de geçirdi.

    Mariye, bu saraya geldikten sonra Arab yarımadasında, yeni se­mavi bir dine çağıran bir peygamberin çıktığını duydu. Bu peygamberin elçisi Hatib b. Ebî Beltea, Rum Kayserinin İskenderiye valisi Mukav-kis´a bir mektup getirdiğinde Mariye sarayda idi.

    Hâtıb´a, Mukavkıs´m huzuruna girme izini verildi, O da şu meal­deki mektubu takdim etti:

    «BismiIIâhirrahmanirahîm,

    Allah´ın kulu ve Rasülü, Muhammed´den, Kıbtilerin büyüğü Mu-kavkısa:

    Hidâyete uyan, doğru yolu tutanlara selâm olsun.

    Ben seni İslâm davetiyle müslümanlığa davet ediyorum.

    Müslüman ol, selâmeti bul ki, Allah sana ecir ve mükâfatını iki kat versin. Eğer bu davetimi kabu etmez, ondan kaçınırsan, Kıbtîlerin günâhı senin boynuna olsun.

    De ki : Ey Kitab ehli, geliniz, aramızda ve aranızda eşit ve ortak bir kelimede birleşelim ve Allah´dan başkasına tapmayalım. O´na hiç bir şeyi ortak tutmayalım. Allah´ı bırakıp da birbirimizi rab tanımaya­lım.

    Buna rağmen, onlar bu davetten yüz çevirirlefse, siz şahid olunuz ki bizler, muhakkak müslümanlarız, deyiniz.»

    Mukavkıs mektubu okudu, hürmetle dürdü, fi! dişinden bîr kutu­nun içine koyarak bir cariyesine verdi.

    Sonra Hâtrba döndü, onun peygamberimizden bahsetmesini ve onun vasıflarını anlatmasını istedi. Hâtıb bu işi yapınca bir süre´ dü­şündü ve şu sözleri söyledi :

    «Ben bir peygamberin daha geleceğini biliyordum ve bu peygam-ber´in Şam´dan çıkacağını zannediyordum. Çünkü peygamberler hep Şam arazisinden çıkmışlardır. Şimdi ise onun Arabistan´dan çıktığını görüyorum... Kıbtîler ona uymak hususunda beni dinlemezler.»

    Mukavkıs saltanatının elinden gideceğinden korkuyordu. Kâtibini çağırıp peygamberimizin mektubuna şu cevabı yazdırdı :

    «... Mektubunu okudum ve içinde bildirdiğin, kendisine davet et­tiğin şeyleri anladım. Ben bir peygamberin daha çikacağını biliyordum, ama onun Şam´dan çıkacağını zannediyordum...

    Elçine ikramda bulundum, onu ağırladım. Sana kıbtîler yanında çok değerli olan iki cariye, elbiseler, binmen için bir katır gönderiyorum. Sana selâm olsun.»

    Mukavkıs mektubu Hâtıba verdi. Kıbtîlerin dinlerine çok bağlı ol­duklarını, aralarında geçen konuşmaları saklamasını, kıbtîlerden hiç birinin bu konuşmalardan bir kelime bile duymamaları gerektiğini rica yollu bildirdi.

    Hatib, yanında Mukavkısın hediye ettiği iki cariye, Mariye ve kiz-kardeşî Şirin, bir hadım köle, bin miskal altın, MıSır dokuması halis yir­mi elbise, Düldül isimli beyaz bir katır, kokulu Mısır balı bir miktar misk, anber ve güzel kokular olduğu halde, Rasülüllah (S.A.V)´in yanı­na Medine´ye döndü.

    İki kız kardeş vatandan ayrılmanın acısını duymaya başladılar. Gözlerini doldura doldura sevgili yurtlarını seyrettiler. Son işaretler kayboluncaya kadar baktılar. Sonunda çocukluklarının ve gençliklerinin flk günlerinin geçtiği bu yerlerden ayrılmanın acısıyla göz yaşlarını bırakiverdiler.

    Hâtıb bu iki genç kızın ayrılık acısıyla duydukları ızdırabı anlayış­la karşıladı. Onlara Arab ülkelerinin köklü tarihinden bahsetti. Asırlar boyu zaman mefhumunun Mekke ve Hicaz etrafında ördüğü kıssaları, mitolojik olayları anlattı. Sonra sözü döndürüp Rasûlüliah (S.A.V)´e ge­tirdi. Onu, derin bir imanla, sadık bir bağlılıkla anlattı, anlattı. İki genç kızın kalbi, duydukları bu şeyler sebebiyle, İslâm´a ve onun şerefli Peygamberine açıldı.

    Kendilerini karşılayacak yeni hayat ve Hâtıb´ın Mukavkıs´tan geti­receği cevabı Medine´de bekleyen yüce Peygamber hakkında düşün­ceye daldılar. El-İsâbe´de İbn-i Sa´d´dan gelen bir rivayete göre Hâtıb Mariyeye ve kardeşine müslüman olmalarını teklif etmiş, ikisi de müs-lümanlığı kabul etmişlerdir.

    Küçük kafile Hicretin yedinci yılında Medine´ye vardı. Rasûlüliah (S.A.V)´de Kureyş´le Hudeybiye antlaşmasını yapmış ve geri dönmüş­tü.

    Rasûlüliah (S.A.V) Mukavkıs´m mektubu ile hediyelerini aldı.

    Mariye´yi beğenip kendisine alıkoydu. Kız kardeşi Sirîn´i ise şâiri Hassan b. Sabit´e verdi.

    Rasûlüliah (S.A.V)´e, Mısır´ın Nil vadisinden kıvırcık saçlı, gayel güzel ve cazibeli bir kızın hediye olarak gönderildiği, onun da bu kızı Mesöid´e yakın bir yerde olan Harise b. Nu´inan´ın evinde konaklattığı haberi Rasûİüİlah´ın diğer zevcelerine ulaştı.

    Bu yeni genç kadından bir tehlike gelmeyeceğini kendisine kabul ettirebilmek İçin Aîşe kendisini zorladı. Netice itibariyle bir ulunun di­ğer bîr uluya hediye ettiği garib bîr kızcağızdan başka bir şey değildi.

    Ancak, Rasûlüllah [â.A.Vyin bu aniden çıkıp gelen MıSır´İı cariye­ye İhtimam göstermesi karşısında endişe duymuyor da değildi. Rasû-lüllah´ın sık sık onun yanına gidip gelmesi, böö vakti olursa yirmi dört saatini onun yanında geçirdiğini görmesi sabrını taŞırıyordu.

    Bir yıl veya bir yıla yakın bir zaman geçti. Mariye Rasülüllah tB.A.Vδin gösterdiği ihtimamdan çok mutluluk duyuyordu. Onu hima­yesine almak Rasûlüllah´ı huzurlu kılıyor. Rasûlüliah (S.A.V)´in diğer mü´minlerin anneleri gibi kendisini de tesettüre alması Marlye´yİ hoş­nut ediyordu.

    Arzularını, hatıralarını, hatta bütün varlığını, kaderin süre tanı­maksızın kendisine bağladığı bu ulu efendinin şahsiyeti içinde eritmiş, yoketmişti. O kendisi için hem efendi, hem sahih, hem aile, hem de vatan idi. Bütün istediği onun hoşnutluğunu kazanabilmekti.

    Varlığında Mısır´ın cazibesini, kokusunu, güzelliğini taşıyordu.

    Kendisi gibi .bir Mısırlı olan Hz. Hacer´in kıssasını tekrar tekrar dinlemek, hatırlamak çok hoşuna gidiyordu. Zira Hacer Nil vadisinden gelmiş, efendisi Hz, İbrahim´den bir çocuğu olmuş, bu ise İbrahim´in ilk hanımı Hz. Sâre´nin kıskançlığını celbetınişti. Zevci´ne yaptığı de­vamlı ısrarlar neticesinde o da Hacer´le oğlunu bu mukaddes toprakla­ra getirip bırakmıştı, tek başlarına bu bitki bitmez kurak araziye, Ka­be´nin kutsal arazisine...

    Mariye, Hacer´e Zemzemin yerden kaynaması hediyesini veren ilâhî olayın anlatılmasını da çok seviyordu. Bu kutsal suyun kaynaına-sıyla Arap yarımadasında nasıl yepyeni bir hayat başlamıştı.

    Safa ve Merve tepeleri arasında koşması, hem cahîlîyet, hem de İslâm dönemlerinde hacc´ın rükünlerinden sayılarak nasıl Hacer tarih boyunca yaşamıştı.

    Yalnız kaldığında Mariye, Hacer´in Mısırlı oluşu ve Hz. İsmail´in ve bütün Arapların annesi oluşu üzerinde düşünmeyi adet haline ge­tirmişti. Şu benzetmeyi yapmakla yanllmıyordu : İkisi de Mısır´h birer cariye idiler. Hacer, Sâre tarafından bir peygamber olan Hz. İbrahim (A.S)´a hediye edilmiş, Mariye ise Mukavkıs tarafından sofi peygambe­re hediye edilmişti. İkisi de evine girdikleri bu iki peygrhaberlerin meşru zevcelerinin kıskançlığını kabartmışlardı.

    Ancak Hacer İbrahim aleyhisselâm´a bir çocuk doğurmuştu. Ma= riye de peygamber efendisine bir çocuk hediye edebilir miydi?

    Ne olmaz bir arzu idi bu... Ne u£ak bir ihtimâl..!

    Rasûlüliah (SAV) Hz. Hatice´nin vefatından sonra on kadınla ev­lenmişti. Bunların kimisi genç,- kimisi olgundu. Aralarında çocuklu olanları vardı. Ama ecelin, kızı Fatıma hariç, Hatice´den olan bütün ço­cuklarını elinden aldığı Hz. Peygamber´e hiç birisi çocuk hediye ede­memişlerdi.

    Rasûlüliah (SAV) altmışına yaklaşmıştı. Ön tane zevcesîyle .ge­çen seneler sonunda çocuğunun olması.ümidini yitirmiş gibi görünü­yordu.

    Hacer´in İsmail´e anne olması gibi Mariye de anne olabilir miydi acaba?

    Bu vehimden de uzak bir arzu, serab gibi bir istek değil miydi?

    Mariye, RasûSüllah (S.A.VJ´in hayatına girişinin ikinci senesine girdiğinde Hz. Hacer´i, Hz. İsmail´i, Hz. İbrahim´i düşünmekten geri durmadı.

    Aniden hamile olduğu vehmine kapıldı. Sonra duygularını yalanla­dı. Kendi kendine bunun zihnine yerleşen anne olma arzusundan ve de-vamlı Haceı-´le İsmail aleyhisselâm´ı düşünmekten doğan bir hayal ol­duğuna karar verdi.

    Durumdan şüphelendiği ve bunun bir gerçek mi, yoksa uyanive-rince kayboluverecek bir rüya mı olduğuna karar veremediği için bir ay sonra, bir ay daha durumu gizledi. Tâ içinde bir şeylerin kımıldadı­ğını hissedinceye, yalanlanmıyacak kadar açıklık kazanıncaya kadar bekledi.

    Durumu önce kardeşi Sîrîn´e açtı. O ise bunun bir vehim ve hayâl olmayıp dipdiri bir yavrucuğun belirtileri olduğunu teyidetti.

    Mariye sevincinden uçacaktı. Şunu iyi biliyordu ki, Allah´ın yüce dergâhına yaptığı dualar kabul olmuş, olmaz zannettiği arzusu gerçek­leşmişti.

    Rasûlüllah (S.A.V) yanına gelinceye kadar sevinç sarhoşluğuyia yaşadı. O gelince de vakit geçirmeden vücudundaki küçük canimin var­lığını bir sır gibi anlattı.

    Rasûlüllah (S.A.V) Mariye´nin zaman zaman içinin bulandığını, ye­mekten içmekten kesildiğini hatırladı. Bunlar daha önce Hatice´nin her hamile kalışında gördüğü geçici hallerdi ama Mariye´de gördüklerinin bedenî bîr sıkıntıdan meydana gelen, devamlı bir rahatsızlık zannet­mişti.

    Sevinç pıriltılanyla ışıdı nurlu yüzü. Kızları Rukiyye ve Ümmü Gül­süm ile oğulları Abdullah ve Kasim´in ölümlerinden sonra yakında kay­bettiği değerli kızı Zeyneb´in kaybının hemen ardından kulu ve Rasûlü-ne bu güze! ihsanı lâyık gören yaratıcısına şükretti.

    Sübhan olan Allah... Kudreti erişilmez, ululuğuna yetişilmez, âyet­lerinin sonu gelmez Allah... Rahmeti kulu Muhammed Mustafa (S.A.V)´i kuşatmıştı. Nitekim daha önce de kullan İbrahim ve Zeke-riyyâ´yı rahmetiyle kuşatıp onlara yaşlı hallerinde evlât ihsan etmişti.

    İbrahim aleyhisselâm hakkında şöyle buyuruyordu.

    «İbrahim´in, ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi? Bir za­man onun yanına girmişler: ´Selâm!´ demişlerdi. ´Selâm, siz tanınma­mış bir topluluksunuz´ dedi. [Konuklarına yemak hazırlamak için) giz­lice ailesinin yanına gitti, semiz bir buzağı getirdi. On(dan yaptığı ye-meğ)i önlerine yaklaştsrdi, ´yemez misiniz?´ dedi. (Yemediklerini gö­rünce) onlardan içine bir korku düştü. ´Korkma´ dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler. Karısı (Sâre) çığlık çığlığa geldi, yüzü­ne vurarak1, ´Kısır bir yaşlı kadınım (nasıl çocuğum olur?)´ dedî. Dedi­ler ki: ´Rabbın böyle dedi.O Hikmet Sahibidir, Bilendir.» [2]

    Zekeriye aleyhisselâm´a verilen müjde hakkındaki âyetlerinde de şöyle buyuruyor:

    «Allah buyurdu: ´Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz ki, adı Yahyâ´dn". Daha önce hiç kimseye onun adım vermedik´. Zekenyya: ´Rabbîîn, benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınınca vardım´ dedi. ´Evet öyledir, fakat Rabbin, ´o bana kolaydır, daha önce sen de hiç bir şey değilken seni yaratmıştım´ buyurdu.»

    Mariye yaşlı bir kadın değildi. Nitekim Rasûlüllah (S.A.V) de yaş-.lılığın son sınırına varmış kısır birisi değildi. İkisinin de müşterek ha­yatı sevinç ve beğeni ile doldu, taştı.

    Rasûlüilah (S.A.V]´in Mısır´iı IVlariye´den bir çocuğunun olacağının haberi Medine´nin her tarafına kısa sürede yayıldı. Bu haberin Rasû-lûHah´ın zevceleri üzerinde şok tesiri yaptığının okuyucularca anlaşıl­dığını söylemeye gerek yok.

    Kendileri Rasûlüllah (S.A.V)´Ie birlikte yıllarca yaşadıkları o Medine´de bir sene kaldıktan sonra hamile kalsın ha..?

    Aralarında Ebu´Bekir´le, Ömer, Sefer azığının kızları, Abdül-Mutta-Hb´in torunu da bulunan mü´rninlerin anneleri çocuk doğurmasınlar da Cenabı Hakk bu büyük nimet için şu yabancıyı seçsin ha..?

    Rasûlüllah (S.A.V) Mariye hakkmda endişelendi ve onu, rahatını sağlamak, tehlikelerden korumak, kendisinin ve karnındaki yavrusunun sıhhatini garantiye almak için Medine´nin Aliye isimli nahiyesine gö­türdü.

    Gerek Rasûlüllah (S.A.V), gerek Mariye´nin kız kardeşi Şîrîn, ço­cuk doğum çağına gelinceye kadar Mariye´ye itina ile baktılar. Doğum saati, Hicretin sekizinci yılının Zilhicce ayının bir gecesinde geldi çat­tı.

    Rasûlüliah (S.A.V) doğum ebeliği için Ebû Rafî´in hanımı Selma´y! çağırdı. Kendisi de evin bir köşesine çekilip namaza ve duaya başladı. Ümmü Rafi´ müjdeyi getirdiği zaman ona son derece ikramda bu­lundu. Mariye´nin yanına koşup, annesinin kölelikten kurtulmasına se­bep olan yavrusu dolayısıyla Mariye´yi kutladı. Ve Mariye´yi azâd etti. Sonra taşkın bir sevinç ve sevgiyle yavrusunu kucakladı ve ona pey­gamberlerin atasının ismi ile bereket umarak İbrahim ismini verdi.

    Medine´nin yoksullarına çocuğun saçı ağırlığınca gümüşü sadaka oiaraı< dağıttı. Doğumun yedinci günü bir koç kesti. Ensar kadınları İb&shy;rahim´i emzirmek için yarıştılar. Rasûlüllah (S.A.V)´in Mariye´ye sevgi&shy;sini bildikleri için onun bütün vakitlerini Rasûlüllah´a tahsis etmesini istediler. Rasûlüllah ta çocuğunu emzirecek kadını seçti. Ayrıca süt&shy;annenin sütü çekilirse sütlerinin yavruya içirilmesi için yedi tane keçi ayırdı.

    Ümmü Bürde Havle bint-ı Münzir gelip Hz. İbrahimi, Benî Mazin b. Neccarlar içinde kendi çocuğunun sütüyle emzirip anasına geri çevirıne hususunu Peygamberimizle konuştu.

    Gerek Ümmü Bürde Havle, gerek kocası Ebû Seyf Bera´ b. Evs, Adiy b. Neccarlerdandi.

    Ümmü Bürde, ilk sıralarda Müslüman olan, Peygamberimize bey´at eden Ensar kadinlanndandı.

    Medine´nin AvâÜ = yukVı taraflarında otururlardı.

    Peygamberimiz, Hz. İbrahim´e sütanneliği ettiği için Ümmü Bür-de´ye bir hurmalık tahsis etti.

    Peygamberimizin Kuf mevkiinde yayılan bir mikdar davar ile Zül-csdr otlağında yayılan sağmal develeri olup her gece onlardan sağılan sütler Medîne´ye getirilir, Peygamberimiz, ondan içer, Hz. İbrahim´e âe gönderir, içirirdi.

    Hz. İbrahim, vefatına kadar, sütannesi Ümmü Bürde Havle´nin ya-nmda kalmıştır.

    Gün be gün yavrunun büyümesini gözetiyordu. Onun-yamnda kal&shy;binin ısındığını, sevince garkoldüğunu hissediyor ve Mariye´nin dünya&shy;sının da bu yakınlıkta kendisine ortak olmasını arzu buyuruyordu.

    Bir gün yavrusunu kucağına alıp Aîşe´ye götürmüş ve nazik bir şe&shy;kilde onu çağırıp yavrucakta babasının tatlılık ve sevimliliğinin bulun&shy;duğunu görmesini İstemişti. Aîşe bundan ziyade üzülmüş, üzüntüsün&shy;den ağlayacak duruma gelmiş, göz yaşını tutmakla beraber ağzından çıkan şu sözlere engel olamamıştır:

    «Seninle onun arasında bir benzerlik göremiyorum.»

    Rasülülİah (S.-A.V) hemen onun incindiğini anlamış ve Aîşe´ye acı&shy;yarak yavrusuyla birlikte oradan ayrılmıştır.

    Kıskançlık ateşi, güzel görünme, kendisini zorlama ve müdara kü&shy;lü altında fırsat gözetiyordu. Ne zaman ki, Rasûlüllah (S.A.V) Hafsa yokken onun evinde Mariye ile bir araya geldi, külün altında ateş kivil-cımlanıp kor haline £jeldi ve etrafı tutuşturdu. Neticede meşhur olay, Rasûlöllah (S.A.V)´in hanımlarından inzivaya çekilmesi olayı meydana geldi.

    Mariye´nin.artık bütün isteğine kavuşup rahatladığı zannedilir. Zi&shy;ra Hz. Hacer´in zevci İbrahim aleyhisselâm´a İsmail´i doğurduğu gibi 0 da zevci Rasülü Ekrem´e bir çocuk hediye etmişti.

    Halbuki bu olay sonucu hayırlı çıkan kıskançlıkların sıkıntısını ba&shy;şına getirmişti.

    Rasûlüllah (S.A.V)´in gönlünü ferahlatan ve mü´minierin ilk annesi Hz. Hatice´den olan oğullarının kaybedilmesinden doğan üzüntüden te&shy;selli bulmasına sebep olan bir yavruyu ona hediye etmek, Mariye´yi mes´ud eden yegâne olaydı.

    Enes b. Mâlik der ki : «Ben, ev halkına Resülüllâh Aleyhisselâm-dan daha şefkatli olan bir kimse görmedim.

    İbrahim Medine´nin Avâli´sinde süt annesinin yanında bulunuyor-

    Resûlüllah Aleyhisselâm, çocuğunu görmeye giderken, biz de ya&shy;nında giderdik.

    İbrahim´in süt babası, bir demirci idi.

    Onun evi, dumanlandırılmış bir halde iken Resûlüllah, içeri dalar, oğlunu alır, öper, sonra, dönerdi.

    Yine Resûlüllah Aleyhisselâm, oğlunun yanına gitmek için yola çıkmıştı.

    Ben de, kendisinin arkasından gittim.

    Ebû S.eyf´in evine varıp kavuştuğumuz zaman, o, körüğüne asılıp duruyor ve evin içi de dumana boğulmuş bulunuyordu.

    Ben hemen Resûlüllah Aleyhisselâmın önünden hızla ilerleyip Ebû Seyf in yanına vardım. Ona (Ey Ebû Seyfi Körüğünü tut, durdur! Resû-luliâh Aleyhisselâm, geldi) dedim. Durdurdu.

    Resûlüllah Aleyhisselâm, çocuğu, getirtti, bağrına bastı.

    Allah´ın, söylemesini dilediği kadar ona söz söyledi, ona konuştu.

    Mariye Rasûlüllah (S.A.V)´in diğer zevceierinin kıskançlığından kurtulamadı.

    El-İsabe´de, Amre binti Abdurrahman yoluyla Aîşe (r.anhâ)´dan ri&shy;vayet edilen bir Hadiste Hz. Aîşe şöyle der:

    «Mariye´yi hiç bir kadından daha az kıskanmadım. Bunun sebebi şuydu: Bîr kere o güzeldi ve kıvırcık saçlıydı. Dolayısıyla Rasûlüllah (S.A.V) onu beğenmişti. İlk geldiğinde onu, Ensarlılardan Harise b« Nu´-man´m evine İndirdi. Bu durumda benim komşum olmuştu. Raşölüiiahda, gecesi gündüzüyle yirmi dört saatini onun yanmda geçiriyordu. Ben I bundan şikâyetlenince onu Medine´nin Âliye isimli mahallesine taşıdı. i Burada da onun yanına gidip geliyordu. Bu durum bana daha da ağır gelmeye başladı.»

    Diğer bir rivayette Aîşe şunu ekler:

    «Sonra Allah Mariye´ye çocuk bahşederek onu mükâfatlandırdı. Biz ise bundan mahrum kılınmıştık/^

    Mü´minlerin annelerinin Mariye´yi kıskanmak suretiyle ona. ver&shy;dikleri sıkıntı hiç bir zaman münafıkların onun hakkında çıkardıkları de&shy;dikodu kadar üzmedi. Münafıklar Mukavkis´ın hediyesi olarak Rasûlül-lah´a gönderilen Mâbor isimli köleyi dillerine dolayarak iftira etmek is&shy;tediler. Bu Mâbor Hz. Mariye´ye hizmet ediyor, evine lâzım olan odunu ve suyu getiriyordu. İşte Allah´dan korkmayanlar iftiraları için bundan yararlanmak istediler.

    Cenâb-i Hakk ise Mariye´yi bu sıkıntısında kendi haline bırakma&shy;dı. Yapılan iftiradan onun uzak olduğuna dair çok kesin bir de!i! hazır-

    Hz. Enes (r.a)´den şöyle bir Hadis rivayet edilmiştir:

    «Bir adam Rasûiüllah (S.A.V)´in çocuğunun annesi olan Mariye´yle ilişkisi olduğu iddiasıyla töhmet altına alınmıştı. Rasûlülîah (S.A.V) Hz. Ali´ye :

    «Git, o adamın boynunu vur» emrini verdi.

    Hz. Ali adamı buldu. Bu esnada adam serinlemek için çıplak olarak bir kuyunun içine girmişti. Hz. Ali elinden tutarak çıkardığında onun hadım edilmiş birisi olduğunu gördü... Boynunu vurmadan geri döndü ve :

    «Ey Allah´ın Rasûlü, o adam hadım edilmiş birisidir" diye haber verdi...» ´ .

