İstiklal Marşı'nın Seçilmesi ve Diğer 6 Şiir / İstiklal Marşı'nın Seçilmesi

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve Duru tarafından 28 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. Duru

    Duru Administrator

    İstiklal Marşı'nın Seçilmesi ve Diğer 6 Şiir


    bugün sizi biraz gerilere, 1921 yılına götürmek istiyorum.

    23 Nisan 1920 günü Meclis açılmış. İstiklal Harbi başlamış. Ordularımız, Anadolu'yu işgal edenlerle savaşıyor. Yunan ordusu Ankara yakınlarına kadar ilerlemiş. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa.
    Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için bir İstiklal Marşı hazırlatmak istiyor. 1920 yılı sonlarında bu amaçla bir şiir yarışması açılıyor.
    Katılımcılara 6 ay süre veriliyor.
    İstiklal Marşı yarışmasına bu süre içerisinde tam 724 şiir gönderiliyor. O zamanki adıyla Maarif Vekaleti, yani Milli Eğitim Bakanlığı, bu şiirleri değerlendirmek için bir komisyon kuruyor.
    O dönemin Türkiye'sinde böyle bir yarışma açacaksınız, bunu iletişim olanaklarının neredeyse sıfır olduğu bir ülkede herkese duyuracaksınız ve 724 şiir yarışmaya katılacak, zor iştir.
    Bu şiirler tek tek okunuyor, içlerinden 6 şiir elemeyi geçip Meclis Matbaası tarafından bastırılıyor ve milletvekillerine dağıtılıyor.
    Ayrıca kazanan şiir için 500 lira ödül var. O zaman için çok büyük bir para.
    O sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ankara'da yaşayan ve aynı zamanda milletvekili olan ünlü şairimiz Mehmet Akif (Ersoy)'dan da bir şiir istiyor. Fakat doğrusunu isterseniz, Ersoy'dan niçin şiir istendiğini bilmiyorum.
    Elemeyi kazanan şiirler beğenilmemiş miydi, yoksa başka bir nedeni mi vardı?

    ***
    Bunun üzerine Mehmet Akif Bey ‘‘Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya katılmam. Ayrıca bir şiir yazıp size veririm’’ diyor.
    Evinde yazmaya başlıyor ve ‘‘kahraman ordumuza’’ ithaf ettiği şiiri bitirdiğinde, Maarif Vekaleti'ne teslim ediyor.
    Böylece yarışmaya 7. şiir de katılmış oluyor.
    Müsabaka sonuçlanıyor. Mehmet Akif Bey'in şiiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından büyük bir coşkuyla okunuyor.
    Büyük tezahürat ve alkışlar arasında ve oybirliği ile İstiklal Marşı olarak kabul ediliyor.

    Tarih 12 Mart 1921
    İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor.

    ***

    Meclis yetkilileri birkaç gün sonra Mehmet Akif Bey'e 500 liralık para ödülünü vermeye geliyorlar. Almayı reddediyor.
    ‘‘Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkım değildir ve bana ait değildir’’ diyor.

    (Bugünkü arsızların kulakları çınlasın!)

    Meclis yetkilileri ısrar ediyorlar... ‘‘Bu parayı kasamızda tutamayız. Siz alın, isterseniz bir yere bağışlayın’’ diyorlar.
    Mehmet Akif Bey bunun üzerine parayı alıyor ve hastanede yatmakta olan yaralı gazilerimize bağışlıyor.



    1

    Yıllarca altı cephede ateşle kanlara;
    Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara;
    Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman
    Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara

    Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab.
    Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab

    Ey mazi-i havariki bin destan olan;
    Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan
    Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan!
    Zira hududu kapladı ateşle kan, duman.

    Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab,
    Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab!

    Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah
    Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah
    Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah.
    Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah.

    Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab.
    Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab

    MEHMET MUHSİN



    2


    Altı bin yıl efendilik yaptın,
    "Kahraman Türk" idi cihanda adın.
    Bir ateşten siperdin İslam'a
    Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.