    Başka bir rivayete göre ise; Mariye´nin kibtî kölesi yanında barı&shy;nır, ona su ve odun taşırdı.

    Halk «Bir yabancının yanına, bir yabancı giriyor!?» diyerek dediko&shy;duya başfadıiar.

    Peygamberimiz, halkın bu dedikodusunu işitince. Hz. Ali´yi, oraya gönderdi.

    Hz. Ali, Meşrebe´de tatlı su kuyusunun başında Kıbtî´ye rastladı. Kılıcını sıyırıp üzerine doğru vardı.

    Kıbtî, Hz. Ali´yi görünce, elindeki su kırbasını atarak hurma ağa&shy;cına tırmandı. Korkusundan, üzerindeki elbisesi yere düştü.

    Vücudu açılınca, kendisinin erkeklik uzvunun bulunmadığı, hadım olduğu göründü.

    Hz. Ali, hemen kılıcını kınına soktu. Peygamberimizin yanına dön&shy;dü. Kıbtînin durumunu bildirdi.

    Peygamberimiz «Şâhİd, gaib´in göremediğini, görür!» buyurdu.

    Mariye´nin saadeti bir yıldan biraz fazla sürdü. Sonra yine sıkıntı ve acı kayıp devri başladı.

    İki yaşma yaklaşırken İbrahim rahatsızlandı. Annesi telâşlanarak kizkardeşi Sîrîn´i çağırdı. İkisi de üzüntüden âdeta eriyerek yavrucağın döşeği etrafında uykusuz geceler geçirmeye başladılar. Ne yazık ki, onun hayatı yavaş yavaş sönmekteydi. Babası üzüntüsünün şiddetinden Abdurralpman b. Avf´ın elinden tutarak geldi. Can çekişmekte olan yavrusunu Mariye´nin kucağından alıp bağrına bastı. Kalbi mahzun ve çaresizdi. Kederle şu sözleri söyleyebildi ancak:

    «İbrahimim, Allah´tan sana gelen hiç bir şeye karşı koyamayız.»

    Biricik yavrusunun can çekişmesine bakarak mübarek gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar süzülüyordu. Derin üzüntüsüyle, acıyla kıvranan anneye, yüreği yanan teyzeye katılıyordu.

    Gözlerinden yaşlar boşanarak yavrusunun cesedine eğilip öptü. Sonra kendini tutmaya çalışarak :

    «İbrahimim, gerçek olan bir emir, dosdoğru bir va´d olmasaydı, önce gelenlerimiz sonra gelenlerimize ahirette kavuşmayacak olsalar&shy;dı, bugünkünden daha şiddetli bir şekilde senin ayrılığına üzülürdük. İbrahimim biz senin ayrılığına çok üzgünüz. Göz ağlar kalb mahzun, ama Rabbimizi kızdıracak bir şeyi söylemeyiz.»

    Sonra Mariye´ye üzüntüyle baktı ve onu teselli etti:

    «İbrahim benim oğlumdur. O memeden kesilmeden vefat etti. Cennet´te onun süt emme süresini tamamlamak üzere iki süt anne ta&shy;yin olunmuştur» buyurdu.

    Rasûiüllah (S.A.V)´in amcazadesi Fadl b.Abbas gelip küçüğün cenazesini yıkadı. Bu esnada İbrahim´in babası Rasûlöllah son derece üzüntülü olarak onu seyrediyordu.

    Bir rivayette İbrahim Mazin oğulları yurdunda süt annesi Ümmü Bürde Havle binti Münzir b. Zeyd´in evinde vefat etti. Genazeyi bu süt anne yıkadı. Cenaze onun evinden alınıp küçük bir tabuta kondu. Ce&shy;naze namazını Rasûlüllah (S.A.V) dört tekbirle kıldırdı. Sonra cenaze&shy;nin ardından Baki´ kabristanına kadar yürüdü. Kabre bizzat kendi eliyle koydu. Kabrin toprağını düzelterek üzerine su dökmelerini emretti.

    Cenazeyi taşıyanlar Medine´ye endişeyle döndüler. Zira gündüz olduğu halde ortalık kararmış ve güneş tutulmuştu. Bazıları da :

    «Güneş, İbrahim´in ölümü sebebiyle tutuldu» demeye başlamışlardı.

    Bu sözier Rasûlüllah (S.A.V)´in kulağına gelince, Ashabına dönerek

    «Güneş ve ay Allah´ın âyetlerinden iki işarettirler. Hiç kimsenin ne ölümü, ns de dirisi için tutulmazlar» buyurdu.

    Yarasını büyük kalbine gömdü, Allah´ın takdirine boyun eğdi. .

    M ar i ye evine çekildi. Sabrın güzelliğine sarıldı, Rasûlüllah´ın kal&shy;bindeki evlât acısı yarasını kanatrnamaya dikkat etti. Sabrı taştıkça Ba&shy;ki´ kabristanına gider, kaybettiği yavrusunun kabri başında rahatlama&shy;ya çalışır,.göz yaşı dökerek acısını azaltmak isterdi.

    Rasûlüüah (S.A.V) İbrahim´in onuncu yıldaki ölümünden sonra çok yaşamadı. On birinci Hicrî yılın Rebiû´l-Evvel ayında rahatsızdandı ve Rabbinin yüce huzuruna göçetti. Mariye artık tamamen inzivaya çekil&shy;miş gibiydi. Hemen hemen kız kardeşi Sînn´den başkasıyla görüşmü&shy;yor, Sevgiii Efendisinin mesciddeki,´yavrusunun Bakî´ kabristanındaki kabirlerini ziyaret etmesi dışında evinden dışarı çıkmıyordu.

    Hicretin on altıncı yılında vefat ettiğinde müminlerin emiri Ömer halkı onun cenaze namazı için toplayıp namazını kıldırdı ve Bakî´ kab&shy;ristanına defnetti.

    Her nefis ölümü tadacaktır. Rasûlüllah (S.A.V)in hayatına girmesi ve Allah´ın İbrahim´i vererek ona annelik gibi bir bağışda bulunması Mariye için yeter de artardı bile.

    Mazinin derinliklerinde Hz. Hacer´le başlayan Arabistan ve Mısır arasındaki alâkayı desteklemiş ve yenilemiş olması da şeref olarak Mariye´ye yeterdi. Bunun için Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz, Mariye´nin kavmi hakkında şu vasiyeti yapmışdı:

    «Kıvırcık siyah saçlı, medeniyete sahip zimmet ehli hakkında Ai-iah´dan korkun. Zira onların soy ve akrabalık bağı vardir.»

    Müslim Rasûlüllah (S.A.V)´in Mısırlılara vasiyeti babında, Ebû Zerr´den rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte, Rasûlüliah şöyle buyurur :

    «Siz Mısır´ı fethedeceksiniz... Orayı fethettiğiniz zaman ahalisine iyi muamele ediniz. Çünkü onların bir zimmet (müslümanlarm emniye&shy;tine ssğsnîTia) ve rahim (kan akrabalığı) hakkı vardır veya «bir zimme-: ve sihrîyyei [evlenmekten dolayı akrabalık) hakkı vardır.»

    Rasûlüllah (S.A.V) bu vasiyeti miras olarak bıraktı. Rivayete göre Hasen b. Ali (R.A) Muaviye´yle aralarında sulh yaptıkları zaman, İbra&shy;him´in dayılarının bulunduğu Hafn köyü halkından haraç vergisini kal&shy;dırmasını istemiştir.

    Yine rivayete göre, Mısır´ın fethinden sonra oraya geien Ubâde b. es-Samit (R.A) bu köyü aramış, Mariye´nin evinin yerini bularak oraya bir cami yaptırmıştır. [3]
  13. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Ummu Şerîk (radiyallahu anha)


    Ummu Şerik Künyeli Hakîm İbn Câbir´in Kızı Guzeyye



    Ummu Şerik: ? Ben, Allah´ın «Mü´min kadın» dîye adlandırdığı kimseyim,» derdi.

    Allah´ın kalbini İslâm´a açtığı Kureyş kadınlarından birisiydi. Mek&shy;ke´de müslüman olmuştur. Künyesi «Ummu Şerîk»ti. Devs´li Ebu´l-As-ker´lo evliydi. Ummu Şerîk Kureyş kadınlarının evlerine gizlice girip onları İslâm´a davet etmeye başlamıştı. Sonunda Mekke müşrikleri onun yaptığı şeyleri öğrendiler ve onu yakalayıp şöyle dediler:

    ? Eğer kavmin olmasaydı, biz sana yapacağımızı yapardık- ki yap&shy;mışızdır- fakat seni onlara iade edeceğiz.

    Kocası Devs´li Ebu´l-Asker ve Abdurrahman İbn Sahr (Ebu Hurey-re) Medine´ye hicret edince Ebu´l-Asker´in ailesi Ummu Şerîk´e gelip:

    ?Belki sen de onun dinine girdin? dediler. Ummu Şerîk :

    ? Evet, vallahi, ben de onun dinine girdim dedi. Onlar :

    ?Seni perişan edeceğiz, dediler. Ummu Serîk kendisi anlatmaktadır.

    ?Bizi evimizden çıkardılar. Zuihalase denilen mevkîye geldiği&shy;mizde, b´r konaklama yeri aramak için yürüyüp durdular. Beni en kötü ve en kaba yük devesine bindirmişlerdi. Altımda hiçbir şey yoktu. Bal sürülmüş ekmek yediriyorlar. Ama bir damla su içirmiyorlardı. Nihayet öğle vakti olup güneşin sıcaklığı arttı. Biz sıcaktan kavrulurken, onlar mola verip çadırlarını Kurdular. Beni de güneşte bıraktılar. Öyle ki ak&shy;lım, görme ve işitme duyum kaybolup gitti. Bana üç gün böyle davran&shy;dılar. Üçüncü gün bana : Bağlı olduğun dini bırak, dediler. Söyledikleri&shy;ni ancak kelime kelime anhyabiliyordum. Bu arada parmağımı göğe kaldırarak Allah´ın bir olduğuna işaret ediyordum. Vallahi bu haldey&shy;ken, bana bir kuvvet geldi, ansızın göğsümde bir kovanın soğukluğunu hissettim. Onu tutup bir yudum su içtim. Sonra kova göğsümden çekil&shy;di. Baktım ki o gökle yer arasında asılıydı. Onu tutamadım. Daha son&shy;ra kova ikinci defa bana sarkıtıldı. Ondan bir yudum daha içtim. Bak&shy;tım ki yine gökle yerin arasındaydı. Üçüncü defa sarkıtıldığında ondan yine içtim. Artık suya kanmıştim. Başıma, yüzüme ve elbiselerime de su serptim. Çadırlarından çıkıp baktılar ve şöyle dediler :

    ? Bu sana nereden geldi? Ey Allah´ın düşmanı! Onlara :

    ? Allah´ın düşmanı ben değilim, onun dinine karşı çıkandır. «Bu nereden geldi» sözünüze gelince; bu Allah´ın katından bana rızık ola&shy;rak gelmiştir. Bunun üzerine hızla su tulumlarına koştular. Onların ağızlarının bağlı ve çözülmemiş olduklarını gördüler ve :

    ? Senin Rabbinin bizim de Rabbimiz olduğuna, sana bu yaptıkları&shy;mızdan sonra burada sana rızik verenin İslâm´ı da gönderen kimse [Allah] olduğuna şehadet ederiz, dediler.

    Hepsi müsiüman olup Allah´ın Rasûlü´ne hicret ettiler. Artık be&shy;nim onlardan üstün olduğumu ve Allah´ın bana yaptığını biliyorlardı...

    Ummu Şerîk Rasüiüllah´a (S.A.V) gitti. O, güze! ve yaşlıydı. Şöyle dedi :

    ? Ben kendimi sana. bağışlıyorum. Kendimle sana tasaddukta bu&shy;lunuyorum.

    Rasûiullah [S.A.V) onu kabul etti ve onunla zifafa, girdi. Aîşe Bint Ebî Bekr ona :

    ? Kendisini bir erkeğe.bağışlayan kadında hayır yoktur, dedi.

    Ummu Şerik :

    ? Tamam ben öyleyim, dedi.

    Bunun üzerine Allah Ta´âla şu ayetTi indirdi :

    «Peygamber nikâhlamayı dilediği takdirde mü´minlerden ayrı, sırf sana mahsus olmak üzere, kendisinin mehHni peygambere hibe eden mü´min kadını almanı helâl kıimışızdır.»

    Bu ayet inince Aîşe Ummu Şerîk´e :

    ? Allah sana, sevgin konusunda çok çabuk cevap veriyor, demiştir.

    Ummu Şerik :

    ? Ben, Allah´ın «mü´min kadın» diye adlandırdığı kimseyim, derdi.

    Umrnu Şerik Rasûlullah´tan, zehirli kelerin öldürülmesini emretti&shy;ğini duymuştur.

    Ummu Şerik Rasûlüllah´m (S.A.V] şöyle dediğini duymuştu :

    ? İnsanlar Deccal´den dağlara kaçsınlar. .Bunun üzerine sordu :

    ? Ya Rasûlellahi O gün Arapİar nerededirler? Rasûlullah (S.A.V) :

    ? Onlar azdır, buyurdu.

    Ummu Şerik tulumundan Rasûlüliah´a yağ hediye ederdi. Bir gün´ çocukları ondan yağ istediler. Yağ yoktu. Ummu Şerik kalktı, yağ tu&shy;lumuna bakmaya gitti. Gördü ki ondan yağ akıyor. Kendileri için on&shy;dan yağ döktü ve bir süre yediler. Daha sonra ne kadar kaldığına bakmaya gitti. Hepsini döktü ve yağ bitti, Peygamber´e (S.A.V) geldi ve RasûiüMah ona :

    ? Onu sen mi döktün? Eğer onu dökmeseydin, uzun bir süre se&shy;nin için yağ olurdu, dedi.

    «Ümmü Şerîk´in bîr tulumu vardı. İsteyenlere emanet olarak veirdi. Bir gün bir adam geiip tulumu satın almak istedi. Ümmü Şerik :

    ? Neden alıyorsun? O pekmez koymaya yaramaz, dedi.

    İçinde bir şey olmadığı için tulumu üfürüp şişirmiş ve kurutmak için güneşe asmıştı. Bir de baktı ki içi yağ dolu. Bundan dolayı «Allah´&shy;ın mucizelerinden biri de Ümmü Şerîk´in tulumudur,» derlerdi.» [1]
  14. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Zeynebü-l Kübra (radiyallahu anha)


    Rasûlüllah?ın Büyük Kızı Zeyneb (R. Anhâ)



    «Mekke´den Medine´ye hicret ederken Hebbar İb-nu´l-Esved Zeyneb´în devesini mızrağiyla ürküttü. De&shy;ve Zeyneb´i ve hevdecini bîr kayanın üzerine attı, Zeyneb hamileydi, çocuğunu düşürdü.. Ve bu düşüğün meydana getirdiği hastalığın etkisiyle Hakk´a kavuştu.

    O, Peygamber´in (S.A.V) kızlarının en büyüğüdür, teyzesinin oğlu Mekke´nin şeref ve malca sayılı kişilerinden olan, Sam ve Yemen´e yolculuklar yapan tacir Ebu´l-As İbnu´r-Rabi´in hanımıydı.

    Haşimilerin gözlerinin kendisine çevrildiği ve oğullarına Kureyşin en şerefli kızını seçmek isteyen ana babaların gelin almak için yarış&shy;tıkları zaman daha on yaşını yeni bitirmişti.

    Zeyneble evlenmeyi canû gönülden isteyenlerden birisi de, Mek&shy;ke erkeklerinin şeref ve mal itibariyle sayılılarından olan, ayni zaman&shy;da teyzezadesi bulunan Ebül-Âs b. Bebî´ idi. Başkasına doğmayan fır&shy;sat onun eline geçti. Çünkü teyzesi Hz. Hatice onu oğlu yerinde tutu&shy;yordu. İstediği zaman Rasûlüllah (S.A.V)´in evine gidip gelebiîiyordu. Orada o derece güçlü ve samimi bir sevgi görüyordu ki buna dayana&shy;rak Zeyneb İçin koca olarak tercih edilmeyi kuvvetle ümit ediyordu. İşte bu sebeple daha Zeynep genç kızlığa adımını attığı günden itiba&shy;ren kalbinin ona ilgi duyduğunu anladı. Onun birdenbire boy atışını, günden güne güzelleştiğini kalbi çarparak görüyordu.

    Zeyneb babasının evinde dört kızın en büyüğü idi. Zamanından ön&shy;ce olgunlaşmıştı. O dönemde elli yaşını geçmiş olan temiz annesiyle birlikte kız kardeşlerinin yetişmesi görevini yüklenmişti. Birbirini ta-kibeden hamilelikler ve doğumlar gerçekten annesini yormuştu. Anne&shy;sinin işine ortak olması Zeynebe olgun bîr hanım görünümü kazandır&shy;mıştı. Halbuki daha çocuk denecek yaştaydı.

    Ebül-Âs ise teyzesinin evine her gelişinde onu görüyor, göz alıcı görünüşüne, sevimliliğine, zekasına, inceliğine, hanımlığına hayran ka&shy;lıyordu.

    Büyük meşgaleleri onu bazan teyzesinin evine gidip gelmekten alıkoyuyordu. Bilhassa önemli mevsimlerde gelen hacıların ve tüccar&shy;ların Mekkeyi doldurdukları zamanlarla; yazın kuzeye, kışın güneye ya&shy;pılan ticari yolculuklar esnasında bu geliş gidişler sekteye uğruyordu. Mekkeden onu uzaklaştıran bu yolculuklar bazan aylar sürüyordu. An&shy;cak her zaman, uzakta da x>isa, gözü Mekke´deydi. Orayı düşünürken kalbi çarpıyor, sevgisi artıyordu. Bu ince çocukcağızın hayali ona yol&shy;daş oluyordu. Tatlı tebessümünü, büyüleyici zekâsını hatırlıyordu.

    Haşini oğullarının gençlerinin gözünün Zeyneb´te olduğunu hiç bir zaman hatırından çıkarmıyordu. Ancak bu konudaki ayrıcalığını da bi&shy;liyordu. Bu konuda kendisiyle yarışacak olan hiç birinin Rasûlüllahın evinde kendisine verilen yer. ve değere eş olamayacakları açıktı. Zey-neb´in sevgisini kazanma yolunda ve takdirini kazanma babında da on&shy;lara sıra gelmezdi.

    Kendisine güvendiği için yarışacaklarla açık bir mücadeleye gir&shy;meye lüzum görmedi. Sırrını anlayışlı teyzesine emanet etmekle yeti&shy;nip kalb huzuruyla, Zeynebe en iyi yoldaş olmayı ümit ettiği işinin başına döndü.

    Zekâsı da onu genç bir kızın ilgisini çekmekle acele etmekten ve&shy;ya onun bakire kalbinin kapısını kabaca çalmaktan alıkoyuyordu. Her ne kadar da olgunlaşsa veya ölçülü olsa yine de utangaç bir çocukca&shy;ğızdı o... Onun sevgisini kazanacağım diye acele edip temiz utanma duygusunu örselemenin, çocuksu temizliğini yaralamanın manası yok&shy;tu. Kendisi onun teyzesinin oğluydu, teyze onun hakkını korurdu.

    Bu durum onu biraz zorlamış, gizlilik, hırs ve ihtiyatlı olma gibi ağır yükleri ona yüklemişti. Ama aynı zamanda da bu hal Zeynebin ona güven duymasını sağlamıştı. Tecrübenin ve yolculuğun olgunlaştır&shy;dığı erkek´ zekâsıyla Zeynebin kendisini bir erkek kardeş yerine tutmadiğini anlamıştı. Her ne kadar Kureyş gençlerini kendisiyle soyîu-luk, asalet, belki mal bakımından tartsa bile, kişiliğinin güçlülüğü ve tecrübesinin genişliğiyle hiç birini eşit tutmayacağını da biliyordu.

    EbühÂs yolculuktan her dönüşünde Rasûlüllahın evini Kabe´den sonra ikinci uğrak yeri edinmişti. Zeyneb onun gelişine sevinirdi. Yolcüluk medresesinden topladığı hoş olaylar ve hikayelere onun kulak verişi Ebül-Âs´ın çok hoşuna gidiyordu. Yolculuğuyla ilgili olarak anlat&shy;tıklarını Zeynebin hemen ezberlemesi ve insanlarla dünya hakkındaki sözlerini kavraması, onun yaşıtlarından daha üstün bir meziyete sahip olduğuna ve kemale ermekte olduğuna işaretti.

    Bazan yolculuk dönüşü ona güzel bir elbise veya münasib bir he&shy;diye getiriyor sevinçle kabul edildiğini görüyordu. Bunların aralarında yakınlık ve sevgi bağı kurduğunu anlıyordu.

    Zeyneb´in bakire kalbi zamanla açıldı. Bu ince, nazik temas vicda&shy;nında ilgi uyandırdı. Yanıbaşında annesi uyanık gözleriyle bu açılışı gözlüyor, Ebül-Âs´m Zeynebin kalbini kazandığını anlıyordu. Yoksa kı&shy;zının kalbini kapattığı birine Hatice´nin razı olması mümkün değildi.

    Hatice bu temiz sevgiyi anlıyordu. Kendisi de onun tatlı kayna&shy;ğından kana kana içmişti. Üstün tecrübesiyle biliyordu ki karşılıklı sevgiye dayanan bir evlilik teşvik edilmeliydi. Giddiyetle inanıyordu ki bu sevgi mutlu kullara Hak canibinden bağışlanan en büyük nimettir.

    Kutlu anne, ük kızının kalbini yoklayan bu tatlı ilgiyi zevcine ha&shy;ber verdi. Kahraman babanın kalbi rikkatle doldu. Seneler boyu usan-maksizm kana kana içtikleri bu bereketli mübarek kaynaktan hayat bu&shy;lan kendi evliliklerini gözünün önüne getirdi.

    Artık Hadîce yeğenini, Zeynebi babasından istemeye teşvik etti. İstemesine rağmen biraz gecikseydi büyük kızı yanında kalacaktı. Ama Kureyş gençlerinin Haşimilerin en güvenilir adamıyla akraba olmays can attıklarını görüyordu. Biraz gecikirse onların Ebül-Âs´ı geride bıra&shy;kıp Zeynebin elini tutmalarından ve bunun sevgili zevcinin hoşuna git-miyeceğînden korkuyordu.

    Her zaman yaptığı gibi Rasûlüllah [S.A.V) Ebül-Âs´ı güzel karşıla&shy;dı. Zeyneble evlenmek isteğini can kulağıyla dinledi ve ağzından «Evet!» cevabı çıktı. Zeynebe denk biriydi Ebüi-Âs... Ancak bu isteği kızına duyurmak için biraz mühlet istiyordu. Böyle önemli bir işte ilk söz-sahibi, herkesten çok, Zeynebin kendisiydi.

    Şerefli baba kılının "Ebüi-Âs´a karşı duygusunu biliyordu, ama, her şeye rağmen, ona danışmadan söz kesmek istemiyordu. Yüzyüze ko&shy;nuşmanın vereceği sıkıntıyı da hesaba katıyordu. Mutlu haberi verme&shy;si için Hadîceyi önden gönderdi. Sonra Zeynebin odasının Önünde sesi&shy;ni duyup kendisini görmiyeceği bir yerde durdu. Sevgi ve şefkat dolu bir sesle :

    «Kızım Zeyneb, teyzezaden Ebül-Âs b. Rebf senin adını andı.» bu&shy;yurdu.

    Açık açık cevap vermesini beklemedi. Biliyordu ki,onun hayası di&shy;linin cevap vermesine engel olacaktır. Allah korusun utanma duygu-. sunun etkisinde kalıp evlenmeyi reddeder ve iş hoş olmayan bir şekle bürünürse...

    Baba bir süre kulak verip bekledi. Temiz kız kalbinin çarpıntısı ve temiz annenin dua mırıltılarından başka bir şey duymadı. Ebüi-Âs´ı bek&shy;ler bıraktığı yere dönerek musafahalaştı, bereketli dualar etti.