    Ey büyük ünlü milletim ileri!
    Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!
    Düşmanın bir cihansa dostun
    Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak

    Atıl, ez, vur, senindir istiklâl
    Ebedî parlasın şu al bayrak...
    Ey benim şanlı milletim ileri;
    Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!

    M (Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya "M" rumuzu ile katıldı. Müzakereler esnasında şiirini geri çekti.)


    3


    Ey Müslüman, ey Türk oğlu
    Açıldı istiklâl yolu
    Benim bu son günlerimdir,
    Diyor bize Anadolu.

    Çek sancağı Türk ordusu
    Olmaz Türk'ün can korkusu
    Esarete dayanır mı
    Türk vatanı, Türk namusu?

    Bu son savaş bize farzdır,
    Fırsatımız gayet azdır,
    Muzaffer ol da ey millet
    Altın ile tarih yazdır.

    Birleşelim özümüzden,
    Dönmeyelim sözümüzden,
    Hem silelim bu lekeyi,
    Tarihdeki yüzümüzden.

    İSKENDER HÂKİ


    4

    Göz yaşına veda et
    Ey güzel Anadolu!
    Hakkını korur elbet
    Türk'ün bükülmez kolu

    Cenk ederiz genç, koca
    Bugün değil, yarın da
    Yadımız ağladıkça
    İzmir ezanlarında.

    Hak yolunda kan olur,
    Dünyalara taşarız;
    Ya şerefle vurulur,
    Ya efendi yaşarız.

    Her gün yeni bir hile
    Arkasından satıldık;
    Her gün yeni bir dille
    Yurdumuzdan atıldık

    Yeter, ey Ka'be'mizi
    Elimizden alanlar
    Alıkoyamaz bizi
    Yolumuzdan yalanlar.

    Hangi alçak el alır,
    El zinciri boynuna?
    Kim Yunan'ı bırakır
    Türk kızının koynuna?

    KEMALEDDIN KAMI



    5


    Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın
    Yurdumuza göz dikenler al kanlara boyansın
    Ya ben ya onlar diyen silâhına dayansın

    Türk oğludur bu millet
    Türk'ündür bu memleket
    Türk oğludur bu millet
    Türk'ündür bu memleket

    Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını
    Bağrımızda saklarız vatanın her taşını
    Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

    Türk oğludur bu millet
    Türk'ündür bu memleket
    Türk oğludur bu millet
    Türk'ündür bu memleket

    Can veririz her zaman hürriyet yoluna
    ‘Ya gazi, ya şehid’lik ne devlettir kuluna
    Ata emanet etmiş namusunu oğluna

    Bize Türk oğlu derler
    Hep bizimdir bu yerler

    A.S.


    6

    Türk'ün evvelce büyük bir pederi
    Çekti sancağı hilâl-i sehari
    Kanımızla boyadık bahr ü berri
    Böyle aldık bu güzel ülkeleri

    İleri, arş ileri, arş ileri
    Geri kalsın vatanın kahpeleri

    Seni ihya için ey nâmı büyük
    Vatanın uğruna öldük öldük
    Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük
    Siper oldu sana dağlar gibi Türk

    Yürü ey milletin efradı yürü
    Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü

    Vatan evlâdını kurban edeli
    Milletin hür yaşamaktır emeli
    Veremez kimseye bir Çamlıbeli
    Bağlanır mı acaba Türk'ün eli

    İleri, arş ileri, arş ileri
    Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.


    HÜSEYİN SUAD

    Sevgili okuyucularım, iki günden beri size bu şiirleri aktarıyorum. Hepsi de vatan sevgisi, coşku ve iyi niyetle yazılmış, ancak biraz amatörce şiirler. Bunlar yarışmada sona kalmayı başarmış... Ama bir ‘‘İstiklal Marşı’’ için yeterli olduklarını söylemek gerçekten zor.

    Herhalde siz de gördünüz ki, her koşulda en muhteşemi Mehmet Akif Ersoy tarafından 1921 yılında yazılan ve Meclis tarafından oybirliği ile kabul edilen İstiklal Marşımız.


    iSTiKLAL MARŞI


    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
    Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
    'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
    Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
    Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
    Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
    Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

    Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
    Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
    Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
    Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

    Mehmet Akif Ersoy ​

Sayfayı Paylaş