    Mutlu haber Mekke´de hemen yayıldı. Haşimli genç kızla evlen&shy;meyi ümit eden gençlerin kalbi parçalandı. Ama içlerinden bir tanesi çıkıpta damat adayım kötüjeyemedi. Söyleyebildikleri, amca çocukları&shy;nın Zeynebi almaya teyze oğlundan daha layık olduğu şeklindeydi. Son&shy;ra Ebül-Âs hakkında hayırdan başka bir şey konuşmadılar. Hayırlı söz&shy;den başka bir şey söyleyebilirler miydi ki...?

    Belki şöyle denebilir: Hz. Hadîce, Ebüî-Âs´ın arzusunu gerçekleş&shy;tirmesine fırsat hazırladı ve Zeynebi zevce olarak seçmesine yardımcı oldu.

    Şöyle diyen de çıkabilir; Şayet Ebü´l-Âs, Rasûiüllahın hayatında ve kalbinde çok üstün bir yeri olan Hadîce´nin yeğeni olmasaydı, kızı için Haşimililerden bir damadı tercih ederdi.

    Her ne kadar Hz. Hadîce Ebül-Âs´ın önüne fırsat koymuş ise de şu nokta unutulmamalıdır. Ebül-Âs´ın kendi şahsiyetiyle kazandığı şe&shy;refi ve onu tertemiz kılan özellikleri Mekke ailelerinden istediğinin ka&shy;pısının kendisine açı I ive rm es in i sağlıyacak kadar güçlüydü. Kureyş aristokratlarından istediğinin kızını kendisine zevce olarak seçebilirdi.

    Rasûlüllah (S.A.V)´in evi düğün için hazırlandı. Yeni kurulan bir evin hazırlanmasında adet olan gürültüyle doldu. Rasûlüllah (S.A.V) en iyi kokuları arayıp almak için adam gönderdi. Hz. Hadîce de düğün için lüzumlu her şeyi alıp gelmeleri için, gelecek ticaret kervanlarını gözetmek üzere, çarşıya adamlar gönderdi. Bu taraftan da Ebül-Âs, de&shy;ğerli misafirini karşılamak için evini hazırladı ve bu yolda geniş ser&shy;vetini cömertçe harcadı.

    Zifaf vakti geldi. Mekke dağlan düğün şenliğinin gürültüsüyle yankılandı. Develer kesildi, kâbe halkı toptan yemeğe davet edildi.

    Rasûlüliah (S.A.V)´in ailesi gelini yeni evine kadar götürdü. Yeni evlileri kutlamak ve değerli konuğun ilk evindeki sıkıntısını hafiflet&shy;mek için bir süre orada oturdular.

    Sonra kerem sahibi kocasina emanet edip geri döndüler.

    Bu tarafta Zeyneble kocası Ebül-Âs katışıksız bir mutluluğun göl&shy;gesi altında yaşıyor, başarılı bîr evliliğin gölgesinde karşılıklı sevgiyle hayatların; sürdürüyorlardı. Ne yazık ki zaman zaman geçici bir yalnız&shy;lık bu gölgeye sokuluyordu. Ebül-Âs ticaret için yolculuğa çıkmak zo&shy;rundaydı. Yola çıkarken kalbi Mekke´de kalıyordu.

    Zeynebse bu ayrılığa dayanmaya çahşryor, yalnızlığından kurtu&shy;lup biraz teselli bulmak için baba ocağını ziyaret ederek yalnızlığını hafifletiyordu. Baba otağında mutlu çocukluk yıllarının hatıralanyla ra&shy;hatlıyordu. Orada ailenin ufkunda, yarınların bir şeyler doğuracağını müşahede ediyordu. Babası Hira nlağarasındaki yalnızlığında ibadet ve tefekkürü artırmıştı. Annesinin tek meşgalesi onu uzaktan gözetip gücünün yettiğince zevcinin rahat ve huzurunu sağlamaya çalışıyordu.

    Annesine, sevgili babasının azığını hazırlamak ve selâmetini sağ&shy;lamak için boş vakit kazandırmak düşüncesiyle Zeyneb, Ebül-Âs yol&shy;culuğundan dönünceye kadar annesinin ev işlerine yardım ediyordu. Ebü´l-Âs dönünce, o da evine dönüyor zevcinin sıkıntısını gideriyor, huzur ve sükûna kavuşmasını sağlıyordu. :

    Sonra Allah onlara hayır diledi ve oğullan Âli b. Ebil-Âs´ı, ardın&shy;dan da kızları Ümame´yi onlara bahşetti. Evleri sevinç ve sevgi ile doi-du.

    Ebül-Âs´ın yolculuğa çıktığı günlerden birinin sabahının erken vak&shy;tinde Zeyneb baba ocağına yollandı. Kapıda amcazadesi Varaka b. Nev-feiin ziyaretinden dönmekte oian annesi Hz. Hadîce ile karşılaştı.

    Zeyneb ´daha önce annesini hiç bu derece telâşlı, endişeli ve meş&shy;gul görmemişti. Annesi sanki onu görmemiş gibi geçip sevgili zevci&shy;nin özel odasına yöneldi! Orada babası uzun süre kalır. Sükûnete er&shy;dikten sonra iae kızlarının yanına çıkardı.

    Zeyneb, Hira mağarasında ibadet eden babasına, orada iken indi&shy;rilen vahiyden bahseden annesini şaşırarak dinliyordu. Duyduklarıyla dili tutuldu ssnki, cevap bulamıyordu. Sadece şunu anlıyordu; iş onun düşünce ufkunu aşacak kadar geniş, Önemli ve çetindi.

    Sessizce yerinde bekledi. Düşüncesinin dizginleri elinden kaçmış&shy;tı; nereden başlayıp nereye varacağını bilemiyordu. Uçsuz bucaksız,bir denizde yüzen bir uyurgezer gibi görüyordu kendisini... Küçük kardeşi Fatımanın konuşması onu uyandırdı : «Ablacığım, bu ümmetin peygamberinin kızı olmak seni sevindir&shy;miyor mu?»

    Sessiz bir düşünce devresi geçirdikten sonra cevapladı, kardeşinin sorusunu :

    «Evet, tabii, ey Patıma! Hangi genç kız kat kat şeref veren bu du-. rumia sevinip övünmez?Ancak dayımız Varaka´nın «Babamı yalanlaya&shy;caklarına, eziyet edeceklerine, Mekke´den çıkaracaklarına ve onunla savaşacaklarına» dair sözlerini sen de duydun, ben de...»

    Patıma biraz düşündü. Babasının eziyet görmesi sözü ona ağır gel&shy;miş olacak ki başını kaldırıp kız kardeşine şunları söyiedi :

    «Vallahi, bu iş annemin babama söylediği şu sözlerde saklı olan gerçektir: Allah -bizi gözetir ey Ebül-Kasım. Sevin ve işinde devam et amcazadem. Vallahi, Allah seni hiç bir zaman pişman etmez. Çünkü sen akrabayla ilgiyi devam ettirirsin, doğru söylersin, emaneti yerine verirsin, sıkıntıları yüklenirsin, misafiri ağırlar ve hak yolundaki mu&shy;sibetlerin atlatılmasına yardımcı olursun.»

    Zeyneb gülümsedi, Fatsma da aynı şekilde gülümsedi. İkisi de bu işin arkasının geleceğini anlamışlardı.

    Ebül-Âs b. Rebi´, Muhammecl (S.A.V)´in yeni bir din çıkardığı ile il-. gili olarak yolculardan duyduğu haberlerle kulağı dolu olarak yolculuk&shy;tan döndü.

    Bir gün Ebu´l-Âs İbnu´r-Rabî´ bir yolculuğundan döndü. Kulağını Mekke´den çıkan kafilelerin sözleri doldurmuştu : ? Bu ümmetin peygamberi çıkmış. Ebu´l-Âs İbnu´r-Rabî sordu :

    O kimdir?

    Onlar :

    ? Muhaınmed İbn Abdiliah´tır diye cevap verdiler. Ebu´i-As hanımına sordu :

    ? Duyduğum doğru mu? Rasûlullah´ın kızı Zeyneb :

    ? Evet, teyze oğiu! diye cevap verdi. Fakat Ebu´İ-As sustu. Zeyneb sordu :

    ? Neyin var? Teyze oğiu! Ebu´l-As alçak sesle :

    ? Ben korkuyorum diye cevap verdi.

    !eyneb, kocasının zihninden geçenleri biliyordu. O, Rasûlüliah´a ,V) tâbi olursa kavminin şöyie diyeecğinden korkuyordu:

    ? O hanımını ve kayınpederini memnun etmek için atalarının di&shy;nini terk etti.

    Rasûlullah´ın kızı Zeyneb :

    ? Ancak sen hakka uyarken kavminin seni övmesini bekiemiye-çeksin... Ben müslüman oldum, teyze oğlu! dedi.

    Ebu´l-As hayretle :

    ? Bunu yaptın mı? Zeyneb! diye sordu. Rasûlüliah´in kızı Zeyneb :

    ? Babamı yalanlayamazdim. Vallahi, sen de biliyorsun ki, o doğ&shy;ru ve güvenilir bir kimsedir, dedi.

    Sonra şunu ilâve etti :

    ? Yine annem, kızkardeşlerim amcam Ebu Talib´in oğlu Ali ve Ebu Bekr müslüman oldular. Ayrıca senin kavminden, amcaoğlu Osman İbn Affan´la dayının oğlu ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam da müslüman oldular.

    Ebu-´l-Âs İbnu´r-Rabî:

    ? Zeyneb! Babanın dinine uyarken, benim atalarımın dininde kal&shy;mamdan doğacak durumları düşünmedin mi? dedi.

    Zeyneb başını sallayarak:

    ? Düşünmedim, ey teyze.oğlu! Aksine kavminden amcaoğiun Os&shy;man ve dayıoğlun ez-Zubeyr gibi senin de İslâm´a önce girenlerden ol&shy;manı istedim diye cevap verdi

    Ebu´l-Âs düşünceli olarak evinden çıktı. Dönünce Zeyneb´e :

    ?- Zeyneb! Bugün Kâ´be´de babania karşılaştım. Beni İslâm´a da&shy;vet etti, dedi.

    Sonra sustu.. Yüzünün aşıklığı ve sesinin titrekliği, Zeyneb´in, ba&shy;basının dâvetine nasıl cevap verdiği sorusunun açıklaması oldu.

    Rasûlullah´ın kızı Zeyneb üzüldü. Kocası niçin, kızkardeşi Rukıy-ye´nin kocası ve kocasının amca oğlu Osrnan İbn Affan gibi babasının dâvetine icabet etmemişti. Bir gece Ebu´l-Âs kendisini üzen şeyleri dü&shy;şününce şöyle dedi :

    ? Vallahi, baban, bana göre, kötü olmakla itham edilen bir kişi değildir. Sevgilim, seninle aynı görüşte olmaktan daha sevimli birşey yoktur benîm için. Ancak ben, karısını hoşnut etmek için senin kocan kavmini rezil etti ve atalarını inkâr etti demelerini istemiyorum. Her&shy;halde benim durumumu takdir eder, mazeretimi kabul edersin.

    Rasûlüllah´ın eshabı Medine´ye hicret etti. Rasûlüilah da (SAV)

    onlara yetişti. Zeyneb babasından ve kardeşlerinden uzakta kaldı. O çocukları Ali, Umame ve amcası el-Abbas İbn Abdilmuttelib´ten başka teselli edici bulamadı.

    Damdam İbn Amr el-Gıfarî şöyle haykırıyordu.

    ? Kureyşliler! Kervana yetişin kervana! Ebu Sufyan´ın yanında olan mallarınıza Muhammed ashabıyİa saldırdı. Ona yetişebileceğinizi

    sanmıyorum. İmdat! İmdat!

    Kureyş kervanını korumak için çıktı. Kocası Ebu´l-As İbnu´r-Rabîde onlarla birlikte çıktı. Zeyneb üzüntü içinde

    ? Bugün Zeyneb İçin yetim kalmak veya dul kalmaktan başka çare yok, dedi.

    Müşrik Huzeyme oğullarının Bedir´deki durumları çabucak Mek&shy;ke´ye ulaştı. Rasûiüllah´m kızı Zeyneb sevindi. Haber Mekkelileri yıldı&shy;rım gibi çarptı. Zeyneb kocasının esir edildiğini duyunca şevindi. Çün&shy;kü babası esirlere iyi davranılmasını istemişti,

    Zeyneb, Amr Îbnu´r-Rabî ile kocasının fidye verilerek kurtanlma-c: İçin gerdanlığın: gönderdi. Amr İbnu´r-Rabî Medine´ye gelince:

    ? Ey Muhammedi.. Kızın Zeyneb beni, Hıraş Îbnu´s-Şamme´nin esir ettiği onun kocası, benim kardeşim Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´i fidye ve&shy;rerek kurtarmam için gönderdi.

    Amr İbnu´r-Rabî´ elbisesinin içinden bir kese çıkarıp Peygamber´e (S.A.V) takdim etti. Kesenin içinden bir gerdanlık çıktı. Onu görür gör&shy;mez Rasûlüilah´ın (S.A.V) içi sızladı. Bu, Hadîce´nin gerdanlığıydı. Oniı kızı Zeyneb´e, kizkardeşinin oğlu ve yeğeni Ebu´l-Âs´la evlendiği gün, düğün hediyesi olarak vermişti.

    Rasöiüllah (S.A.V] ve ashabı konuşmayıp başlarını önlerine eğdi&shy;ler... Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Zeyneb´in esirini bırakıp fidyesini de kendisine geri vermeyi uygun görürseniz, bunu yapınız, buyurdu.

    Kıraş İbnu´s-Samme :

    ? Tamam, ya Rasûlellah diye cevap verdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) Ebu´l-Âs İbnu´r-Rabi´i kendisine yaklaştırıp İs&shy;lâm´ın artık onları ayırmasından dolayı kızını ona göndermesini söyle-

    Ebu´l-As İbnu´r-Rabî ;

    ? Tamam, söylediğini yaparım, dedi. Ebu´l-Âs Mekke´ye dönünce Zeyneb´e :

    -? Zeyneb! Vedalaşmaya geldim dedi. Zeyneb şaşırarak :

    ? Naşı! olur, daha yeni kavuşmuşken! dedi. Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´:

    ? Gidecek olan ben değilim Zeyneb! Bu defa da sen gideceksin diye cevap verdi.

    Babasının (S.A.V) söylediklerini anlattı. Kureyş eşrafı ona gelip şöyle dediler :

    ? Ebu´l-As! Hanımından ayrıl, biz seni istediğin Kureyşli kadınla evlendiririz.

    Ebu´l-As da şu cevabı verdi :

    ? Vallahi, hanımımdan ayrılmıyacağım. Hanımımın yerine Ku&shy;reyşli bir kadını kabul .etmek de istemem.

    Evine dönünce Zeyneb´e .

    ? Telâşlanma sevgilim! Senin yanma gitmeni baban istedi. Çün&shy;kü İslâm bizi ayırdı. Seni babana göndermeye söz verdim. Ben sözüm&shy;den dönmüş değilim dedi.

    Zeyneb :

    ? Hicret yurduna kadar bana arkadaş olacak mısın? dîye sordu. Ebu´l-As İbnu´r-Rabî1 :

    ? Maalesef, teyze kızı! Kardeşin Zeyd İbn Harise (Rasüiülîah onu evlât edinmiş ve ona Zeyd İbn Muhammed adını vermişti) ile Ensar´ dan bir arkadaşı gelecekler, Mekke´den sekiz mil uzaklıktaki Batnu Ya-cic´de bekleyecekler. Sen onların yanma varınca, beraberinde seni Yesrib´e babana götürecekler, dedi.

    Rasûlüilah´ın (S.A.V) kızı Zeyneb hazırlandı. Ebu Sufyan İbn Harb´-in eşi Hind Bint Utbe´y´e karşılaştı. Hind ona

    ? Muhammed´in kızı! Babana kavuşmak istediğini bana bildirmi-yecek misin? diye sordu :

    Zeyneb :

    ? Böyle bir şeye niyetim yok, dedi.

    Hind Bint Utbe :

    ? Amca kızı! Yapma! Yolculuğunda sana lâzım olacak bazs şey&shy;lere veya babana götürmek üzere paraya ihtiyacın varsa onlar bende var. Benden çekinme. Çünkü erkekler arasında olanlar kadınlar arasına girmez, dedi.

    Zeyneb, Hind Bint Utbe´nin sözünde samimi olduğunu zannetti. Fakat kendisinin gitme konusunda ciddî olduğunu gizledi.

    Ebu´l-As´ın kardeşi Kinane İbnu´r-Rabî´ yayını ve sadağını olarak güpegündüz Zeyneb´in devesinin yularını çekerek ZeynebTMekke´den çıkardı. Kureyş´in erkekleri aralarında bunu konuştular ve onu takip için yola çıktılar. Zîtuva denilen yerde ona yetiştiler. Hebbar İbnu´!-Esved ve Nafi İbn Kays ona en önce yetişenlerdendi. Hebbar İbnu´l- Esved Zeyneb´in devesini mizrağıyla ürküttü. Deve Zeyneb´i ve hevde-Ginî bir kayanın üzerine attı. Zeyneb hamileydi, çocuğunu düşürdü. Ka&shy;yınbiraderi Kinane İbnu´ı-Rabî´ yere çöküp oklarını önüne yaydı vs şöyle dedi :

    ? Vallahi, bana kim yaklaşırsa ona bir ok saplarım.

    Peşindekiler geri çekildiler. Bir grup KureyşEiyle birlikte Ebu Suf-yan İbn Harb geldi :

    ? Bize okunu atma da seninle konuşalım, dedi.

    Kinane ok atmaktan vazgeçti. Ebu Sufyan yanına kadar geldi ve :

    - Sen bu kadını, gündüz açıkça halkın arasından geçirip götür&shy;mekle iyi etmedin. Başımıza gelen belâları ve Muhammedi e aramıza giren düşmanlığı bildiğin halde bu kadını insanların arasından açıkça gölürüyorsun. Eğer sen böyle yaparsan halk bunun; bizim aşağılık olu&shy;şumuzdan, güçsüzlüğümüzden ve korkaklığımızdan ileri geldiğini zan&shy;nedecek. Yemin olsun, bizim onu babasına göndermemek gibi bîr ihti&shy;yacımız ve böyle"bir kinimiz yok. Ancak sen kadını geri getir. Sesler kesilip halk bizim onu geri çevirdiğimizi konuşuncaya kadar dur. Sonra onu gizlice çıkarıp babasına götür, dedi.

    Kinane İbnu´r-Rabî´ ;

    ? Tamam, öyle yapayım, dedi.

    Kinane İbnu´r-Rabî1 Zeyneb´in inlemesini duydu ve ona dönüp bak&shy;tı. Ondan kan geldiğini ve çölün ortasında çocuğunu düşürdüğünü gö&shy;rünce durumundan endîşe etti. Onu alıp Mekke´ye geri götürdü.

    Kocası Ebu´l-As onu koruyup gözetmek için birkaç gün Zeyneb´in yanında kaldı. Zeyneb kendine gelince Kinane İbnuY-Rabî´ onu Mekke´&shy;den çıkarıp hâlâ ondan kan gelirken Zeyd İbn Harise´ye teslim etti.

    Rasûiüilah [S.A.V) kızına yapılanlardan dolayı öfkelendi. Ashabına, Hebbar İbnu´l-Esved´le Nafi İbn Kays´i yakaladıklarında yakmalarını emretti. Ancak Rasûiüilah (S.A.V) yakma emrinden vazgeçip onları öl&shy;dürmelerini emretti.

    Bu konuda şöyie buyurdu : «Yakaladığınızda o iki adamı yakmanızı emretmiştim. Sonra Allah´tan başkasının hiç kimseyi ateşle azaplan-dırmasının doğru olmıyacağı görüşüne vardım. Onları yakalarsanız, öl&shy;dürün.»

    Zeyneb senelerce, Medine´de babasının evinde kaldı. O, Allah´ın kocası Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´nin göğsünü İslâm´a açmasını ümit ediyor&shy;du. Bir gece Ebu´l-As İbnu´r-Rabi´ Zeyneb´in yanına geldi. Zeyneb hay&shy;retle :

    ? Ebu´l-As? dedi.

    Ebu´l-As peşinden şeytanlar geliyormuşcasıns nefesi kesilmiş bir halde :

    __Evet benim. Değerli kancığım! Kader Ebu´l-As´ı Yesrib´in yakı&shy;nına getirdi. Peşinde takipçiler varken o sana koştu geldi, dedi.

    Zeyneb dehşetle :

    ? Ey Ali´nin babası! Sanki sen yanımda gibisin? dedi, Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´:

    __ Evet Zeyneb! Bu senin misafirindir. Yolculuktan yorulduktan

    sonra, takipçilerden kaçtıktan, ayrılık acısıyla canından bezdikten son&shy;ra senin onu kabul etmeni bekliyor dedi.

    Zeyneb sanki müslüman glarak mı geldin dercesine ona baktı : Ebu´l-As başını sallayıp :

    __Hayır, Zeynebi Medine´ye müslüman olarak gelmedim. Kendi&shy;me ve Kureyşlilerden bazılarına ait malları Şam´a götürmüştüm. Ti&shy;caret işimi bitirip dönerken, başlarında Zeyd İbn Harise´nin bulunduğu yüzyetmiş kişiiik seriyye karşıma çıktı. Yanımda ne varsa hepsini ele geçirdiler. Kaçarak onlardan kurtuldum. Gecenin karanlığı basınca ba&shy;na eman vermen için gizlice sana geldim, dedi.

    Zeyneb keder dolu bir sesle :

    ? Hoş geldin teyze oğlum. Hoş geldin Ali´nin ve Umame´nin ba&shy;bası! dedi.

    2eyneb mescide gitti. Peygamber (S.A.V) sabah nama2im kıldır-mışti. Şöyie dedi :

    ? Ey insanlar! Ben Ebu´i-As İbnu´r-Rabî´ye eman verdim.

    Rasûiüilah (S.A.V) ashabına :

    ? Cemaat! Benim duyduğumu siz de duydunuz mu? diye sordu. Cemaat:

    ?Evet, Ya Rasûieilah! diye cevap verdi. Peygamber (S.A.V) :

    ? Muhammed´în canı elinde olan Allah´a yemin ederim ki, sizin duyduğunuzu duyuncaya kadar bu konuda hiçbir şey bilmiyordum, dedi.

    Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) şunu ilâve etti :

    ? Müsİümanlarm en ait tabakasında olan biie eman verebilir. Zeynsb´în ernan verdiğine biz de eman verdik.

    Daha scnra Rasûlüllah (S.A.V) kızının yanına girdi. Ebu´I-Âs İbn.u´r-rî-3bî´> do oradaydı. Zeyneb :

    ? Ey Allah´ın Rasûlüi Yakın olursa, amca oğludur, uzak olursa ço-2uRianmmLbabasıdır. Ben de ona eman verdim, dedi.

    ? Kîzım! Ona ikramda bulun. Sana yaklaşmasın. Çünkü artık sen ona heiâ! değilsin.

    Rasûiüüah {S.A.V) ayrıldıktan sonra Zeyneb, Ebu´İ-As´a :

    ? Ebu´i-As´! Ayrı kalmamız sana kolay geldi mi? diye sordu. Ebü´l-As İbnu´r-Rabs :

    ? Allah saklasın, Zeyneb! Vallahi, senden sonra hayat benim için hiç te hoş değil, dedi.

    ? O halde, bu işkence ve İnad niye? dedi. Ebu´I-As :

    ? Allah bizim hakkımızda hükmünü verinceye kadar diye cevsp verdi,

    Rasûlüllah (S.A.V) Ebu´l-As´i mescide getirecek birisini gönderdi. Rasûlüliah [S.A.V) Ebu´l-As´ın mallarını ele geçiren seriyyenin adam&shy;ları arasındaydı... Rasûlüllah (S.A.V) onlara:

    ? Bildiğiniz gibi bu adam bizdendir. Ona ait bir malı eie geçirdi&shy;niz. Eğer bir iyilik yapar da malını ona geri verirseniz buna memnun oluruz. Eğer kabul etmezseniz, o Allah´ın size nasibettiği bir ganimet&shy;tir. Ona en lâyık olan sizsiniz, dedi.

    Hep bir ağızdan :

    ?Ey Allah´ın Rasûlü! Malını kendisine geri veriyoruz dediler.

    Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´nin malının tamamını ona geri verdiler. Onun malından hiçbir şey kaybolmadı.

    Onun Mekke´ye dönme vakti geldiğinde Rasûlüliah:

    ? O bana doğruyu söyledi. Verdiği sözü yerine getirdi, dedi.

    Zeyneb hareket etmeden önce kocasının gözlerinde birşey gördü. Ebu´I-Âs Mekke´ye varınca Kureyşlîler ticaretlerinin kârlı olduğuna se&shy;vindiler. Ona koşup Muhammed´ie (S.A.V) ashabı arasında geçenleri hemen anlatmasını istediler. Fakat o bütün mal sahiplerine mallarını verinceye kadar bekledi. Ve sonra bir´kayanın üzerine çıkıp :

    ? Ey Kureyş topluluğu! Herhangi birinizin bende almadığı bir ma&shy;lı kaldı mı? diye sordu.

    Onlar :

    ?Hayır, Allah seni-hayırla mükâfatlandırsın. Biz.seni sözüne bağ&shy;lı vs şerefli bir kimse olarak gördük diye cevap verdiler.

    Gözünü onların arasında gezdirdikten sonra:

    ?Ben, Allah´tan başka ilâh olmadığına, Muhammed´in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Vallahi, sizin mallarınızı yemek is&shy;tediğimi zannetmenizden korkmamdan başka hiçbirşey beni İslâm´a girmekten alıkoymadı. Allah o mallan size geri gönderince ve ben de işimi bitirince müslüman oldum dedi.

    Onları hayret ve dehşet içinde bırakıp Allah ve. Rasûlü´ne hicret etmek üzere Medine´ye hareket etti. Rasûiüilah´ın kızı Zeyneb´e gidip müslüman olduğunu ona haber verince Zeyneb çok sevindi.

    Ebu´i-As İbnuY-Rabî´ Rasûlüliah´ın mescidine girdi. Damadının Ra-sûlüliah´a bey´at ettiğini´görünce ashab lâ Üâhe iila´llah diye haykırdı&shy;lar.

    Rasûlüllah Zeyneb´i seneler sonra ona eski nikahıyla verdi.

    Rasûlüllah´ın kızı Zeyneb, hicretin sekizinci yılında kocası Ebu´l-As İbnu´r-Rabî´ müslüman olduktan bir yıl sonra, Mekke´den Medine´ye hicret ederken deve üzerinde hevdeç içinde iken, Kureyş müşriklerin&shy;den Hebbar b. Esved´le Fihrî bir arkadaşı Zîtuvâ´da mızrakla vurup de&shy;vesinden kayanın üzerine düşürmüş, karnındaki çocuğunun düşmesine sebep olmuştu... Hz. Zeynep, akan kan yüzünden hastalanmış ve vefa&shy;tına kadar de bu hastalıktan kurtulamayarak hakkın rahmetine kavuşmuştur.

    Rasûlüllah (S.A.V) Ummu Atıyye el-Ensariyye, Ummu Eymen vs hanımı Ummu Seleme´ye :

    ? «Onu yıkamağa sağ tarafından ve abdest azalarından başlayı&shy;nız! Tek sayıda su ve sîdric üç, veya beş ya da yedi kerre hatta gerek&shy;li görürseniz bundan da fazla yıkayınız! Sonuncusunda suya kâfur, ya&shy;hut kâfurdan biraz koku koyunuz! Yıkama işini bitirip boşalınca, bana bildiriniz.» buyurdu.

    Yıkayıcılar, Hz. Zeyneb´in saçlarını taradılar, üçe ayırıp her birini bir bükle yaptılar. Buklelerden ikisi, Hz. Zeyneb´in yan taraflarındaki, biri de ön tarafındaki saçlarındandı.

    Onlar cenazeyi yıkadıktan sonra Rasûiüllah´a haber verdiler. (Ra&shy;sûlüllah onlara izarını (etekliğini) yerdi ve şöyle buyurdu:

    ? Bunu ona iç gömieği yapın.

    Rasûlüllah (S.A.V) kederli ve üzgün olarak onu kabrine indirdi. Kabirden çıktığında üzüntüsü gidip şöyle dedi:

    ? Zeyneb´in zayıflığını düşünüp Allah Ta´âlâ´dan onun kabrini ge&shy;nişletip sıkıntısını gidermesini istedim. Allah duamı kabul etti ve onun kabrini genişletip sıkıntısını giderdi,

    Hz. Peygamberin kızı din uğruna o kadar eziyet çekti ki sonunda o yolda canını verdi. Buna rağmen kabir azabı ve kabrin sıkmasından muhafaza edilmesi için Hz. Peygamberin duâ etmesi gerekirse, bizim gibilerin hâli ne olacak?! Bu sebeple insan, daima kabir hâli için duâ etmelidir. Peygamberimizin kendisi de, bize yol göstermek için, kabir azabından daima Allah´a (c.c) sığınırdı...

    Ebül-As daha dün sevgi kafesi olan evine döndü. Artık bu evZeyneb gittikten sonra hatıraların ve kederlerin yankılandığı bir yer ol&shy;muştu.

    Şayet oğlu Ali de kendisini teselli edecek bir-yan, kızı Ümame´de değerli yolcunun canlı örneğini bulmasaydı kederinden ölebilirdî. Ama. onlar babalarının yalnızlığını biraz olsun gideriyor, yarasını sarıyor, eve doluşan üzüntü ve kederi hafifletiyorlardı.

    Resûlüllah (S.A.V)´de Zeynebe duyduğu üzüntüyü Ümâme ile gidermeye çalışıyordu. Ona canı kanı kaynıyor ve onu avutuyordu. Bu-hari ve Müslim´deki rivayete göre Ümâmeyİ mübarek omuzlarına alır ve onunla´namaz kılardı. Secdeye vardığında onu yere kor, namazını bitirince tekrar onu omuzuna yüklerdi.

    Hz. Aîşe (R.anha) rivayet eder ki, Rasûlüliah (S.A.V)´e bir takım hediyeler geldi. Bunların arasında boncuktan bir gerdanlık ta vardı. Ra-sûlüflah (S.A.V) :

    «Bunu ailem halkı içinden bana en sevgili olana vereceğim» bu&shy;yurdu. Kadınlar derler ki :

    «Ebu Kuhafe´nin kızı (Hz. Aîşe) onu almak için gitti, ancak Rasû&shy;lüllah Zeynebin kızı Ümâmeyi çağırıp gerdanlığı onun boynuna taktı.»

    Rasûlüllah (S.A.V) Zeynebin ismini devamlı yadetti. Üvey kızı Zey-neb binti Ebî Seleme şöyle anlatır:

    «(RasûlülSah (S.A.V) annem Ümmü Seleme ile evlendiğinde) be&shy;nim adım Berre idi, Rasûlüllah (S.A.V) bana Zeyneb ismini verdi. Zey-neb binti Cahş ona gelin geldiğinde de adı Berre îdi, onun adını da Zeyneb olarak değiştirdi.»

    Fatıma (R.anha)´nın Zeyneb için duyduğu acı da çok derin idi. Onun ardından bir anne, bir kardeş, bir dost ve bir arkadaş kaybetmiş olarak ağladı ağladı... Mekke´de zihinleri hür, aileleri toplu olduğu günlerdeki saadetlerini hatırladı. Seneler sonra değerli kaybın hatıra&shy;sını diriltmek ve eskimeyen sevgili adını tekrarlayıp durmak için ken&shy;di kızına da Zeyneb ismini koymak suretiyle teseili aradı...
  15. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Seyyidu´l-Beşer´in Kızı Rukâyye (radiyallahu anha)


    İki Hicret Sahibi Rukayye (R, Anhâ}» Seyyidu´l-Beşer´in Kızı Rukâyye (R. Anhâ)



    O, Rasûiüiiah´ın (S.A.V) kızıdır. Annesi Hz. Hadîcedir. Rasûİüllah´? peygamberlik gelmeden yedi yıl (on yıl da denilmektedir) önce doğ&shy;muştur. Zeynebin Ebül-Âs b. Rebî´ ile evlenmesinden kısa bir süre sonra Rasûlüllah (S.A.V)´in evine Abdül-Muttalib ailesinden bir heyet geldi. Bu heyet güvenilir amcazadelerinin akrabalığını arzu ederek gel&shy;mişlerdi. Daha doğrusu Kureyş gençleri arasından şerefte denkliği bu&shy;lunanların daha önce davranmasından endişe etmişlerdi.

    Rukayye ve Ümmü Gülsüm huylarının birbirine benzerliği ile bili&shy;niyorlardı. Heyet geiince Ümmü Gülsüm, zekâsıyla niçin geldiklerini anlayarak, Rukayye´ye :

    «Bana göre sıran geldi, ey Rukayye...» dedi.

    Rukayye cevap vermeye davranırken Patıma atılarak Ümmü Güî-sümün sözüne şu cevabı yapıştırdı :

    -»«Aksine ikinizin de sırası geldi.»

    Fatıma bu sözü nasıl söylemişti. Açıklayalım; misafirler geldiğin&shy;de o babasının dizinin dibinde oynayarak vaktini geçiriyordu. Hemen oradan ayrılmadı. Onların az sonra ayrılıp gideceklerini hesabetmişti. Babasının yanında olmaktan duyduğu mutluluğun kesintiye uğramas´-nı istememişti.

    Gelenlerin başındaki EbÛ Talibin sözünü duyunca da bu fırsat kendisine doğdu. Ebû Talib diyordu kî :

    Yeğenim, Zeynebi Ebül-As b. Rebî´e verdin. Ö gerçekten şerefli bîr hısımdır. Ancak amcayın oğullan, Hatice´nin yeğeninin eide ettiği şerefe kendilerinin de layık olduğu görüşündeler. Zaten de şeref ve soy bakımından ondan geri kalmaklar,»

    Rasûlüllah (S.A.V) bu söze ;

    «Doğru söyiedın, amcacığını.» diye cevap verdi.

    Ebû Tâİib konuşmasını sürdürdü :

    «Biz sana kızlarımız Rukayye ve Ümmü Gülsüme dünür olmak için geldik. Onları amcay:n İki oğluna vereceğini umarım.»

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    "Akrabaya önem vermek gerekir. Ancak amcacığım bana bjraz s re versen de bu konuda kızlarımla konuşSam olmaz mı?» buyurdu.

    Fatıma daha fazla dinleyemedi, koşarak evin harem bölümüne geçti ve Rukayyeyie Ümmü Gülsüm´e önemli haberi yetiştirdi. İki kız kardeş duydukları sözle sarsıldılar. İş beklenmeyen ani bir şeydi." Bu&shy;nun için donuk bir sessizlik çöktü üzerlerine. Birbirlerine bakışıyor&shy;lardı. Sanki biri diğerinden yardım umuyor veya durumlarını açıklama&shy;sını bekliyordu. Ancak cevapsız, bakışıp durdular.

    Biraz sonra Fatıma´ya dönerek ikisi birden.

    «İhtiyar atamız hangi amcamızın iki oğlu için çalışıyor, öğrendin mi?» diye sordular.

    Fatıma :

    «Hayır, dedi, atamızın sözünü işitince sabredemedim. Sonunu i lemeden haberi size ulaştırmak için koştum.»

    Bir süre başını eğip düşündü. Fatıma, sonra alçak bir sesle, kendi kendine söylendi:

    «Dünür olanların isimleri beni ne ilgilendirir ki, kim olurlarsa ol&shy;sunlar. Ne az, ne çok durumu değiştirmez bu. Yakında izdırapiı durum tekrarlanacak. Daha önce Zeyneb´de. olduğu gibi Rukayye ve Ümmü Gülsüm evimizden çekilip alınacaklar. Bu evden :başka bir eve geçe&shy;cekler, Ben işe burada kardeşsiz yalnız başına kalacağım,»

    Annesi kız kardeşlerini çağırmak için gelince gözlerine yaş hü&shy;cum etti. Annesinin önemli işle meşgul elması küçük kızı Fatıma´nin

    ağlamasını gözünden kaçırmadi. Hemen ilgilenip şefkatle sordu :.

    «Niçin ağlıyorsun.küçüğüm?» Annesinin boynuna sarılarak:

    «Beni senden ve babamdan çekip alacak birine bırakma anneci&shy;ğim, ben sizin ikinizin ayrılığına dayanamam.»

    Hatice onun sözüne tebessüm ederek :

    «Asla, tatlım, seni bırakırmıyız, sen istedikten sonra...» diye ce&shy;vap verdi.

    Fatıma çocuk saflığıyla bağıçdı:

    «Ama ben istemiyorum, istemiyeceğinr

    Anne yavaş sesle ve kederle konuştu :

    «Şimdi böyle dersin küçüğüm, bizde zamanında böyle demiştik.»

    Gözlerini yumdu. Hatıralar onu ön dört yıl öncesine götürdü; o zamanlar elini herşeyden çekmiş, evlenmemeye karar vermişti. Hz. Muhammed (S.A.V)´le karşılaşıncaya kadar hayatını böyle sürdürmüş&shy;tü. Çok geçmeden Emin genç kendisine dünür olmuştu. Aslında Emin gence doğru kalbiyle koşan kendisiydi. Kureyş ileri gelenlerinden al&shy;dığı evlenme tekliflerini geri çeviren birisi olduğu halde, fakir bir gençle evlenmesinden dolayı Kureyş toplumundan karşılaşması muh&shy;temel tepkiye aldırmaksızin, halkın dedikodusuna kulak asmaksızm bu evliliğe can atmıştı, İşte bu genç adamla evliliğinin üzerinden on kü&shy;sur yıl geçtikten sonra durmuş, karşılaştığı şu mutlu günü kutluyor ve tatlı hatıralarını yadediyordu. Elli beş yaşında soğukluğunu gideren sevgi sıcaklığını damarlarında hissediyordu.

    Neşvesine daldığı tatlı hülyalarından sıyrılırken küçük kızı Fatıma şu soruyu sordu:

    «Anneciğim, dünür olunan iki genç kimdir?»

    Yakınında durup kendisine kulak kabartan Rukayye ve Ümmü Göl-sünı´e bakarak kısaca cevapladı :

    «Amcanız Abdül-Uzza´nın iki oğiu: Utbe ve Uteybe´dir.» Cevabının iki kızı üzerindeki tesirini görmek için onlara uzun uzun baktı, ancak onlar bir şey söylemektense odalarına çekilmeyi yeğledi&shy;ler.

    İki kız kardeş istikballeri konusunda birbirine birşey diyemiyor-lardı, ama ikisinin düşüncesi de bir nokta etrafında dönüyordu şüphe&shy;siz: Aileleri niçin evlendirilmelerinde bu kadar acele ediyorlardı? Üm&shy;mü´Cemil´in evine geçişe ahşacak kadar bir zaman kendilerine tanın&shy;malı değil miydi?

    Ümmü Gülsüm Rukayye´ye :

    «Biliyorsun ki babamız bu işe biz olmadan karar vermez. Ne yap&shy;mayı düşünüyorsun?» diye sordu.

    Rukayye´nin yüzü soluktu, cevapladı:

    «Ben babasına karşı terslenen kızlardan değilim. Ailesine sine zorluk çıkaran birisi hiç değilim.»

    Sonra kız kardeşine bakarak sevgi ve ilgiyle konuşmasını sürdür&shy;dü:

    «Kardeşcağızım bunu kendine dert edinme, nasıl olsa ikimiz bera&shy;ber olacağız ya..»

    İş endişeyle karışık bir vaziyette olup. bitti. Rukayye, Utbe b. Ebî Leheble kız kardeşi Ümmü Gülsüm ise Utbenin kardeşi Uteybe ile ev&shy;lendi. Muhammed (S.A.V) kızlarını kutladı ve´onları Allahın muhafaza&shy;sına emânet etti. Sonra ibâdetine ve tefekkürüne döndü.

    Babasına peygamberlik gelmeden önce o, Utbe İbn Ebî Leheb İbn Abdilmuttalib´le evlenmişti. Rasûlüllah´a peygamberlik gelince anne&shy;si Hadîce kız kardeşleri Zeyneb, Ummu Kulsum ve Fâtıma´nın müslü-man oldukian sırada o da müslüman olmuştur.

    KureyvŞİÜer kızları konusunda Rasûlüliah [S.A.V) Efendimiz aley&shy;hinde birleşip şöyle dediler:

    «Muhammed´i yeni görevini yapma konusunda kendi başına buy&shy;ruk bıraktınız, kızlarını ona geri veriniz ki onların meşgalesi onuızdı-raba sürüklesin.»

    Rasûlüliah (S-A.V)´in üç damadına da varıp, hepsine ayrı ayrı :

    «Karını boşa biz sana istediğin Kureyşli kadını alalım.» teklifinde bulundular.

    Ebül-Âs hanımı Zeynebi hiç bir´Kureyşli kadına değişmeyeceğini

    fade ederek bu teklifi reddetti. Ebû Lehebln İki tfğİu ise hemen bu teklifi kabul ettiler. Utbe, Rukayye´riiri yerin© Sâid b. ehÂs ailesinden bir1 kadınla nikâhiandi:

    Aslında Ebû Lehebln iki oğlunun Kureyşin teklifine uymalarına zaten gerek kalmamıştı. Anneleri Ümmü Cemi! daha önce onları bo-Şânmayâ zorlamıştı. Mühamrnedln İki kızıyla aynı dam altında yaşama-rtiayâ yemin" etmişti. Devamlı bir şekilde kocası Ebû Leheb´i İki temiz peygamber kızına karşı öyle kışkırtmıştı. Allah Tâ´âla «Ebu Leheb´in gîİsrİ kürüsün, kurudu da» âyetlerini indirince, Ehıı Leheb oğlu Utbe´ye:

    ? Onun kızını boşamazsari, başım basıda haram olsun (seninle yü^yüze ğelfîieyeyim) dedi.

    Utbö, Rasûlullah´ın kızı Rukayye´den ayrıldı. Bu iki goncagül sev&shy;gi Ve sükûn kanatlarının ısıttığı´ilk evlerinden öyle bir yere gitmişler&shy;di kî orada kendilerini, sırtına şeytanın -bindiği diken diili bir kadın karşılamıştı. Onun ağır gölgesi sabah akşam üzerierindeydi. Her hare&shy;ketlerini gözetim altında tutuyordu. Her bakışıyla, susuşuyİa, mırıltı-sıyla, aldırmaz görünüşüyle bile onları hesaba çekiyordu. Onların gü&shy;zel huylan, lâtif ve temiz hareketleri Hz. Hadîce´yi hatırlattığı için kıs&shy;kançlık ve kini kabarıyor ve hayatı onlara dar etmeye çalışıyordu.

    İki yeni gelin kayınvalidelerinin yaptıklarını sabır ve güzellikle kar&shy;şılayınca onların alçaldıklarını zannediyor, bununla kibre, gurura sü&shy;rükleniyor, dolayısıyla kabalığı, acımasızlığı arttıkça artıyordu.

    Bu iki sabırlı varlık ise duru,mu-babalarına şikâyet yollu iletmeyi düşünmüyorlardı. Ümmü Cemil´in kötülüklerinden bahsederek anne ve .babalarının huzurunu bozmayı istemiyorlardı.

    Her birinin .sıkıntısını hafifletmek, derdini açmak için diğerine yaklaşıp içini döktüğü düşünülebilir. Ne yazık ki bu da mümkün değil&shy;di. Zira Ümmü Cemi! ortalıkta hazır bekleyip duruyordu. Gücünün yet&shy;tiğince iki kız kardeşin başbaşa kalmasına engel oluyordu. Gücü yetse ikisinin arasına kocaman bir set çekecekti.

    Sıkıntıya böylece sabır ve sükûnetle göğüs geriyoriarken Cenabı Hak ikisine de merhametîyİe muamele ederek onları odun hammalının tuzağından, cimri ve uğursuz yaşayışından kurtardı.

    Bütün bu belâlara karşı Rukayye ve Ümmü Güisüm´ün, Allah yo-lunda karşılaşılan her şeyde babalarına ortak olmak hoşlarına gidiyor&shy;du. Kendilerini bütün bu eziyetleri yüklenmeye hazırlıyorlardı.

    Gerek odun hammalının, gerek müşriklerin zanm boşa gitti. Ne kızları Rasûlüllah (S.A.V)´i davetinden alıkoydular, ne de onların bo&shy;şanması kendisine ağır geldi. Allah bu iki kızcağızı da gerek odun ham-malıyla, gerek Ebû Leheb´le aynı evde yaşama mihnetinden kurtarmış&shy;tı. Sonra aradan fazla geçmeden Allah ikisine de eski kocalarından da&shy;ha hayırlı birini nasibetmişti. Bu İslama ilk giren sekiz kiişden ve Cen&shy;netle müjdelenen son Sahabeden birisi olan Osman b. Affan b. Ebil-Âs b. Umeyye b. Abdi-Şemsti. Utbe, Rukayye´yle yatmamıştı. Sonra onun&shy;la Hz. Osman evlendi. Kureyş, Rasûlullah´ın ashabına yaptığı işkenceyi artırınca Peygamber (S.A.V) onlara Habeşistan´a hicret etme izni ver&shy;di. Bisetin (peygamberliğin] beşinci senesinin Receb ayında, yola çıkan müslümaniarın ilki Hz. Osmanla Rasûlullah´ın kızı Rukayye´ydi. Osman b. Affan Habeşistan´a ilk hicret eden Sahabî idi. Yanında da daha yeni evlendiği zevcesi Rukayye [R. anha) vardı.

    Hz. Osman hicret ederken sevgili yurduna bakışlarıyla veda eder&shy;ken Rukayye göz yaşlarım tutamadı. Zevcinin peşine düşüp hicret yol&shy;culuğuna başlamadan önce doğup büyüdüğü evi, yerleri dolaştı, anne&shy;sini, babasını üç kız kardeşini kucakladı.

    Bineğinin beklediği yere gitmekte ağır davrandı. Ayrılık vakti ge&shy;lince vatanın görüntüsünü kalbine nakşetmek istercesine doya doya baktı, gözlerinden yaş seli kendiliğinden akıyordu.

    Develer de, şehirlerin anası Mekke´nin güzel kokusundan son de&shy;fa, daha çok yararlanabilmek için, yavaş yavaş harekete geçtiler. Uç&shy;suz çöllere çıkınca da deve yedicilerin okudukları şarkıya uyarak hizh hızlı yürümeye başladılar:

    «Aileden ve vatandan ayrılmak zordur.» «Ama iman yolunda feda olan kalbdir.» «Ruh ve bedenleri Rabbim kabul etsin.» «Rabbim kabul etsin.»

    Hüzün dolu bu ses Rukayyenin kalbini titretiyordu. Bu sese kulak verdikçe kederinden ürperiyordu. Sonra, Mekkenin uzaktan da olsa, belli belirsiz de olsa bir parçasını görebilmek ümidiyle mahfesinden uzanıp gerilere baktı. O anda kendinden bir kaç adım geriden gelip, kendisine ilgiyle ve sevgiyle bakan zevci Hz. Osman; gördü.

    Rukayye onun ne düşündüğünü anladı. Bunun üzerine yüzü hoşnut&shy;lukla işıdı. Şöyle dedi:

    «Allah bizimle ve Kabenin yanında bıraktığımız sevgili kişilerle be&shy;raberdir.» Onlarla iigili haber Rasûiüllaha geç ulaştr Kureyşli bîr kadın gelip şöyle dedi :

    ? Muhammedi Damadını ve yanında hanımını gördüm. Damadın hanımını zayıf bir eşeğin üzerinde götürüyordu.

    Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu :

    ? Allah onların yardımcısı olsun! Osman, Lût (A.S)´dan sonra ai&shy;lesini hicret ettirenlerin ilkidir.

    Muhacirler içinde Mekke´ye an çok iştiyak duyan Rukayye (R.anha) idi. Bu gün olduğu gibi daha önce hiç ana babasından ve kardeşlerin&shy;den uzak kalmamıştı. Olayların ağırlığı sıhhatine o kadar etki etti ki ilk çocuğunu düşürdü. O kadar zayıfladı ki muhacirler ölecek diye kork&shy;tular.

    Ancak zevci Osman´ın gözetimi ve sevgisi olsun, muhacirlerin ilgi ve yardımı olsun sıkıntının atlatılmasına yardımcı oldu. Bir süre sonra da Mekke´den gelen haberler sıhhatini kazanmasını sağladı. Bu habere göre Kureyşiîler Rasûlüliah (S.A.V] ve Sahabelerinin yola gelmelerin&shy;den ümitlerini kesmişler. Haşimoğullarmın üzerine tatbik ettikleri ku&shy;şatmayı kaldırmışlardı.

    Bunun yanında bazı şayialar da duyuldu. Buna göre Kureyşliler, Rasûlüllah (S.A.V)´in davasında kahramanca sebat ettiğini, ona uyan&shy;ların imanlanndaki doğruluğu görünce doğru yola meyletmiş, bîr gurup Kureyşli ikna olarak İslama dönmüş, diğer bir gurup ise Rasûlüllahın işi yüze çıkınca şeref yolunu tutmuştu.

    Habeş muhacirleri bu şayialara ve dedikodulara kulak kabartmış, kalblerinde vatana dönme arzusu alevlenmeye başlamıştı.

    Bir kısmı bu haberlerin sıhhat derecesini araştırmadan alelacele dönüş hazırlıklarına başlamışlardı. Dünya´nın en az´İ2 ve en sevgili yur&shy;duna iştiyak duyuyorlardı çünkü... Bir kısım muhacirler ise hicret et&shy;tikleri bu yeni yurtta kalmayı tercih ediyorlardı. Çünkü Kureyşin Rasü-iüliah (S.A.V)´e meylettiğine ve müslümaniarın sayısının arttığına dair gelen haberleri ihtiyatla karşılıyorlardı. -

    Kizıldenizi geçip yüklerini bineklerine yükletince sevince bürüne&shy;rek Kabe´ye kavuşma arzusuyla hızlı bir yolculuğa başladılar. Kalbleri kendilerinden önce vatana doğru uçtu. Mekke´nin çok yakınına gelin&shy;ceye kadar da bu durum sürdü.

    Mekke yakınına gelince, ümitler söndü. Orada, kızgın kayaların oluşturduğu arazide müslüman kardeşlerinin Kureyşli zebaniler tarafından en ağır şekilde eziyete, işkenceye tabî tutulduklarını gözleriyle gördüler.

    Dönenler sağlarından sollarından helake sürüklenen insanların fer&shy;yatlarını işitiyorlardı. Kafilenin develerini şiirleriyle yeden sürücü sus&shy;tu, sevinç uçtu, rüya parça parça oldu, iyi duygular dağıldı gitti...

    Bu bölgede gün boyunca konaklayıp beklediler. Gece olunca bir kısmı Velîd b. Muğîre el-Mahzûmî veya Ebû Talib b. Abdül-Muttalib el-Haşîmî´nin güvencesinde Mekke´ye girdiler.

    Onların ardından diğerleri Kabe´nin mukaddes haremine sığına&shy;rak, yüzlerinde şehidlik isteği ışıyarak Mekke´ye girdiler.

    Rukayye iştiyakla kendini baba ocağına attı. Kız kardeşleri Ummu Gülsüm ve Fatıma hemen etrafını sardılar ve atılıp kucakladılar. İkisi de göz yaşlarını zor tutuyorlardı. Rukayye onların elinden kurtulup sor&shy;du

    «Babam nerede? Annem nerede?» İkisi birden cevapladılar:

    «Babam sıhhat ve afiyettedir. Seninle beraber gelen Habeş muha&shy;cirlerini karşılamaya çıktı.»

    İkisi de dudakları titreyerek gizli bir ah çektiler.

    Kalbine korku yerleşen Rukayye canhıraş bir sesle tekrar sordu.

    «Annem, nerede o?»

    Ümmü Gülsüm başını eğip sustu. Fatıma ise yan odaya koşara! hıçkırıklar içinde sarsila sarsıla ağlamaya başladı.

    Bunun üzerine Rukayye soru sormaktan vazgeçti. Sendeliyerek merhum annesinin odasına yürüdü. Göz pınarları kurumuş bir soğuk&shy;lukla yatağına baktı baktı..

    Ta babası gelinceye kadar. Babasıyla karşılaşmanın verdiği hara&shy;retle göz pınarlarının buzları çözüldü. Babasının sevgisi şefkati kızının kalbine oturan buzdağlanni dağıttı.

    Kederinin ağırlığı derecesinde göz pınarlarından yaş seli çağlayıp indi. Sonra şerefi dünyayı tutan zatın sevgili babasjnın göğsüne ka&shy;pandı kendisini sükûnet ve sabır ummanına bıraktı.

    Bundan sonra Mekke´de ikameti uzun sürmedi.´ Babası Medine´ye hicret etti.

    Kureyş, Ensar´in Rasûlüllah´a (S.A.V) bey´at ettiğini öğrenince Rasûlüllah´a düşmanlığı artırdı. Müslümanlar Rasûlüllah´tan hicret için izin istediler. Rasûiüllah onlara Yesrib´e hicret izni verdi. Onlar hicret ettiler. Arkasından Rasûiüllah ? [S.A.V) da hicret etti. Peygamber (S.A.V) mescidini ve odalarını inşa edince Zeyd İbn Hâris´le azatlı kö&shy;lesi Ebu Rafi´i Mekke´ye gönderdi. Onlarda Rasûlüllah´ın ailesini ge&shy;tirdiler. Böylece Rukayye Medine´de bulunan kocası Hz. Osman´a ka&shy;vuşmuş oldu.

    İkinci ve son hicret yurdunda oğlu Abdullah b. Osman´ı dünya´ya getirdi. Yeni evi kendisine daha bir şen geldi. Yavrusunun varlığıyla ilk çocuğunu kaybetmenin acısını annesinin vefatı dolayısıyla uğradığı derin üzüntüyü ve iki hicreti dolayısıyla taddığı gurbet sancısını unut&shy;maya ve avunmaya çalıştı.

    Keder ve üzüntüden yeterince payını aldtğtnı sandı, ancak Cenabı Hak ona yeni bir sınama kapısı açtı, yeni bir keder verdi.

    Oğlu Abdullah b. Osman bir horozun gagalaması sebebiyle altı yaşında hastalanarak vefat etti.

    Hz.s Rukayye bu acı kaybın ağırlığı altında sarsıldı hummaya ya&shy;kalandı, kızamığa yakalandığı da söylenmiştir.

    Rasûlüllah (S.A.V) Ebu Sufyan´m Şam´dan gelen kervanına karşı çıkmaya hazırlanırken Rukayye kızamığa tutuldu.

    Hz. Osman zevcesinin yanında geçirdi günlerini... Ona baktı, Ra&shy;sûiüllah (S.A.V)´în müezzininin cihad çağrısını duyuncaya kadar da bu bakımı sürdürdü. Muhacirlerle Ensar Bedîr´de düşmanı karşılamak İçin savaşa çağrılınca Osman da bu şerefli davetçiye uymayı arzuladı. An&shy;cak kalbi sekeratı mevt durumunda bulunan Rukayye´nin yanından da ayrılmak istemiyordu. Rasûlüllah (S.A.V)´in emriyle Bedîr savaşından geri kaldı ama kendisi için en aziz bir varlık olan hanımının ölüm mü&shy;cadelesine şahit olmak durumunda kaldı.

    Bu mücadele şiddetli oldu ve uzadı. Sonra gözleri kocasında mü&shy;barek ruhu dudaklarında titreştikten sonra nazenin vücûdu terkettî.

    Hz. Osman ayrılığın acısıyla zevcine baka kaldı. Kulaklarında ölü&shy;mün hırıltısıyla müslümanların Bedîr´deki zaferlerini müjdeleyen hay&shy;kırışlar karışıyordu.

    Zeyd İbn Harise Müslümanların Kureyş´e galip geldiği haberini götürmek üzere Bedir´den dönerken Rasûlüllah´ın kızı Rukayye öldü. Onlar Rukayye´yi defnettikleri sırada Hz. Osman bir tekbir duydu. Usâ-me İbn Zeyd´e

    ? Bu nedir? diye sordu.

    Baktılar ki, Bedir´de Ebu Cehil İbn Hişam Umeyye İbn Halef, en-Nadr İbnu´l-Haris Ukbe İbn Ebî Muayt Rabîa´mn oğullan Utbe, Şeybe ve başka müşriklerin öldürüldüğünü müjdelemek için Rasûlüllah´ın de&shy;vesinin üzerindeki Zeyd İbn Hârise´yi gördüler.

    Hz. Osman hanımını kabre indirdi. Kabrinin toprağını düzelttiğin&shy;de Rasûlüllah (S.A.V) Bedir´den geldi. Kızı Rukayye´nin kabri başında durup şöyle dedi

    ? Selefimiz Osman İbn Maz´un´a kavuş.

    Izdıraplı baba gelince son uykusuna yatmış olan kızına yaklaştı. Nazik kalbi hüzün ve kederle dolu olarak onunla bir nevi vedalaştı. Sonra kız kardeşinin yatağına kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlayan küçük kızı Fatıma´ya şefkatle eğildi.

    Kadınlar Rukayye´nin arkasından ağladılar. Ömer İbnu´l-Hattab gel&shy;di. Kırbactyla onlara vurmaya başladı. Peygamber (S.A.V) onun elinden tutup:

    ? Ömer! Bırak onları ağlasınlar, dedi. Daha sonra Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu ;

    ? Ölüye karşı duygular göz ve kalple ifade edilirse bu Allah´tan&shy;dır ve rahmet eseridir, el ve dille yapılırsa bu da şeytandandır

    Kızı Fâtıma ağlayarak kabrin kenarına oturdu. Rasûlüllah da elbi&shy;sesinin yeniyle onun gözyaşlarını siliyordu.

    Rasûlüllah´ın, kızı Rukayye´nin vefatı, Rasûlüllah´ın hicretinin on-yedinci ayında olmuştur.

    Medine halkı Rasûlüllah (S.A.V)´in iki hicret sahibi kızının cena&shy;zesini Bakî kabristanına taşıdı ve aynı gün Bedîr şehitlerinin mübarek kanıyla sulanan Medine´nin temiz toprağına kondu.

    Babası Rasûlüllah (SAV), hanımı Rukayye´nin hastalığı sebebiyle Bedir savaşına katılamayan damadı Hz. Osman´a, müslümanlara dağıt&shy;tığı ganîmetten pay ayırdı.
  16. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Ummu Kulsum (radiyallahu anha)



    Peygamber´in (S.A.V) kızıdır. Annesi Hz. Hadîce´dir. Rasûlüllah´a peygamberlik geimeden önce onunla Uteybe îbn Ebî Leheb İbn Abdilmuttalib evlenmişti. Allah Ta´ala Muhammedi (S.A.V) peygamber ola&shy;rak gönderip «Ebû Leheb´in elleri kurusun. Kurudu da ayetini indirin&shy;ce Ebû Leheb oğlu Uteybe´ye :

    ? Onun kızını boşamazsan başın başıma haram olsun yüzyüze gelmeyeyim), dedi.

    Uteybe, daha onunla yatmamışken, .Ummu Kulsum´dan ayrıldı. Ummu Kulsum annesi Hz. Hadîce, kizkardeşleri Zeyneb Rukayye ve Fatıma müslüman olup kadınlar Rasûlüllah´a (S.A.V) bey´at ettikleri sı&shy;rada müslüman olmuştur.

    Allah Ummu Kulsum´e hayır muradetti ve Allah düşmanı Ut b. Ebî Leheb onu boşadı. Bu ayrılık onu odun hammah ile bir arada yaşama bahtsızlığından da kurtardı. Nitekim değerli kardeşi Rukayye de aynı şekilde kurtulmuş, Osman b. Affan´la evlenmiş ve Habeşis&shy;tan´a hicret etmişti.

    Ummu Kulsum o günlerde küçük kardeşi Fatıma ile beraber, Mek&shy;ke´de, babalarının evinde kalıyordu. İkisi de sevgili annelerinin ağır yükünü taşımada yardımcı oluyorlardı. Anneleriyle beraber, her gün mübarek vücûdunda mücâdelenin yorgunluğu, elbiselerinde Kureyşli-lerin eziyetlerinin izleri olduğu halde evine dönen Rasûlüllah (S.A.V)´İ karşılıyorlardı. Onu gülen yüzleriyle kuşatıyorlardı. Onun üzerinden bu izleri, güçlerinin yettiğince, gidermeye çalışıyorlar ve eviyle ailesine ayırdığı kısa sürede rahatlatmaya uğraşıyorlardı.

    Rasûlüllah (S.A.V) mescidini ve´odalarını inşa edip Allah Evs´Ie Hazrec´in kalplerini birleştirdikten sonra Ummu Kulsum Medine´ye hic&shy;ret etmiştir, Zeyd İbn Harise´yie Ebû Rafî Mekke´ye gidip Rasûlüllah´ın Ehi´i Beyt´ini [ailesini), Ummu Eymen´i ve Sevde Bint Zem´a´yı Medine´&shy;ye getirmişlerdir.

    Hicretin üzerinden önemli olaylarla dolu iki yıl geçti.

    Ummu Kulsum Bedir savaşı günü babasının muzaffer olarak dönü&shy;şünü gördüğü gibi zaferin kazanıldığı aynı gün kızkardeşi Rukayye´nin vefatına da şahit oldu.

    Hicretin üçüncü yılı geldiğinde Rukayye´nin ölüm acısı tazeliğini koruyordu. Kureyş ise, Bedir´de kaybettiklerine ağlıyor ve galiblerden onların intikamını almak için çalınıyordu.

    Ummu Kulsum babasının yanında değefTTkaybın acısını hafiflet&shy;meye gayret ediyordu.

    Bedir savaşından hemen sonra Rasûlüllah´ın kızı Rukayye vefat edince Hz. Osman ağladı. Rasûlüllah (S.A.V) ona sordu :

    ?Seni ağlatan nedir?

    Hz. Osman :

    ?Seninle akrabalığımın kesilmesine ağlıyorum diye cevap verdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) şöyle buyurdu :

    ? İşte Cebrail, Allah´ın Rukayye´nin kızkardeşini (Ummu Kul-sum´u) ayni mehirle ve aynı nedimeyle sana nikahlamamı emrettiğini söylüyor.

    Rasûlüllah (S.A.V) Hz. Osman´la Ummu Kulsum´u evlendirdi. O, bakireydi. Bu evlilik hicretin üçüncü yılının Rabîulevveiinde olmuştur. Hz. Osman ayrı £amanlarda iki kız kardeşle evlenmiştir. Bundan dolayı gna Zu´n-nureyn [iki nur sahibi) denilmiştir. {Rasûlüllah´tan başka bir peygamberin fki kızıyla evlenmiş birisi bilinmemektedir.)

    Ummu Kulsum kocası ve babasıyla birlikte Hudeybiye´ye gitmiş ve Rıdvan bey´atında bulunmuştur. Yine kaz´a umresinde ve Mekke fet&shy;hinde de bulunmuştur.

    Dokuzuncu Hicret yılının Şa´ban ayında, Hz. Osman´ın evinde ve&shy;fat etti. Kendisinin cocugu olmamıştı.

    Medine kabristanında kız kardeşinin kemiklerinin yanına defnedil&shy;di. Rasûlüllah (S.A.V) arka arkaya gelen bu kayıpların verdiği kederle gözü yaşlı olarak kızının kabri başında durdu.

    Allah Ummu Kulsum´e merhamet edip onu yetimlik ve dulluh mihnetinden korudu. Babasının bir sene sonra olan vefatını görmediği gibi, zevci Osman´ın, yarım asır sonra ondan sonra evlendiği Ümmül-Benîm binti Ubeyde ve Naile binti el-Ferafîsa isimli hanımlarının göz&shy;leri önünde, meşhur faciada şehit edilişini de görmedi. Onu Esma Bint Umeys ve Safiyye Bint Abdllmuttalib yıkamıştır. Rasûlüllah (S.A.V3 kabrinin başına oturmuş, ve gözlerinden yaşlar boşanmıştır. As-hab´ma :

    -^- Bu gece hanımıyia yatmamış olan birisi var mı? [1] dedi.

    ? Ebu Talha (Ummu Süleym´in kocası Zeyd İbn Süheyl İbrii´l-ved) :

    ? Ben ya Rasûlellah! dedi. Peygamber (S.A.V) ona :

    ? İn, dedi.

    Onun kabrine Ali İbn Ebî Talih, el-Faz! İbnu´l-Abbas ve Usame İbn Zeyd İnmişlerdir.

    Hz. Osman hanımı Ummu Kuisum´un ölümüne çok üzülmüştür Bunun üzerine Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur;

    ? On tane kızım olsaydı onları Osman´a verirdim. (Osman´a mekten çekinmezdim).
  17. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Hz. Fâtıma (radiyallahu anha)


    Hz. Ali (r.a), talebelerinden birine Hz. Fâtıma´yı şöyle tarif ediyordu :

    «O, el değirmenini kendi eli ile çevirirdi, bu yüz&shy;den de elinde izler kalmıştı. Su testisini kendisi dol&shy;durur getirirdi, testinin ipi omuzlarında iz yapmıştı. Evin her tarafını o süpürür, temizlerdi, bundan dolayı da elbiseleri kirlenirdi...»

    Rasûlüllah´ın (S.A.V) kızlarının en küçüğü ve en çqk sevdiği kı&shy;zıydı. Rasûiüllah´ın kızlarının dördüncüsüdür. Peygamberlik gelmeden beş yıl önce Kâ´be´nin yenilenmesi sırasında doğmuştur.

    Zeyneb, teyzezadesi Ebûl-Âs b. Rebî ile, ardından Rukayye ve Üm-mü Gülsüm Ebû Leheb´in iki oğluyla evlendiler. Kızkardeşlerinin bir&shy;biri ardına ondan ayrılmaları Fatıma´ya ağır geldi. Çocukluğu sebebiy&shy;le, kız ile anne babasının, kızkardeşle kızkardeşin aralarını ayıran bu evlilik denen şeyin hikmetini bir türlü aniıyamıyordu. Bunu günlerce ve gecelerce düşündü durdu. Bu düşünce daha olgunlaşmamış şuu&shy;runda ve kalbinde derin izler bıraktı. O günlerde, ailenin içinde bulun&shy;duğu şartlar bu izi güçlendirecek durumdaydı. Baba, kendisini insan&shy;ların dünyasından çekip alan ve ibadetle geçirdiği uzletinin tefekkür dolu ortamında Rabbine adamıştı kendini. Anne sevgili zevciyle meş&shy;guldü. O yanında bulunduğunda ilgi ve şefkatiyle onu kuşatıyor ken&shy;dinden uzakta .olduğu zaman ise kalbini onun izinden gönderiyordu.

    Evin üç büyük kızı, evin meşgalelerine dalmışlardı. Fatıma ise boş düşünceleriyle başbaşa kalmış, zamanla bu düşünceler vicdanında iz&shy;ler bırakmıştı.

    Allah Ta´âla babasını uyarıcı ve müjdeleyici olarak gönderdiğinde Fâttma kız arkadaşlarıyla çocukluk oyunları oynamayı bırakmış babası&shy;na yakın bir yere geçmişti. Yaşının küçüklüğü ona, evden çıkıp babasını takip etme, müşriklerin ve Kureys serserilerinin düzenledikleri entri-ka ve işkencelerden babasını koruma imkânını sağlıyordu.

    Bir gün yine babasını takibediyordu. Rasûlüllah (S.A.V) Kâbeye doğru yürüdü. Hacer´ûl-Esvedi selâmladı. Müşrikler onu görür görmez yekvücut olarak hemen etrafını sardılar. Hep bir ağızdan:

    «Şunu şunu söyleyen sen değil misin?» diye onun atalarına söv&shy;düğünü, ilâhlarını ayıpladığını, düşüncelerini küçük düşürdüğünü teke teker saydılar. Rasûlüllah (S.A.V): .

    «Evet, bunları söyleyen benim» buyurdu.

    Fatıma (R. anha) nefesini tutmuştu. Müşriklerden birisinin baba&shy;sının elbisesinin yakasından yakalayıp sıktığını gördü. Titreyerek ol&shy;duğu yerde kalakaldı. Bu esnada Ebû Bekir yerinden kalkıp Rasûlüllah (S.A.V)´i müdafaa etti ve ona yapılan hareketi kınayarak :

    «Rabbim Allah´tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz?» dedi.

    O bunu der demez müşrikler ona döndüler, gözlerinden öfke kıvıl&shy;cımları saçarak sakalından çektiler, sürükleyerek başını ezdiler.

    Rasûlüllah (S.A,V) Beyti Haram´dan ayrıldı. Kızı hemen peşinde olarak yolda yürürken karşılaştığı bütün köle ve hür kimseler onu ya&shy;lanlıyor ve eziyet ediyordu. Evine varıncaya kadar böyle devam etti. Evine varınca, karşılaştığı eziyet ve hakaretlerin tesiriyle titreyerek kendisini yatağına bıraktı.

    Bir defasında da babasının hemen yakınında durmuş, küçük kal&shy;biyle qnu gözlerden korumak arzusunda... Çünkü babası Kabe Hare&shy;minde secde halinde... Kureyş müşrikleri etrafına toplandılar, Ukbe b. Ebî Muayt kesilmiş bir devenin işkembesini getirerek sırtına koydu. Rasûlüllah (S.A.V) kızı Fattma gelip sırtından işkembeyi alarak bunu yapanların suratına fırlatıncaya kadar başını kaldıramadı. Sonra başını kaldırıp:

    «Allahım, Kureyşten bir gurubu sana havale ediyorum! Allahım,

    Ebû Cehil b. Hişamı, Utbe b. Rebiayı, Şeybe b. Rebiayı, Ukbe b. Ebî Muaytı, Übeyy b. Halefi sana havale ediyorum.» diye beddua etti.

    Müşrikler onun bedduasından dehşete düştüler. Gözlerinikapadı-lar. Rasûlüllah (S.A.V) de namazını bitirdi ve kızı Fatima peşinde ola&shy;cak evinin yolunu tuttu.

    Aradan çok bir zaman geçmeden Fatima, babasının ve kendisinin beddua ettiği bu kişilerin Bedir kuyusu yanında öidürülmüş olduklarını gördü.

    Fâtrma, kendisi anlatmaktadır:

    ? Kureyş müşrikleri Hıcr´da toplanıp şöyie dediler. IVluhammed geldiğinde her birimiz ona bir tane vuralım. Babamın yanına gittim. Bu&shy;nu ona söyledim. (Ona şöylededim: Kureyş´ten bir topluluğu; Hıcr´da toplanıp, Lât, Uzza, Menat, Usaf ve Naile´ye yemin etmiş bir halde bı&shy;raktım. Seni görünce kalkıp yanına gelecekler, kılıçlarıyla sana vura&shy;caklar ve seni öldürecekler]. RasûlüIIah (S.A.V) şu cevabı verdi: Kı&shy;zım! Sakin ol (ağlama).

    Daha sonra Peygamber (S.A.V) abdest alıp mescide onların yanı&shy;na gitti. Onlar başlarını kaldırdılar, daha sqnra eğdiler. Rasûlüllah (SAV) bir avuç toprak alıp onlara attı ve :

    ? Yüzleri çirkin olsun, dedi. O toprağın isabet ettiği kimselerin hepsi Bedİr´de öldürülmüştür.

    Abdullah İbn Mes´ûd anlatır:

    ? Namaz kılarken Kâ´be´de Rasûlüllah´Ia birlikteydik. Bir deve ke&shy;silmiş işkembesi kalmıştı. Ebu Cehl İbn Hişam şöyle dedi. Şu pisliği, secdedeyken^ Muhammed´in omuzlarının arasına koyacak birisi yok mu? Onların en azgını olan Ukbe İbn Ebî Muayt kalkıp o pis işkembeyi getirdi ve secde ettiği sırada Rasûlüllah´ın üzerine attı.. Müşrikler o kadar güldüler ki birbirlerinin üzerine yıkıldılar.. Biz onu üzerinden alıp atmaya cesaret edemedik. Ben kendi kendime şöyle dedim. Ah benim gücüm kuvvetim olsaydı Rasûlüllah´ın sırtından alıp atardım. Nihayet birisi gidip haber verdikten sonra Fâtıma geldi. Rasûlüllah hâla secde^ deydi. Fâtıma o işkembeyi alıp attı ve onlara beddua etti.

    Allah Ta´âlâ «En yakın akrabalarını uyar» âyetini indirdiğinde Ra&shy;sûlüllah Safa´ya çıkıp şöyle haykırdı:

    ? Ey Kureyş topluluğu! Size önemli bir haberim var, toplanın!

    Etrafına birçok kişi tqplandıktan sonra Peygamber (S.A.V) şöyle

    dedi:

    ? Ey Fihr oğulları! Kâ´b oğulları! Şu dağın eteğindeki bir süvari birliğinin size saldırmak istediğini söylesem bana inanır mısınız?

    Onlar :

    ? Evet inanırız, sen bizce, daha önce herhangi bir suç ve kötülük&shy;le itham edilmiş birisi değilsin, şimdiye kadar senin yalan söylediğini de görmedik, dediler.

    Rasûlüllah (SAV) :

    ?Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Abdul-muttalib oğullan! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Haşim oğullan! Ken&shy;dinizi ateşten kurtarınız. Ey Muhammed´in kızı Fâtıma! Kendini ateşten kurtar! Ey Abdumuttalib´in kızı Safiyye! Kendini ateşten kurtar! Valla&shy;hi, o ateşi ıslatmaktan başka, Allah´ın yanında yapabileceğim hiçbir şey yok.

    Fâtıma ve annesi Hz. Hadîce Ebu Taiib Şîbine (mahallesine) gir&shy;diler. Müşriklerin Şi´bi kuşatmaları üç yıl sürdü. Sonunda müslüman-lar oradan kurtuldular.. Allah sıkıntılarını giderip Haşim oğulları Şi´b´-den çıkınca yeğenini himaye edip ona yardımda bulunan Ebu Talib öl&shy;dü. Ebu TaÜb´in arkasından belâlar karşısında RasûlüIIah´ın yanından ayrılmayan samimî veziri de öldü. Peygamber (S.A.V) onu kaybetmek&shy;le gözetimi özeni, şefkati, korunmayı ve desteği kaybetmişti. Evinden çıkınca, Kureyşli bir serseriyle karşılaştı. Üstüne başına toprak saçıl&shy;dı. Rasûlüllah üstü başı toprak içinde tekrar evine girdi. Kızı Fâtıma bir bardak suyla babasının yanına geldi. Ağlayarak onun elini yüzünü yıkadı. Peygamber (S.A.V) de şöyle diyordu:

    ? Kızım! Ağlama. Allah babanı korur.

    Rasûüllah (S.A.V] Medîne´ye hicret edip mescidini ve odalarını in&shy;şa edince, Rasûlüliah (S.A.V) Zeyd İbn Hârîse´yle azatlı kölesi Ebu Ra-fi´i Mekke´ye gönderdi. Onlara iki deve vermişti. Onlar Rasûlûllah´ın (S.A.V) ailesini getirdiler (Rasülüllah´m kızı Fâtıma´yla hanımı Sevde Bint Zem´a´yı]. Zeyd hanımı Ummu Eymen, oğlu Usame´yi getirdi. Ab&shy;dullah İbn Ebî Bekr de Ebu Bekr´in ailesini (Ebu Bekr´in hanımı Ummu Rûman, Rasûlüllah´ın hanımı Aîşe ve ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam´ın Esma Bint Ebî Bekr´i] getirdi. Hep birlikte Mekke´den hareket ettiler. Yolda hicret etmek isteyen Taîha İbn Ubeydullah´a rastladılar. Böylece top&shy;lu olarak yürüdüler.

    Yolculukları olays´ız geçmedi. Şehirlerin anasına veda edip kafi&shy;leleri kuzeye yönelir yönelmez, Kureyş müşriklerinin uğursuzları peş&shy;lerine düştüler. Mekke´de iken Rasûlüllah (S.A.V)´e eziyet edenlerden Huveyris b. Nakiz onlara yetişti. Develerini ürküterek ikisinin de yere düşmelerine sebep oldu,

    Fatıma o günlerde çok zayıflamıştı. Vücûdu daha tahammül gücü kazanmadan karşılaştığı dehşetli olaylar kendisini iyice zayıflatmıştı. Maneviyatı ço güçlü olsa da kuşatma onu maddî varlığında yıpratıcı etkisini göstermişti. Kureyşli Huveyris devesini ürkütüp, deve de on&shy;ları çölün sert toprağına atması sebebiyle Medine´ye kadar yolculuk çok yorucu geçti, Medine´de herkes Huveyrise lanet okudu, beddua etti.

    Aradan seneler geçecek Rasûlüllah (S.A.V) bu kötülüğü unutmaya&shy;caktır. Hicretin sekizinci yılında, büyük fetih gününde Huveyris hatır&shy;lanacak, Rasûlüllah (S.A.V)´in Kabe´nin örtüsü altında dahi bulunsalar öldürülmeleri için emir verdiği kişiler içine dahil edilecektir.

    Ali b. Ebî Talib bu kişiler içinden Huveyrisi öldürmeye en fazla hak sahibi olandı. O da öyle yaptı zaten...

    Peygamber (S.A.V) gurbet yalnızlığını gidermek ve birbirlerine destek olmaları için muhacirlerle Ensar´ı birbiriyle kardeş yaptı. Fâtı-ma onsekiz yaşındayken Aîşe Rasûlüllah´ın (S.A.V) evine geldi..

    Aradan çok geçmeden Ali´yi kardeşi Rasûlüllah (S.A.V)´e damat, Rasûlüllah (S.A.V)´in en sevgili kızına zevç olarak görüyoruz.

    Hz. Fatıma o günlerde on sekiz yaşlarındaydi. Halâ izdivaç hak&shy;kında müsbet fikirleri yoktu. Çünkü öncelerden, sevgili kız kardeşi Zey-nebi babasının evinden alıp Ebül-Âs b. Reb´îin evine gelin götürdük&shy;leri gündenberi bu düşünce kafasında iz bırakmıştı. Zeynebin gelin git&shy;tiği günlerde Fatıma dört yaşFarındaydı.

    Yıllar geçti, çocuk gelişti, büyüdü. Zamanla izdivacın hikmetini id&shy;rak etmeye başladı. Fıtratı onu, Hz. Havva´dan Hz. Hatice´ye, Zeyneb´e,

    Rukayye´ye, Ümmü Gülsüme kadar geçen bütün kadınların maruz kal&shy;dıkları bu norma! durumu müsbet karşılamaya hazırladı.

    Bunların yanında, yeni evlerinde amcazadesi Ali b. Ebi Talibin ya&shy;kın varlığını hissediyor, içinde açıklamak istemediği bir şeyler gizle&shy;yerek, dilinde dudaklarına değmemesine dikkat ettiği bazı kelimeleri tutarak babasının etrafında döndüğünü görüyordu. Amcazadenin gizlemeye çalıştığı sırrı Fatıma anlamıyor değildi. Evlilik yaşına geldiği an&shy;dan itibaren yaratılışı gereği ve kalbinin ilhamıyla Ali´nin kendisine bağlandığını, diğer müslüman kızlarıyla İlgilenmediğini hissediyordu..

    Yine Fatıma iç aleminde Ali´den kendisine daha yakın birini, gö&shy;zünde daha aziz bir başkasını görmüyordu. O aziz bir kardeş, yakın bir amcazade olmaktan öte Kureyş gençleri arasında cesaret, zekâ ve kararlılık bakımından onun üstüne gelir birisi yoktu. Müslüman gençler arasında İslama ilk giren o olduğu gibi Rasûlüllah (S.A.V´e en yakın olan da oydu.

    Ebu Bekr, Rasûlüilah´m kızı Fâtıma´ya dünür oldu. Rasûlüllah ş le dedi :

    ? Ebu Bekri Onun hakkında Allah´ın emrini bekle..

    Ebu Bekr bunu Ömer İbnu´l-Hattab´a söyledi, Ömer de ona :

    ? Sana red cevabı vermiş, dedi.

    Daha sonra Ebu Bekr Ömer İbnu´i-Hattab´a :

    ? Fâtıma´yı Rasûlüllah´tan iste, dedi.

    Fâtırna´ya Ömer de dünür oldu. Rasûlüliah (S.A.V) ona da :

    ? Ömer! Onun hakkında Allah´ın emrini bekle, dedi. Ömer Îbnu´l-Hattab Ebu Bekr´e gelip durumu bildirdi. O :

    ? Sana da red cevabı vermiş, Ömer! dedi. Ali İbn Ebî Talîb´in ailesi Ali´ye :

    ? Fâtıma´yı Rasûlüliah´tan iste, dediler. Ali şöyle dedi :

    ? Ebu Bekr ve Ömer´den sonra mı?

    Ona, babasına olan yakınlığını, kendisinin onun (Resûlüliah´ın) ya&shy;nındaki yerini, babası Ebu Talib´le annesi Fâtima Bint Esed´in Rasûiül-lah´m ebeveyninin yanındaki yerini hatırlattılar...

    Ensar´dan bazıları Ali´ye:

    ? Fatima´nın yeri, senin yanındadır, dediler.

    Ali İbn Ebî Talib Rasûiüllah´a geldi, Rasûlüliah (S.A.V) ona:

    ? Hangi ihtiyaç için geldin? Ebu Talib´in oğlu! dedi.

    Ali :

    ? Allah Rasûjü´nün kızı Fatıma´yı söylemeye geldim djye cevap verdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Hoşgeldin, safalar getirdin, dedi.

    Buna başka birşey ilave etmedi. Ali, onu beklemekte olan Ensariı arkadaşlarının yanına döndü. Onlar:

    ? Ne var ne yol*? dediler. Aİi İbn Ebî Talib :

    ? Bilmiyorum, o sadece: Hoşgeldin, safalar getirdin, dedi diye cevap verdi.

    Onlar:

    ?Rasülüllah´m bu iki kelimeden bîrini bile söylemesi, sana olum&shy;lu cevap olarak yeter, dediler.

    Ali, tekrar Rasûlüllah´a gitti. Rasûlüllah ona :

    ? O senindir Ali! Ben Deccal değilim, (Yani ben yalancı değilim. Bunun anlamı şuydu. Ebu Bekr ve Ömer onu istemeden önce onu Ali´ye sözverrnişti).

    Rasûlüllah (S.A.V) Fatıma´ya :

    ? Ali seni söylüyor, dedi. Fatıma sukut etti.

    Peygamberimiz, Hz. Ali´ye sordu: «Fatma´ya mihir olarak verebi&shy;leceğin nen var?.»

    Hz. AH: «Yanımda, ona mihir olarak verebileceğim bir şey yok!» dedi.

    Peygamberimiz: «Sana vermiş olduğum Hutabî, zırhlı gömleğin nerededir, ne oldu?» diye sordu.

    Hz. Ali: «Yammdadır!» deyince, Peygamberimiz «Onu, Fatıma´ya mihir olarak ver!» buyurdu.

    224-

    Bu, küçük, kısa, zırhlı bir gömlekti. Yassı; enli ve ağırdı. Zırhçi Hutamî´nin yapısı idi.

    Başka bir rivayete göre: Peygamberimiz, Hz. Ali´ye: «Yanında nen var?» diye sorduğu zaman, Hz. Ali «Atım ve zırhlı gömleğim var!» de&shy;mişti.

    Peygamberimiz: «Atın sana gerek, fakat, zırhını sat!» buyurdu.

    Hz. Ali; zırhını, Hz. Osman´a (480) dirheme satıp parasını aldıktan sonra, Hz. Osman, onu, hediye olarak geri verdi.

    Hz. Aii; dirhemler ve zırhla Peygamberimizin yanına gelince, Pey&shy;gamberimiz, Hz. Osman´a düâ etti.

    Peygamberimiz; Hz. Fatıma´yı, Hz. Ali´ye verince, bu hususta ko&shy;nuşmalar oldu. Peygamberimiz: «Onu, ben nikhlamadım, Allah nikah&shy;ladı!» buyurdu.

    Peygamberimiz, irâd ettiği nikâh hutbesinde :* «Hamd olsun Allah´a ki, verdiği nîmetlerie övülen O, Kuvvet ve kudretinden dolayı ibâdet edilen Odur!´

    Mülk ve saltanatından dolayı boyun eğilen O, azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan Odur!

    Yerde ve göklerde hükmünü yürüten Odur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan, izzetîyle sağ-lamlaştıran O, gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed´le halkı şe-. reflendiren Odur!...

    Yüce Allah, karşılıklı hısımlıkla, nesebleri birbirine katmayı emr ve farz kılmış ve bununla, günâhları ortadan kaldırmıştır. Yüce Allah, Fatıma´yı Ali ile evlendirmemi bana emretti. Ben de (400) miskal gümüş mihirle evlendirdim-Ey Âli! Razı mısın buna?

    Haydi ey Ali! Sen de, bir hutbe irâd et!» buyurdu. Hz. Ali, nimetlerinden dolayı Allah´a Hamd-ü Senada ve şehâdette bulunduktan, Peygamberimize Salât ve Seiâm getirdikten sonra, Pey&shy;gamberimizin kızı Hz, Fatıma´yı ? Allah´ın emri ve nzâsıyle

    ?kendi&shy;sine, (12) ukıye (480 dirhem) mihirle nikahladığını açıkladı ve buna, orada bulunanları da, şâhid tuttu.

    Nikâh merasimi sona erince, Peygamberimiz, bir tabakla yeni ve taze hurma getirtip onu önüne koyduktan sonra «Kapışınız!» buyurdu.

    Hz. Fatıma, Hz. Ali ile nikahlanınca, ağlamıştı.

    Peygamberimiz, onun yanına vardı: «Ey Fatıma! Ne diye ağlıyor&shy;sun? Ben, seni,, isteyenlerin en bilgilisine, yumuşak huyiulukta ve akıl&shy;lılıkta en üstününe ve ilk Müslüman olanına nikahladım!» buyurdu.

    Peygamberimiz, [480] dirhemin 2/3 sinin yiyecek, süs ve koku gi&shy;bi şeylere, 1/3 inin de, giyeceğe harcanmasını emretti.

    Peygamberimiz; Hz. Fatima´yı, Hz. Ali ile evlendireceği zaman, Es&shy;ma bint-i Umeys´e: «Git, Fatıma´nın evini hazırla!» buyurdu. Esma, Hz. Fatıma´nın gelin gideceği eve vardı.

    Bir minder hasırdan, bir mi.nder yeni meşinden, bir mil malı meşinden yapıp içlerini hurma lifi ile jiûldurdu.

    ı, ya-

    Peygamberîmiz, yatsı namazını kıldıktan sonra, Fatıma´nın evine dönüp «yapılanları gözden geçirdi. [1]



    Hz. Fatıma´nm Cihazı ve Ev Eşyası:


    (1) Esma bint-i Umays´in yaptığı üç minderden başka,

    (2) Saçaklı bir halı,

    [3] İçi, hurma iifi ile doldurulmuş bir yüz yastığı,

    (4) İki tane el değirmeni,

    (5) Bir tane su tulumu (kırba),

    (6) Topraktan yapılmış bir su testisi,

    (7) Meşinden yapılmış bir su bardağı,

    (3] Bir elek,

    (9) Bir havlu,

    (10) Tabaklanmamış bir koç postu,

    (11) Eskiyip tüyü dökülmüş Yemen dokuması alacalı bir kilim,

    (12) Hurma yaprağından örülmüş bir sedir,

    (13) Yemen işi alacalı iki elbise,

    (14) Bir kadife yorgan, dan ibaretti.

    Geceleri; üzerinde uyudukları, gündüzleri de, biraz kestirip uyku&shy;suzluklarını giderdikleri döşekleri, koç postu idi.

    Uyumak istedikleri zaman, koç postunun yünlü tarafını çevirirlerdi.

    Hasan-ı Basrî´nin rivayetine göre: uzunumsu olan kadife yorganla&shy;rını, uzunlamasına örtününce, arkalan, enlemesine örtününce de, baş&shy;lan açılırdı.

    Ensâr´dan bazıları «Ey Ali! Sana, bir velîme (Düğün ziyafeti çek&shy;mek de) gerekir.» dediler.

    Ensâr´dan Sa´d «Bende bir koç var!» dedi.

    Hz. Ali yarım ölçek arpa almak üzere, zırhını bir Yahudi´ye rehin bıraktı.

    Esmâ´nın bildirdiğine göre: o zamanda, Hz. Ali ve Hz. Fatıma´nın düğün ziyafetinden daha üstün bir ziyafet olmamıştı. Bu ziyafet de, çe&shy;kirdeği çıkarılmış kuru hurmaya, un, yağ ve yoğurt kurusu karıştırıla&shy;rak yapılan bir yemeği arpa ekmeği ile yemekten ibaretti.

    Ensâr´dan Câbir (Biz, Ali´nin güveyiliğinde, Fatıma´nın gelinliğinde bulunduk. Onlardan daha güzel güveyi ve gelin görmedik. Resûlüllah, bize, zeytinyağı ve hurma hazırlattı, yedik!» der.

    Peygamberimizin dadısı Ümmü Eyrnen´in anlattığına göre: Pey&shy;gamberimiz, Hz. Fatıma´yı gerdeğe koyacağı zaman, kendisi gelinceye kadar, Fatıma´nın yanına girmemesini Hz. Ali´ye emretmişti...

    Peygamberimiz, gelip kapıyı çaldı. Ümmü Eymen karşı çıktı. Pey&shy;gamberimiz, selâm verdi. İçeri girmek için, izin istedi. İzin verilince, içeri girdi. «Kardeşim burada mı?» dye sordu.

    Ümmü Eymen «Babam, Anam sana feda olsun Yâ Resûleflâh! Se-nn, kardeşin kim?!» dedi.

    Peygamberimiz «Ali b. Ebî Tâlib´dir!» deyince, Ümmü Eymen :

    «Sen, kızını onunla nikahladığına göre, o, senin nasıl kardeşin olur?!» dedi.

    Peygamberimiz: «Evet, o, muhakkak böyledir ey Ümmü Eymen!» buyurdu.

    Sonra da «Esma bint-i Umeys de, burada mı?» diye sor

    Ümmü E/men: «Evet, burada!» deyince, «Demek, Resûlullâh m zina hizmete geldi?» buyurdu. Ümmü Eymen «Evet!» dedi.

    Peygamberimiz «Hayra ersin!» diyerek ona duâ etti.

    Bundan sonra Peygamberimiz, bir kabla su getirtti. Ellerini sokup abdest aidi. Suyun içine misk döktü. Hz. Ali´yi çağırdı, önüne oturttu. O sudan, onun göğsüne ve iki dalı arasına ve kollarına sepeledikten sonra: [Ailâhürome bârik fîmâ ve bârik âleyhimâ ve bârik lehümâ fî neslihîmâ = Allah´ım! Bu evlenmeyi mübâerek kıl! Onlara mübarek kıl! Onların nesîNerîne mübarek kıl!) diyerek düâ etti.

    Sonra, Hz. Fatıma´yi çağırdı. Hz. Fatıma, utancından gözlerini el&shy;bisesine dikip duruyordu.

    Peygamberimiz, onun da, üzerine! o sudan serpti ve «Vallahi, ey Fatıma! Ben, seni, ailemin en hayırlısına nikahladım!» buyurdu.

    Peygamberimizin, düâ ederken, İhlâs süresiyle Muavvîzeteyn sû&shy;relerini de, okuyup gerek kendileri, gerek zürriyetieri hakkında Şey&shy;tandan, Allah´a sığındığını ve Hz. Ali´ye «Allah´ın ismi ve bereketiyle haydi zevcenin yanına gir!» buyurduğu da, rivayet edilir.

    Peygamberimiz, dördüncü gün, sabah serinliğinde damadını ve kı&shy;zını görmeğe gitti.

    Bir müddet sonra, yeni evliler, kendilerine bir ev vermesi için Neccar oğullarından Harise b. Nûman´a söylemesini, Peygamberimiz&shy;den rica ettiler.

    Peygamberimiz, bu isteği, Hârise´ye duyurmaktan utandı ve kaçındı.

    Fakat, Harise, bunu, haber alınca, Peygamberimizin yanına geldi:

    «Yâ Resûlallâh! Haber aldım ki, Fatiha, ayrı bir eve taşınmak için Sana müracaat etmiş.

    Neccar oğulları evlerinin en yakını olan benîm bu evlerim, senindir.

    Benim, canım ve malım, ancak, Allah ve Resulü içindir.

    Vallahi yâ Resûlallâh! O mülkü, beıiden afmanL bana bırakmandan daha hoş ve daha makbuldür!» dedi.

    Peygamberimiz «Doğrusun! Allah, mallarını bereketlendirsin!? bu&shy;yurdu. Verilen eve Hz. Fatıma´yyerleştirdi.

    Hz. Fatıma, bir gün, Peygamberimize geldi. «Yâ Resûlallâh! Ne be nim ve ne de, amcamın oğlunun, geceleri üzerinde uyuduğumuz, gün-´ düzleri de, üzerinde kestirdiğimiz bir koç postundan başka döşeğimiz

    var!» dedi.

    Peygamberimiz: «Ey Kızım! Sabret!

    Çünki, Mûsâ b. İmran da, zevcesi iie (20) ytl döşeksiz oturdu. On&shy;ların, pamuktan yapılmış bir abadan başka döşekleri yoktui» buyurdu.

    Peygamberimiz, altı ay, sabah namazına çıkarken, Hz. Fatima´nın evine uğradı, kapısının önünde durdu: «Ey Muhammed´in ev halkı! Hay&shy;din namaza!» buyurdu ve «... Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden, günâh kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister. (Ahzab: 33)» meaili âyeti okudu.

    Peygamberimiz, ev halkının, altın gümüş takınmalarına, süslü püs&shy;lü eşya kullanmalarına da, razı olmazdı.

    Peygamberimizin âzadh kölesi Sevban´ın bildirdiğine göre: Pey&shy;gamberimiz, ne zaman seferden gelse, ilkönce Hz. Fâtıma´yı görmeğe giderdi.

    Yine bir gazadan gelmiş, Hz. Fâtıma´nın evine gitmişti. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin´in üzerlerine süs olarak gümüşten birer bilezik dikildi&shy;ğini görünce, içeri girmeden geri döndü.

    Hz. Fatıma, Peygamberimizin bu bileziklerinden dolayı içeri girme&shy;diğini sezerek onları, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin´in üzerlerinden söktü. Hz. Hasan ve Hüseyin ağlaşmağa başlayınca, onları, aralarında bölüş&shy;türdü. Ağlamaları dinmeden, Peygamberimizin yanına gittiler. Pey&shy;gamberimiz, bilezikleri onlardan alıp Sevban´a: «Ey Sevban! Git, şun&shy;ları, filân oğullarına götür. Fâtıma´ya, deniz hayvanı dişlerinden yapı&shy;lan bir gerdanlıkla fi! kemiğinden yapılan iki bilezik al.

    Çünki, bunlar, benim ev haikımdır. Onların, dünya hayatlarında, dünya meta´iannın üstünlerinden nasiplenmelerini arzu etmem!» bu&shy;yurdu.

    Peygamberimiz, bir gün, Hz. Fâtıma´yı görmeye gitmişti. Kapıya, alacalı, nakışlı bir kumaş örtülmüş olduğunu görünce, içeri girmeden dönüp gitti.

    Hz. Ali, eve geldi. Hz. Fâtıma´yı, son derece üzgün vs ezgin bir halde gördü. «Ne oldu sana?» dedi.

    O da «Peygamber Aleyhîsselâm, bana gelmişti. Fakat, yanıma gir&shy;medi.» dedi.

    Hz. Ali, hemen, Peygamberimize gitti. «Yâ Resûlailâh! Senin, Fâ-tıma´ya gelip de, yanına girmemen, onun çok ağrına gitmiş!» dedi.

    Bunun üzerine, Peygamberimiz «Ben nerde, dünyâ ve dünyalıklar nerde! Ben nerde", belâlı alacalı malacaiı şeyier nerde?!» buyurdu.

    Hz. Aii, Hz. Fâtıma´nın yanına gitti ve Peygamberimizin sözünü ona nakletti.

    Hz. Fâtıma «Resûlüilâh´a söyle: o örtü hakkında ne yapmamı emre&shy;diyorlar?» dedi.

    Peygamberimiz de «Fâtıma´ya söyle: onu, filân oğullarına gönder&shy;sin!» buyurdu.

    Peygamberimiz, bir gün, Hz. Fâtıma´nın evine gitmişti. Hz! Ali´yi orada göremeyince, Hz. Fâtıma´ya «Amucanın oğlu nerede?» diye sor&shy;du.

    Hz. Fâtıma «Aramızda bir şey geçmişti. Bana darılıp gündüz uyku&shy;sunu yanımda uyumak istemedi. Çıkıp gitti.» dedi.

    Peygamberimiz Sehl b. Sâd´e «Bakıver Ali nerededir?» buyurdu. O da, gidip geldi. «Yâ Resûlailâh! Mescidde uyuyor!» dedi.

    Peygamberimiz, Mescide geldi. Hz. Ali´nin, yanı üzerine yatmış, gömleğj bîr yanından sıyrılmış, vücûdu toprağa bulanmış olduğunu gö&shy;rünce «Kalk Ebû Türap! Kalk Ebû Türap!» diyerek üzerinden tozları, toprakları silkmeğe başladı.

    Hz. Ali´nin nazarında Ebû Türap künyesinden daha sevgili isim yoktu,

    Hz. Ali Ebû Türap diye anıldığı, çağırıldığı zaman, içi açılır, ferah&shy;lık duyardı.

    Ali fakir olduğu için Fâtıma için evin zor işlerini görecek bir hiz&shy;metçi tutamamıştı. Bu arada Ali bazı ev işlerinde Fâtıma´ya yardım ediyordu.

    Bir gün Rasûlüllah (S.A.V) bîr savaştan dönmüştü. Ali, Fâtıma´ şöyle dedi :

    ?Vallahi, sen çok yoruldun, senin bu durumun benim içimi sız&shy;latıyor. Allah babana esirler nasip etti. Babana git ondan bir hizmetçi iste.

    Fâtıma :

    ? Vallahi, ben de e´değirmeniyle un öğüttüm, avuçlarım kabardı´, dedi.

    Fâtıma Peygamber´e (S.A.V) geldi. Rasûlüllah (S.A.V) sordu:

    ? Neyin var yavrum? Fâtıma:

    ? Halini hatırını sormaya geldim diye cevap verdi.

    Fâtıma ondan birşey istemeye utandı.. Geri döndü. Ali sordu:

    ? Ne yaptın?

    ? Rasûlüllah´ın (S.A.V) kızı Fâtıma ;

    ? Ondan birşey istemeye utandım, dedi. Beraberce Rasûîüllah´a gittiler. Ali :

    ? Vallahi, Ya Rasûleilah! Fâtıma´nm çektiği sıkıntı içimi sızlatı&shy;yor, dedi.

    Fâtıma da şöyle dedi:

    ? Un öğütmekten avuçlarım kabardı. Allah sana esirler ve ga&shy;nimetler nasip etti. Bize hizmetçi verir misin?

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Hayır vallahi, kendilerine yedirecek birşeyler veremediğim Suf-fe ehlinin karınları iki büklüm olurken size birşey veremem. Ancak esirleri satarak geçimlerini sağlamalarını uygun gördüm, dedi.

    Diğer bir rivayete göre de Hz. Fâtıma şöyle dedi: «Ey Allah´ın Ra-sûlü! Benim ve Ali´nin bir döşeğimiz var. O da bir hayvan postundan ibaret. Gece serip üzerinde uyuyor, gündüz de üzerine yem koyup de&shy;vemize yediriyoruz.»

    Sevgili Peygamberimiz [S.A.V): «Kızım sabret, Hz. Musa ile hanı&shy;mı da on sene boyunca çuha parçasından ibaret bir döşekte yatmışlar&shy;dı. Sabırlı ol! Allah´tan kork! Rabbine ibâdette devamlı ol, evin işlerini görmeye devam et!..»

    Ali´yle Fâtıma dönüp gittiler. Rasûiülla.h (S.A.V) oniann yanına geldi. Onlar üzerlerine bir örtü örtmüşlerdi. Örtüyü başlarına çekince ayakları, ayaklarını örtünce başları açıkta kalıyordu. Ayağa kalkmak istediler. Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Yerinizden kalkmayın.. Benden istediğiniz şeyden daha hayır&shy;lısını size haber vereyim mi? dedi.

    Ali ve Fâtıma :

    ? Evet, haber ver, dediler. Rasûlüilah [S.A.V) şöyle buyurdu:

    ? Bu, Cebrail´in bana öğrettiği şu kelimelerdir: Her namazın so&shy;nunda otuzüç defa «subhânellah», otuzüç defa «elhamdülillah», otuz-dört defa da «Aliahuekber» dersiniz. Bu senin için hizmetçiden daha güzeldir.»

    Bunun üzerine Hz. Fâtıma (t\anhâ) : «Ben Allah´dan ve Rasûlünden

    memnun ve razıyım» dedi.

    İki cihan güneşinin sevgili kızının hayatı işte böyleydi! Bugün ko&shy;cası biraz zengince olan kadınlarımız evin temizliği şöyle dursun, şah&shy;sî işlerini bile kendileri görmeyip, hizmetçiye gördürüyorlar veya lüks eşyaların arasında ömür tüketip gidiyorlar...

    Peygamber (S.A.V) hasta Qİan Fâtıma´yı ziyaret edip şöyle dedi:

    ? Kendini nasıl hissediyorsun kızım? Fâtıma :

    ?Ağrım var. Yiyecek birşeyier olmaması ağrılarımı daha da. ar&shy;tırıyor, dedi.

    Rasûlüiiah (S.A.V):

    ? Kızım! Âlemlerin kadınlarının hanımefendisi olmak hoşuna git&shy;mez mi? diye sordu.

    Fâtıma sordu :

    ? Babacığım! İmrân´ın kızı Meryem nerededir? Rasûiüilah (S.A.V) :

    ?O kendi dünyasındaki kadınların hanımefendisidir. Sen de ken&shy;di dünyandaki kadınların hanımefendisisin. Vallahi, ben seni dünyada ve ahirette efendi olan birisiyle evlendirdim, buyurdu.

    Rasûlüllah (S.A.V) sonra şöyle dedi :

    ? Cennetteki kadınların hanımefendisi: Meryem, Muhammed´in kızı Fâtıma ve Firavun´un hanımı Asiye´dir.

    Ali Fâttma´ya karşı sert davranırdı. Bunun üzerine Fâtıma

    ? Vallahi, seni Rasûlüllah´a şikâyet edeceğim, dedi.

    Fâtıma yürümeye başladı. Ali de onun arkasından yürüdü ve onun konuşmasını duyabileceği bir yerde durdu". Fâtıma, Rasûlüliah´a (S.A.V) Ali´nin sert olduğunu söyledi. Peygamber (S.A.V) :

    ? Kızım! Duy, dinle ve şunu bil ki : Kocasının kaprisine uğrama&shy;yan bir kadın kadın değildir, buyurdu,

    Ali hiç konuşmayıp sustu.. Yaptığından vazgeçti ve:

    ? Vallahi bir daha onun hoşlanmadığı hiçbir şeyi yapmam,

    Allah, Fâtıma´ya bir çocuk, verdi ve Rasûlüiiah (S.A.V) qna «Ha&shy;san» adını verdi. Hasan hicretin ikinci yılında doğmuştu. Peygamber (S.A.V) buna çok sevinmiş, saçının ağırlığınca gümüşü sadaka olarak vermişti. Hasan bir yaşına girince veya yaşını doldurmadan Allah Fâ&shy;tıma´ya bîr çocuk daha, yani Hüseyin´i verdi. Peygamber (S.A.V) to&shy;runlarını çok severdi ve şöyle derdi:

    ? Bu ikisi benim oğuljanmdir ve kızımın oğullarıdır, Allah´ım! Ben bunları seviyorum. Onları sen de sev. Onları sevenleri sen de sev.

    Bir gün Ali, Rasûlüllah´a :

    ? Hangimiz Allah´ın Rasûlü´ne daha sevgilidir? Kızı Zehra mı? Yoksa onun kocası Ali mi? diye sordu.

    Peygamber (S.A.V) şöyie cevap verdi:

    ? Fâtıma bana senden daha sevgilidir, sen de benim yanımda on&shy;dan daha azizsin (üstün şereflisin).

    Rasûlüllah´ın torunları Hasan´Ia Hüseyin´e şefkat ve sevgisi lup taşıyordu. Bir gün acele olarak eve uğramıştı. Hüseyin´in ağladiğ ni duydu, İçeri girip Fâtıma´ya :

    ? Onun ağlamasının beni üzdüğünü bilmiyor musun? dedi.

    Kutlu evin meyveleri birbirini takibetti, Hz. Fâtıma Hicretin beşiıci yılında ilk kızını dünyaya getirdi. Babası ve kızkardeşi tarafından unutulamayan merhum halasının hatırasını yaşatmak için dedesi ona Zeyneb ismini verdi.

    . Zeyneb´in doğumundan iki yıl sonra Hz. Fatıma ikinci kızını dün&shy;yaya getirdi. Rasûlüllah [S.A.V) buna da kaybettiği kızı Ümmü Gül-süm´ün adını verdi.

    Bu suretle Hz. Fâtıma´nin iki kızıyla, iki kız kardeşi Zeyneb ve Ümmü Gülsüm´ün hatıralarını yaşatması takdir edilmiş oldu. Nitekim oğlu olmaktan ümidini kestikten sonra Rasûlüllah (S.A.V)´e Hasan ve Hüseyin´i hediye etmesini de Cenabı Hak takdir etmiştir.

    Cenabı Hak Rasûlünün bu babalık saadetini korudu da onu Refiki A´iâ´ya kaldırmcaya kadar ne Fatıma´nın ne de çocuklarının ölüm acı&shy;larını ona taddırmadı.

    Bir defasında torunlarından birisi omuzunda olduğu halde Medine sokaklarında yürüyor. Mescide varıp namaza kalktığında torununu ya&shy;nına cjturtuyor, ihtimamla cemaate imam olup namaza başlıyor. Adeti hilâfına secdesini fazlaca uzatmasına Ashap Taaccüp ediyorlar. Namaz kılınıp bitince kendisine:

    «Ey Allanın Rasûiü, sen secde yaptığında secdeni öyle uzattın ki başına bir iş geldi veya sana vahiy indi zannettik.» dediler.

    «Bunların hiç birisi olmadı. Ancak oğlum, sırtıma bindi. Arzusu kı&shy;rılmasın diye ininceye kadar acele edip onu rahatsız etmeyi hoş gör&shy;medim.» buyurdu.

    Bir gün kalkıp müslümanlara hutbe okudu. Hasanla Hüseyin, üzer&shy;lerinde kırmızı gömlekler olduğu halde, kâh yürüyerek, kâh düşerek geldiler. Rasûiüllah [S.A.V) minberden indi. Onları kucağına aldı ve önüne oturttu. Sonra halka şöyle hitabetti :

    «Allah doğru buyurdu: Sizin mallarınız ve çocuklarınız bir fitne&shy;dir, bir imtihan vesilesidir. Şu iki küçüğe baktım; kâh yürüyor, kâh

    tökezliyorlardı. Sabredemedim de sözümü kesip-ikisini de yanıma çı&shy;kardım.»

    Hüseyinin omuzlarından tuttu. O esnada Hüseyinin ayakları onun ayaklarının üstünde idi. Hüseyini hoplatıyor ve, «Çık, çık, yukarı çık!» buyuruycjrlardı.

    Çocuk yükselmeye devam etti. Onun küçük ayaklan dedesinin göğsüne dayanınca,

    «Ağzını aç!» buyurdu dedesi... Ağzını açınca Rasûiüllah {S.A.V) onun ağzını öptü ve,

    «Allahım, ben bu yavrumu seviyorum, Sen de onu sev ve onu se&shy;veni de sev!» diye dua etti.

    Allah, Rasûlü´ne Hayber kalelerinin fethini nasip ettiğinde Pey gamber [S.A.V) Ali´yle Fâtıma´ya üçyüz vesak arpa ve hurma vermişti

    Bir gece Ali´yle Fâtıma arasında bir konuşma oldu, Rasûlülia (S.A.V) yüzünde öfke belirtileri olduğu halde gelip içeri girdi. Kendi&shy;sine bir yatak serdi ve üzerine yattı. Fâtıma geldi, bir tarafa uzandı. Daha sonra Ali geldi, oda bir tarafa uzandı. Rasûlüllah (S.A.V) Ali´nin elinden tuttu ve göbeğinin üzerine koydu.. Fatıma´nın da elinden tutup göbeğine koydu. Onları banştırıncaya kadar oradan ayrılmadı.. Daha sonra dışarı çıktı. Ona şöyle denildi

    ? Bir hal üzere oraya girdin ve yüzünde sevinç belirtileri bulu duğu halde çıktın.

    Rasûlüllah, (S.A.V) :

    ? En sevdiğim iki kişiyi barıştırdığım için beni sevindirmekten ne alıkoyabilir? dedi.

    Rasûlüllah [S.A.V) Fatıma´nın çocukları Hasan, Hüseyin, Zeyneb ve Ummu Kulsum´la oynaşırdı..

    Rasûlüllah (S.A.V) kızı Fâtima´ya şöyle demiştir:

    ? Şüphesiz Allah, senin öfkelenmenden dqlayı öfkelenir, senin hoşnutluğundan dolayı da hoşnut olur.

    Rasûlüllah [S.A.V) Mekke´nin fethinden dönünce Ali İbn Ebî Ta-lib Cuveyriye Bint Ebi´l-Hakem İbn Hişam´a [Rasûlüllah´ın Ebu Cehl di&shy;ye adlandırdığı Amr İbn Hişam) dünür olduğunu ve ona nikâh vadetti-ğini açıkladı. Bunu duyan Fâtıma babasına:

    ? Halk, senin kızların için kızmadığını iddia ediyor. İşte Ebu´l-Hasen [Ali) Ebu Cehl´in kızına talip olmuş ve ona nikâh vadetmiş, dedi.

    Rasûlüilah (S.A.V) hitabetmek üzere minbere çıktı. Allah´a hamdedip senada .övgüde) bulunduktan sonra Ebu´[-As İbnu´r-Rabî´in adı&shy;nı zikretti [Ebu´I-As, Rasûiüllah´ın kızı Zeyneb´in kocasiydO ve dama&shy;dı hakkında övücü sözler söyledi. Daha sonra şöyle konuştu:

    ? Fâtıma benden bir parçadır. Sizin onu fitneye düşürmenizden korkuyorum. Vallahi, Allah´ın Rasûlü´nün kızıyla Allah´ın düşmanının kızı, asla aynı, adamın nikâhı altında biraraya gelemez.

    Ali İbn Ebî Talib Rasûlüllah´a şöyle dedi;

    ? Hoşlanmadığın bir şeyi asia yapmam. Rasûlüliah´in kızı Fâtıma da ona :

    ? Amcagğlu! Allah seni bağışlasın, dedi. Rasûiüllah´ın kızının evine sevinç neşe ve huzur tekrar geldi.

    Rasûlüllah (S.A.V) hastalandığında, Fâtıma babası gibi yürüyerek geldi, Rasûlüllah ona:

    ? Hoşgeldin kızım! dedi.

    , Fâtıma´yı sağ tarafına oturttu.. Âîşe şöyle der:

    ? Rasûlüllah (S.A.V) : Fâtıma, kızım! Bana doğru eğil, dedi. Fâ-tıma ona doğru eğildi. Bir süre onunla fisildaşarak konuştu. Sonra Fâ&shy;tıma ondan ağlayarak ayrıldı. (Aişe oradadır). Daha sonra Rasûiüllah: Bana doğru eğil, dedi. Fâtıma yine eğildi. Yine onunla bir süre fısıltıy&shy;la konuştu. Bu defa da onun yanından gülerek ayrıldı.

    Bunun üzerine Aişe sormuştur:

    ? Allah´ın elçisinin kızı! Babanın sana fısıltıyla söylediği neydi, söyler misin?

    Fâtıma:

    ? Onun sırrını açıkiayamam diye cevap verdi. Rasûlüllah [S.A.V) vefat edince, Aişe Fâtıma´ya tekrar sordu:

    ? O gün ne konuşmuştunuz, şimdi söyleyebilir misin? Fâtıma şöyle cevap verdi :

    ? Şimdi, evet. Birincide: Gebrail bana Kur´an´ı her yılda bir de&shy;fa okuturdu. Bu yıl ise iki defa okuttu. İsâ yüzyirmi yıl yaşamıştır.

    Bense altmışın başlarında gideceğimi zannediyorum, dedi. Ben bu sö&shy;züne ağlayınca şöyle buyurdu: Kızım! İmanlı kadınlar arasında senin kadar belâya uğrayanı yoktur. O halde sen sabır yönünden onlardan aşağı kalma. İkinci defada da bana: Ehi-i beyti´nden ona ilk kavuşacak olanın ben olduğumu bildirip: Sen cennet kadınlarının hanımefendisi-sin, dedi. O zaman da güldüm.

    Halk, Rasûiüllah´ın halifesi olarak Ebu Bekr´e beyat etti. Fâtıma buna öfkelendi. O, babasından sonra halifeliğe en lâyık olarak Ebu´l-Hasen´i (Ali´yi) görüyordu. Fakat iş bitmişti. Yanında e!-Abbas İbn Ab-dilmuttalib olduğu halde, Rasûiüllah´dan kalan mîraslarını istemek üzere ilk Halîfeye gitti- O ikisi Fedek arazisini ve Hayber´deki payları&shy;nı istiyorlardı.

    Fâtıma şövle dedi :

    ? Rasûlüllah´a sen mi varis olursun yoksa ailesi mi? Ebu Bekr: -

    ?Ailesi diye cevap verdi. Fâtıma sordu :

    ? Öldüğün zaman sana kim mîrasçi olur?

    Ebu Bekir es-Sıddîk :

    ? Oğlum ve ailem, dedi. Fâtıma :

    ? Niçin biz Allah´ın Rasûlü´ne mirasçı alamıyoruz? diye sordu. Ebu Bekr es-Sıddîk :

    ? Rasûiüllah´ın {S.A.V) : Peygamberlerin varisi yoktur dediğini duydum, dedi.

    Sonra şunu ilâve etti :

    ? Fakat ben Rasûiüllah´ın baktığı kimselere bakarım. Yine önün infak ettiği kimselere ben de infak ederim.

    Fâtıma kızgın olarak kalktı.. Ebu Bekr ve Ömer onun arkasından gittiler. Yanına girmek için izin istediler. Girmelerine müsaade etme&shy;di. Ali´ye geldiler. Onunla konuştular. Ali onları Fatma´nın yanına ge&shy;tirdi. Yanına oturduklarında yüzünü duvar tarafına çevirdi. Ona selâm verdiler. Selâmlarını da almadı.

    Ebu Bekr konuştu :

    ? Ey Rasûlüllah´ın sevgili kızı! Vallahi, Allah Rasûlü´nün akra&shy;balığı bana, kendi akrabalarımdan daha sevgilidir. Sen bana kızım Ai-şe´den daha sevgilisin. Baban öldüğü gün ben de ölüp ondan sonra yaşamamayı arzu ettim. Seni tanımayıp, senin şeref ve üstünlüğünü tanımayıp da Allah Rasûlü´nden sana kalan mirası engellediğini mi sa&shy;nıyorsun. Rasûlüllah´tan (S.A.V) duyduğum şu hadis sebebiyle sana miras vermedim: «Biz peygamberler mîras bırakmayız. Bizim bıraktık&shy;larımız sadakadır.»

    Fâtima şöyle dedi:

    ? Ne dersiniz, ikinize Allah Rasûlü´nden bir hadis nakletsem, onu tanıyacak ve onunla amel edecek misiniz?

    Ebu Bekr´le Ömer:

    ? Evet diye cevap verdiler. Fâtıma :

    ? Allah askına, Rasûlüllah´ın (S.A.V): Fâtıma´nın hoşnutluğu, be-nim hoşnutluğum. Fâtıma´nın kızgınlığı benim kızgınhğımdır. Kim kı&shy;zım Fâtima´yı severse beni sevmiş olur. Kim Fâtıma´yı hoşnut ederse beni hgşnut etmiş olur. Kim Fâtıma´yı kızdırırsa beni kızdırmış olur» dediğini duymadınız mı? dedi.

    Ebu Bekr´le Ömer:

    ? Evet, Rasûlüllah´tan (S.A.V) bunu duyduk» dediler. Fâtıma :

    ? Ben Allah´ı ve meleklerini şahit tutuyorum ki siz ikiniz beni kızdırdınız ve beni hoşnut etmediniz. Rasûlüllah´a kavuşursam ikinizi ona şikâyet edeceğim, dedi.

    Ebu Bekr şöyle dedi :

    ? Onun öfkesinden ve senin öfkenden Allah´a sığınırım. Daha sonra hüngür hüngür ağlayarak odadan çıktı.

    İkisi de duydukları şeyden ürperdiler. Ebû Bekir gözlerinden yaş&shy;lar boşanarak çıkıp halkın arasına karıştı ve bîatlarını kendisinden geri almalarını istedi. Ancak halk fitne çıkmasın diye bunu kabul etmedi&shy;ler.

    Ebu Bekr´in hanımı Esma Bint Umeys Fâtıma´nın yanına girmişti. Fâtıma şöyle dedi :

    ? Esma! Kadınların cenazelerinin üzerine örtü örtülmesi adeti hiç hoşuma gitmiyor, çünkü o, cenazenin vücudunu gösteriyor,

    Esma Bint Umeys de :

    ? Ey Peygamber´in kızı Fâtıma! Habeşistan´da gördüğüm birşeyi sana göstereyim mi? dedi.

    Fâtıma :

    ? Evet göster, diye cevap verdi.

    Esma Bint Umeys yaş hurma çubukları getirtti. Onları büküp üzer&shy;lerine bir örtü örttü.

    Rasûlüllah´ın (S.A.V) kızı Fâtıma :

    ? Bu usûl ne kadar iyi ve güzel. Böyle yapılırsa kadının cenazes erkeklerden ayırdedilir. Öldüğümde beni, Ali´yle sen yıkayın. Yıkarke yanıma hiç kimseyi sokmayın, dedi.

    Fâtuna hastalandığında, Ebu Bekr ona gelip yanına girmek için izin istedi. Ali ona :

    ? Ebu Bekr kapıda beklemektedir. Eğer onun içeri girmesine izin verirsen... dedi.

    Fâtıma :

    ? Bu senin için daha mı iyidir? diye sordu. Ali İbn Ebîtalib :

    ? Evet, dedi.

    Ebu Bekr ikisinin yanına girip Fâtıma´dan özür diledi. Ebu Be Fâtıma´yle konuştuktan sonra, Ebu Bekr´e olan dargınlığı gitti,

    Rasûiüllah´ın (S.A.V) verdiği haber dqğru çıktı. Fâtıma öldü ve ailesinden Rasûlüllah´a ilk kavuşan o o!du. Aîşe Bint Ebî Bekr öldügü Rasûlüllah´ın kızının ben onun için geiinnü duyunca yanına girmek istedi, fakat Esma Bint Umeys onun içeri girmesine müsaade etmedi ve ona şöyle dedi :

    ?Sen içeri girme. Aîşe :

    ? Bu Esma Bint Umeys bizimle Rasûİüllah´in kızının arasına girip engel oluyor. Halbuki sen ona g&fin hevdeci gibi tabut hazırladın, di&shy;yerek Ebu Bekr´e şikâyet etti.

    Ebu Bekr gelip kapıda durdu. Hanımına : ,

    ?Esma! Rasûlüîlah´m (SAV) hanımlarını yanma girmekten niçin menediyorsun? Halbuki hevdeci gibi tabut hazırladım, dedi.

    Esma Bint Umeys :

    ? Fâttma bana, yanına hiç kimsenin alınmamasını emretti. Ayrı&shy;ca sağken kendisine gösterdiğim şu şekildeki tabutu, onun için de yap&shy;mamı emretti, dedi.

    Ebu Bekr:

    ? Emrettiğini yerine getir, dedi.

    Daha sonra Ebu Bekr ayrıldı. Esma Bint Umeys´le Ali, Rasûiüllah´-ın kızı Fâtıma´y´ vasiyet ettiği gibi yıkadılar.

    Cenaze namazını Ali İbn Ebî Talib (el-Abbas İbn Abdilmuttalib de denilmektedir) kıldırmıştir. El-Abbas, Ali ve el-FazI İbnu´î-Abbas kab&shy;rine inmişler ve onlar yerleştirmişlerdir.. Hicretin onbirinci yılında Ra&shy;mazan ayının dördüncü salı gecesi vefat etmiştir.

    Fahri kâinatın biricik kızı Hz. Fâtırna´nin evlenirken çehizi ve eş&shy;yası ne kadar mahdut idi. Onlar eşyanın kölesi ve hizmetçisi olma ye&shy;rine, Allah´ın kulu olarak ona ibâdetle ve Rasûlüilahın ümmeti olarak İslâmi yaşama azminde ve gayretinde idiler...

    Günümüz kadınları ise; müslümanca bir aile kurarak, ailecek İsla-mı yaşiyarak, çocuklarını İslârnî terbiye ile yetiştirerek dünya ve âhi-retlerini kazanma gayreti yerine, dünyanın lüksüne melasına ve eş&shy;yalarına aldanarak, imrenerek hayatlarını ve ömürlerini bunların uğrun&shy;da heba etmektedirler.

    Uyanık müslüman kadını; örnek hayat hikâyelerini anlattığımız bu mübarek İslâm kadınlarını kendilerine örnek alıp, onların yaşadığı gibi İslamı öğrenme ve yaşama gayretinde, olmalıdır. Çünkî; Dünya gelip geçicidir. Ebedî hayata hazırlananlar kazançlıdırlar. Ne mutiu İslâmı öğrenme ve yaşama gayretinde olanlara...
  18. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Abdülmuttalib´in Kızı Ervâ (radiyallahu anha)


    Rasûlüllah´ın (S.A.V) halasıdır. Umeyr İbn Vehb İbn Abdi Kusayy´-Ia evliydi. Umeyr´le olan evliliğinden Tuleyb adlı oğlu oldu. Umeyr´den sonra Kelde {Ertat) İbn Abdi Menaf İbn Abdiddar İbn Kusayy´la evlendi. Onunla olan evliliğinden de Fâtıma adlı çocuğunu doğurmuştu.

    Oğlu Tuleyb İbn Umeyr müslüman olunca annesine:

    ? Ben müslüman olup Muhammed´e tabi oldum, dedi. Erva Bint Abdilmuttalib de şöyle dedi:

    ? Senin yardım ve desteğine en lâyık kimse hala oğlundur (Ra-sûlüilah´dır).

    Tuleyb İbn Umeyr :

    ? Anneciğim! Peki senin müslüman olmana ve ona tabi olmana ne mâni oluygr? Bak, kardeşin Hamza da müslüman oldu, dedi.

    Erva Bint Abdilmuttalib :

    ? Kardeşimin yaptıklarına bakıyorum sonra onlardan birisi ola&shy;cağım diye cevap verdi.

    ´ v Tuleyb İbn Umeyr :

    ? Ben, Allah için, Rasûlüllah´a gelip onun huzurunda müslüman olmanı, onu tasdîk etmeni ve Allah´tan başka ilâh olmadığına şahadet etmeni istiyorum, dedi.

    Erva Bint Abdilmuttalib hemen :

    ? Allah´tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed´in Allah´ın elçi&shy;si olduğuna şahadet ederim, dedi.

    Ondan sonra devamlı Peygamber´e (S.A.V) yardım eder ve oğlu Tuleyb İbn Umeyr´i ona yardım etmeye ve emrini yerine getirmeye teşvik ederdi.

    Tuleyb İbn Umeyr, Avf İbn Sabre es-Sehmî´nin Rasûlüllah´a (S-A.V) sövüp hakaret ettiğini duydu. Bunun üzerine ölmüş bir deve&shy;nin çene kemiğini alıp Avf İbn Sabre´ye vurdu ve onun başını yardı. Böylece o İslâm´da bir müşriğin kanını akıtan ilk kişi oldu.

    Erva Bint Abdilmuttalib´e :

    ? Oğlunun yaptıklarını görmüyor musun? dediler. Erva Bint Abdilmuttalib :

    ? Onun günlerinin en hayırlısı dayısının oğluna yardım ettiği gündür diye cevap Verdi.

    Ebu Leheb İbn Abdilmuttalîb´e :

    ? Erva müsiüman oldu, denildi.

    Ebu Leheb, stearlamak için kızkardeşinin yanına gittiğinde Erva ona :

    ? Yeğeninin yanında.dur (ona destek ol). Eğer o galip gelirse, sen iyi kimselerden olursun. Yoksa yeğenin yüzünden suçlu ve kusur&shy;lu olursun, dedi.

    Ebu Leheb :

    «Onun getirdiği, ortaya çıkardığı din yüzünden, bütün Arap toplu&shy;luklarına karşı koymağa bizim gücümüz mü yeter, dedi.

    Bunun üzerine Erva İbn Abdilmuttalib şu şiiri söylemiştir: Tuleyb dayısının oğluna yardım eder. Ondan kanını ve malını esirgemez. Erva Medine´ye hicret edip Peygamber´e (S.A.V] beyat etmiştir.

    Rasûlüllah (S.A.V) Rafîk-i a´lâ´ya gidince Erva Bint Abdilmuttalib şu şiiri söylemiştir:

    Ey Allah´ın Rasûlü! Sen bizim ümidimizdin

    Sen bize iyilik ederdin. Zulmetmezdin.

    Sanki kalbimin üzerinde Muhammed´in adı var.

    Peygamber.´den sonra kabileler biraraya gelmediler.

    Ne mutlu evlâtlarına İsiâmı öğretip de, onların İslâmın hizmetçi&shy;leri ve fedaileri olmalarını isteyen faziletli annelere!

    Dünyanın kölesi olmuş anneler; dünyanın nimetlerinden en faz&shy;la kendilerinin ve çocuklarının istifâde etmesi için her türlü gayreti gösterirken, müsiüman annelerde çocuklarına İsiâmı öğretme ve ya&shy;şatma hususunda birazcık gayret ve fedakârlıkta bulunsalar da hem

    kendilerinin, hem de çocuklarının delâletten kurtulmalarına yardımcı olsalar ne kaybederler acaba!..
  19. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Abdülmuttalib´ın Kızı Safiyye (radiyallahu anhâ)



    «Safiyye, Allah´ın dinini korumak için müşrik bir erkeği öldüren ilk müslüman kadındır.»

    O, Rasûlüllah´ın (S.A.V) halasıdır. Hamza ibn Abdilmuttalib´in kız-kardeşidir. Annesi: Hz. Âminenin kızkardeşi Hâle Bint Vehb, Rasûlüi-lah´ın (S.A.V} teyzesiclir. Safiyye Bint Abdilmuttalib´le ilk evlenen el-Harîs İbn Harb İbn Umeyye´dir. Eİ-Harîs ölünce Safiyye, Hz. Hadîce´-nin kardeşi el-Avvam ibn Huveylid İbn Esed´le evlenmiştir. Safiyye el-Avvam´la olan evliliğinden ez-Zubeyr, es-Saib ve Abdulkabe´yi do&shy;ğurmuştur. Yüce Allah, yeğeni Muhammed´i peygamber olarak gön-derince ez-Zubeyr müslüman oldu. Annesi Safiyye ona:

    ? Sebat et. Yardım ve desteğe en lâyık kimse .senin dayioğlun-dur. Vallahi, .erkeklerin güçlerinin yettiği şeylere gücümüz yetseydi biz de ona mutlaka tabi olur ve onu korurduk, dedi.

    Onun kalbi yeğeniyle birlikteydi. Çoğunlukla, Rasûlüllah´a "karşı çıktığında veya ona eziyet ettiğinde kardeşi Ebu Leheb´i azarlardı.

    Allah Ta´âlâ «En yakın akrabalarını uyar, sana uyan müminlere yu&shy;muşak davran» ayetini indirip Rasûlüllah (S.A.V) onları uyarmak iste&shy;yince kalkıp şöyle dedi :

    ? Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Haşim Oğulları topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Abdulmuttalib oğulları topluluğu! Kendinizi ateşten kurtarınız. Ey Muhammed´in kızı Fâtıma! Kendini ateşten kurtar. Ey Abdülmuttalib´in kızı Safiyye! Ken&shy;dini ateşten kurtar. Ben size Allah´tan gelecek bir zararı önleyemem. Ama benim malımdan dilediğinizi isteyin.

    Hamza İbn´Abdilmuttalib müslüman olunca evine döndü. Şeytan ona gelip şöyle dedi :

    ? Sen Kureyş´in efendisisin. Bu sabii´ye (dinini terkedene) uyup atalarının dinini terkettin.

    Hamza kendine gelip :

    ? Allah´ım yaptığım şey doğruysa kalbime ya onu tasdik ettir, şüphelerimi gider, ya da benim için bu konuda bir çıkar yo! göster, dedi,

    Şeyîan´ın verdiği vesveseden dolayı, Öylesini geçirmediği bir ge&shy;ce geçirdi. Sabah olunca Hamza kizkardeşi Safiyye´ye gidip onunla konuştu.. Safiyye onun müslüman olduğuna sevinip:

    ? Yeğenine git ve sebat et, dedi. Hamza Rasûlüllah´a gitti ve şöyle dedi :

    ? Yeğenim! Benim başıma bir hal geldi. Ondan kurtuluş çık ve daha doğru veya kötü olduğunu kestiremediğim birşey üzerinde eskisi gibi kalmayı bilemiyorum. Bana birşeyler söyle. Yeğenim! Be&shy;nimle konuşmanı istiygrum.

    Rasûlüllah (S.A.V) ona öğüt verdi, çeşitli uyarılar yaptı ve müj&shy;delerde bulundu. Peygamber´in (S.A.V) söylediği şey sebebiyle Allah onun kalbine imanı attı ve Hamza :

    ? Senin doğru olduğuna tam manâsıyla şahadet ediyorum. Ye&shy;ğenim! Dînini açıkla. Vallahi, ben semanın gölgelediği şeyin bana ait olmasını ve benim önceki dînimde olmamı istemiyorum, dedi.

    Hamza, Allah´ın kendisiyle dini yücelttiği kimselerdendi.

    Safiyye Bint Abdilmuttalib qğlu ez-Zubeyr Jbnu´l-Avvam´la birlikte nûr kafilesine katıldı. İlk müslümanların Kureyş´ten gördükleri eziyet ve zulümleri o da gördü. Allah, Peygamberine ve onunla birlikte mü´-minlere Medîne´ye hicret izni verince, Haşimî sülâlesine mensup bu hanımefendi bütün iyi hatıralarıyla ve birçok övünecek durumlarıyla Mekke´yi geride bırakıp Allah´a ve Rasûlüllah´a (S.A.V) diniyle hicret etmek üzere Medîne´ye doğru yönelmişti...

    Bu şerefli hanımefendinin yaşının ilerlemesine rağmen, tarih daima hayret ve övgüyle taptaze bir dille zikrettiği önemli davranış&shy;ları vardır. Bunlardan sadece ikisi bize onun şeref ve faziletini anlat&shy;maya yeter. Birincisi Uhud´daki, diğeri de Hendek harbindeki davra&shy;nışlarıdır.

    Rasûlüliah (S.A.V), Kureyş´in Ehabîş ve. onlara itaat eden Kinane, Tihame v.b. Arap kabîleleriyle birlikte Bedir savaşının öcünü almak için yola çıktıklarını öğrenince, kalkıp şöyle dedi:

    ? Ben rüyamda boğazlanan sığırlar ve kılıcımın ucunda bir ge&shy;dik gördüm. Ayrıca elimi sağlam bir zırhın içine soktuğumu gördüm. Ben bu sağlam zırhı Medine´ye yordum. Eğer Medine´de kalıp düş&shy;manı oraya çekmek görüşündeyseniz ne âlâ. Eğer müşrikler konakla&shy;dıkları yerde kalırlarsa bu onlar için kötü bir yerdir. Şayet bize sal-dınrlarsa oniarla Medine´de kalarak savaşırız.

    Abdullah İbn Ubeyy İbn Selul da Rasûlüllah´ın görüşündeydi. Fa&shy;kat Hz. Hamza, Sa´d İbn Ubade, en-Nu´man İbn Malik gibi görüş sa&shy;hipleriyle Bedir´de bulunmayan bazj sahabîler Medine´de kalmayıp Medîne dışına çıkmakta ısrar ettiler. Onlar devamlı RasûlüNah´ia (S.A.V) birlikteydiler. Nihayet Rasûiüllah (S.A.V) odasına girip zırhını giydi, kılıcını kuşandı ve dışarı çıktı.» Sonra, dışarda savaşılmasını is&shy;teyenler pişman olup :

    ?L Ya RasûleMah! Dışarı çıkmayalım, burada kalalım.´Senin görü&shy;şüne uyuyoruz, dediler.

    Rasûiüllah (S.A.V) da :

    ? Bir peygambere, silâhlandıktan sonra savaşmadan dönmek ya&shy;kışmaz, buyurdu. Uhud´da, Aliah yolunda savaşmak için müslüman askerleriyle birlikte bazı kadınlar da harbe katılmıştı. Safiyye de su taşıyıp susayanlara su veriyor, ok ve yaylan düzeltiyordu.

    Rasûiüllah (S.A.V); Uhud´da bulunan Ayneyn tepesine elli okçu dikip, müslümanların arkalarından gelebilecek herhangi bir saldırı için müslümanları korumalarını emretti. Ve düşmanları yenip ganimetleri toplamaya koyulsak da, düşmanın galib gelib, kuşların bizi kapıştık&shy;larını görseniz de, ben size haber göndermedikçe sakın yerinizden ay-. nimayınız! Bize yardıma gelmeyiniz!» diye sıkı tenbîhatta bulunması&shy;na rağmen, müşriklerin hezimete uğramaları üzerine müslümanlar ga&shy;nimetleri toplamaya başladılar.

    Okçular ise; müslümanlar galib geldi ve ganîmetleri topluyorlar, haydin biz de ganîmet toplayalım diyerek Rasûlüllahın emrine ve ten-bîhatına uymayarak ganîmet için yerlerini terkedince, Halid İbni Ve-lîd okçuların terkettlkleri yerden dolaşarak müslümanlara arkadan sal&shy;dırdı ve müslümaniarın galibiyeti mağlûbiyete dönüştü... Müslüman&shy;lar, okçuların ihmali âonucu bir hayli şehîd verdiler ve Rasûiüllah (S.A.V) bile yaralandılar...

    Müslümanlar bozguna uğrayıp, Rasûlüllahın´etrafında birkaç fe&shy;dakâr müslüman kalınca... Ve müşriklerin Hz. Peygamber´e ulaştıkları&shy;nı, öldürmek üzere olduklarını duyunca, Safiyye binti Abdilmüttalib su tulumunu yere attı...

    Yavrularına saldırılan dişi arsian gibi yerinden fırlayıp ka, olanlardan birinin elinden mızrağını kaptı, onunla safları yararak y-yüzlerine vura vura ilerledi.

    Ve müslümanların arasında şöyle kükrüyordu :

    «? Yazıklar olsun size! Rasûlüliah´ı (S.A.V) yalnız mı bıraktınız?»

    Kardeşi Hamza İbn Abdilmüttalib öldürülüp organları deiîk deşik

    edilmiş ve koparılmıştı.. Rasûiüilah (S.A.V) onun geldiğini görünce oğlu ez-Zubeyr´e şöyle dedi ;

    ? Annene koş, Qnu döndür, kardeşinin başına geleni gönrn Ez-Zubeyr İbnu´l-Avvam ona koştu ve : Anneciğim! Rasûiüllah (S.A.V) senin geri dönmeni emrediyor, dedi.

    Safiyys (r. anhâ) :

    ? Niçin? Kardeşimin organlarının koparıldığını haber aidim. Bun&shy;lar Aliah yolunda olmuştur. O, bu olanlarla bizi memnun etmiştir. İn-şaallah sabredip sevabını Allah´tan bekleyeceğim, diye cevap verdi.

    Ez-Zubeyr Rasûlüilah´a (S.A.V) gelip annesi Safiyye Bint Abdi!-muttalib´in söylediğini haber verince Peygamber (S.A.V) :

    ? Onu serbest bırak, dedi.

    Safiyye (r. anhâ} gelip kardeşi Hz. Hamza´ya baktı. Onun karnının deşilip ciğerinin çıkarıldığını, burnunun ve kulaklarının koparıldığını, yüzünün biçimsiz bir hâle sokulduğunu gördü ve: «İnnâ iillâhi ve itinâ ileyhî râciön» deyip onun için mağfiret diledi.

    Bu Safiyye Bint Abdilmuttalib´in Uhud´daki davranışıdır...

    Hendek harbi esnasında Hz. Safiyye´nin zekî ve kahramanlık do&shy;lu enteresan bir hikâyesi daha vardır...

    Rasûlüllah (S.A.V)´in Bedir ve Uhud harbinden sonra kabilelerin savaş için yeniden yola çıktıklarını öğrenince Selmânu´l-Fârisî ona Medine´nin çevresinde geniş ve derin bir hendek kazılmasını tavsiye etti.

    Rasûlüilah (S.A.V)´ın şöyle bir âdeti vardı: Bir harbe karar verdi&shy;ğinde, koruyucuları yokken Medine´den birisinin kötülük etmesinden çekindiği için kadın ve çgcukları kalelere bırakırdı.

    Peygamber (S.A.V) Hendek harbinde hanımlarını, halasını ve di&shy;ğer kadınları Hassan İbn Sâbit´in kalesine yerleştirdi. Çünkü o Medî-ne kalelerinin en iyîlerindendi ve alınması en güç kalelerinden birisiy&shy;di...

    Safiyye [r. anhâ] şöyle anlatır:

    ? Hendek kazıldığı sırada. Hassan İbn Sabit kadın ve çocuklarla birlikte kaledeydi,. Oraya bir yahudi erkeği sabah karanlığında geldi ve kalenin etrafında dolaşmaya ve kalenin içindeki kadınları gözetle&shy;meye ve araştırmaya başladı.

    Safiyye onun, kalenin içindeki kadın ve çocukları koruyacak er&shy;kek bulunup bulunmadığını öğrenmek için gelen bir yahudi casusu ol&shy;duğunu anladı. Kendi kendisine şöyle dedi. Benî Kureyza diğer kabîle-lerle birijkte müşriklere yardım için savaşa girişmiş ve onlarla Rasû&shy;lüllah arasındaki-anlaşma bozulmuştu. Artık´bizi onlara karşı koruya&shy;cak hiç kimse yoktu. Rasûlüllah {S.A.V) ve müslümaniar düşmanlarıy&shy;la boğaz boğazayken onları bırakıp bizi korumaya gelemezlerdi. Eğer Allah´ın düşmanı bizim gerçek durumumuzu kavmine götürebilirse,´ yahudiier kadınları ve çocukları esir alırlar ve böylece müslümaniarın başına beiâ olurlar.»

    Safiyye Bint Abdülmuttalib, Hasan b. Sabit´e

    ? Hassan! Şu yahudi, gördüğün gibi kalenin etrafında dqlaşıyor. Onun bizim kadınlarımızı bir yahudiye gösterip göstermiyeceğinden emin değilim. Kaleden in ve onu öldür, dedim. O da şöyle cevap verdi:

    ? Abdulmuttalib´in kızı! Allah sana mağfiret etsin! Vallahi, sen

    biliyorsun ki ben bu işin ehli değilim. O böyle söyleyince Safiyye1 he&shy;men eşarbını sardı. Elbiselerini Beline topladı. Omuzuna bir direk al&shy;dı. Kalenin kapısına kadar indi. Sabır ve ustalıkla kapıyı araladı. Kapı&shy;nın aralığından dikkat ve temkinle Allah´ın düşmanına bakmaya başla&shy;dı. Onun işini bitirebileceği bir pozisyonda olduğuna kanaat getirince, kesin ve ihtiyatlı bir saldırıda bulundu. Başına direkle vurdu ve onu yere fıriattı... Arkasından birinci darbeyi ikincisi ve üçüncüsüyle des&shy;tekledi ve nihayet işini bitirdi, onu öldürdü. Bundan sonra yanına gidip bıçağıyla başını kesti ve kalenin tepesinden fırlattı. Adamın başı ka&shy;lenin eteklerinden yuvarlandı ve aşağıda beklemekte olan yahûdilerin önünde durdu.

    Yahudiler arkadaşlarının başını görünce, birbirlerine şöyle dedi&shy;ler:

    a? Muhammed´in kadın ve çocukları koruyucusuz bırakmadığını kesin olarak öğrendik.»

    Geldikleri yoldan geri döndüler...

    Böylece Safiyye Bint Abdilmuttalib müşrik bir erkeği öldüren ilk kadın olmuştur. Hz. Safiyye, Hendek savaşındaki bu kahramanlığı elli ekiz yaşındayken yapmıştır. Bugün o yaştaki kadınların ev işlerini gör&shy;meye bile mecalleri olmuyor, nerde kaldı ki bir erkeği tek başına öl&shy;dürsün!.. Veya böyle bir cesareti gösterebilsin!.. ,

    Safîyye (r.anhâ) Peygamber´le (S.A.V) birlikte Hayber savaşına gitmiştir..

    Yahudi Merhab :

    ´Hayber iyi bilir ki ben, tepeden tırnağa kadar silâhlanmıştı ret ve kahramanlığı denenmiş Merhab´ım.

    Ben kükreyerek geldikleri zaman, arsianları bile yere sermişimdir şiirini gkuyarak düello isteyince ez-Zubeyr İbnül-Avvam onun karşı&shy;sına çıktı. Bunun üzerine Safiyye Bint Abdilmuttalib Rasûlüllah´a şöyle dedi :

    ? Ey Allah´ın elçisi! O benim oğlumu öldürür. Rasûlüllah (S.A.V) şöyle cevap verdi:

    ? Hayır, aksine, inşaallah senin oğlun onu öldürecek.

    Rasülüllah´ın (S.A.V) verdiği haber doğrulanmıştı.. Ez-Zubeyr ftr-satı kaçırmayıp ona kılıcıyla vurdu ve öldürdü.. Allah, peygamberin» Hteyber kalelerinin fethini nasip etti. Rasûlüljah (S.A.V) Safiyye´ye kırk vesak verdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) vefat edince Safiyye (r. anhâ) ridasıyia (bir el&shy;bise adı) işaret ederek şu şiir´i söylüyordu:

    Senden sonra bazı haberler ve karışık sözler oldu.

    Eğer o haber ve sözlere şahit olsaydım konuşmalar çok olmazdı.

    Daha sonra şu şiiri de söylemiştir:

    Allah´ın Rasölü´.~?ü kaybettik, çünkü onun gitme vakti geldi.

    Ly gö2İ Gözyaşlarını dökmekte cömert davran.

    Sefiyye (r.anhâ]\ftasûlüllah´tan (S.A.V) hadîs rivayet etmiştir.

    Rasülüllah´ın (S.A.V) halası müminlerin´emin Hz. Ömer´in halife&shy;liği zamanında ölmüş, Bakî´de el-Muğîre İbn Şube´nin evinin avlusuna defnedilıniştir.

    Yüce Allah (C.C.)´tan niyazımız; Safiyye (r.anhâ) gibi İslama gö&shy;nülden inanmış ve İslâm için canıyla, evladıyla ve malıyla cihâd eden İslam hanımlarının sayısını artırması ve böyle sâliha hanımlardan sâ-lih bir neslin yetişmesidir...
  20. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Hanım Sahabeler - Hanım Sahabelerin Hayatı...

    Esved´in Kızı Halide (radiyallahu anha)


    Rasülüllah´ın teyzelerinden birisidir. Hicret etmiş, müslüman ol&shy;muş ve Medine´de beyat etmiştir. Abdullah İbnu´l-Erkam İbn Abdi Ye-ğus İbn Abdi Menaf´la evlenmiştir. Görünüşü güzel mümin bir kadındı. Babası kâfirdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) bir gün Aîşe´nin yanına girdi. Orada namaz lan bir kadın gördü. Çünkü o çok ibâdet ederdi.

    Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Aîşe! Bu kim? diye sgrdu. Aîşe :

    ? Senin teyzelerinden birisi diye cevap verdi. Rasûlüllah (S.A.V) :

    ? Benim bu memleketteki teyzelerim gurbettedirler, Bu, telerimden hangisi? dedi.

    Aîşe :

    ? Bu, senin teyzen Halide Bintu´l-Esved İbn Abdi Yeğus´tur, de&shy;di.

    Peygamber (S.A.V) :

    ? Ölüden diri çıkaran Allah´ı her türlü kusurdan uzak tutarım (yani kâfirden mü´min yapan Allah´ı her türlü kusurdan uzak tutarım), dedi.

    El-Esved İbn Abdi Yeğus İbn Vehb İbn Abdi Menaf İbn Zuhre, bu Halide´nin babasıdır ki o da Rasûlüilah´tn annesi Amine Bint Vehb´in kardeşinin oğluydu. Halide Bintu´l-Esved de Rasûlüllah´ın (S.A.V) tey-zesidir.

Sayfayı Paylaş