Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sanat

Konusu 'Osmanlı İmparatorluğu' forumundadır ve Almira tarafından 8 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Almira

    Almira Administrator

    Osmanlı'da Kumaş ve Nakışlar osmanlı sanatı Osmanlı Sanatı, ÇeşitliSanat Tarihi, Osmanlı


    Osmanlı döneminde, 15. yüzyıldan itibaren Bursa kenti, İran'dan ithal edilen ham ipeğin ticaret ve sanayi merkezi olmuştur. İpek ticareti hazineye büyük gelir sağladığı için devlet kontrolünde gelişmesi sağlanmış; 1587 tarihinden itibaren Bursa'da koza

    [​IMG]
    üretimine başlanmış ve kozacılık teşvik edilmiştir. Dokumada kullanılan altın ve gümüş tel devlet simkeşhanelerinde çekilir,

    [​IMG]


    kumaşlar damgalanarak satışa çıkarılmasına izin verilirdi. Kıymetli madenlerin israfını önlemek için seraser, zerbaft gibi kumaşlar saraya ait tezgahlarda belli miktarda dokunmaktaydı. Dönemin modasına uygun kumaş desenleri saray nakkaşhanesinde tasarlandığından, desen ve kompozisyonlarda Osmanlı sanatının üslup bütünlüğü tekrarlanmıştır.


    [​IMG]


    kenti daha çok kadife ve çatma, İstanbul ise 16.yüzyıl ikinci yarısından itibaren kemha ve seraser kumaşları ile tanınmıştır. Çatma dokunuş tekniği açısından kadifenin bir çeşididir. Genellikle zemin kadife, desen gümüş klaptanla, ya da tam tersi klaptan zemin üzerine desen kadife ile dokunmuştur. Döşemelik ve kaftan yapımında kullanılan çatma kumaşların yanı sıra, özellikle dar



    uçları nişli bordürlü yastık yüzleri çok revaç bulmuştur. Osmanlı Sarayı'nda değerli kumaşlar hazine eşyası olarak kullanılmış; yüksek rütbeli devlet memurlarına, yabancı hükümdar ve elçilere hediye olarak kaftan ve kumaş gönderilmiştir. Kıymetli malzemeden yapılmış başlıca kaftanlık kumaşlar kemha, seraser ve zerbafttır. Kemha'nın çözgüsü ve atkısı ipek, deseni oluşturan takviye atkıları ipek ve gümüş ya da altın klaptandır. Seraser'in çözgüsü ipek, atkısı gümüş veya altın teldir.
    Osmanlı kumaşları arasında en değerli olan zerbaft ise bazı motifleri altın telle dokunan bir brokar türüdür.

    [​IMG]

    17. yüzyıldan itibaren dokumaların kalitesi azalmış, ekonomik durum bozulmaya başlayınca kıymetli madenlerin kullanımı yasaklanmıştır. III.Selim devrinde, 1758 yılında Üsküdar Ayazma Camii civarında kurulan atölyede kısa süreli de olsa kumaş sanatı canlandırılmaya çalışılmıştır. Dönemin kadın giysilerinde yaygın

    [​IMG]
    olarak kullanılan Selimiye ve Savaî kumaşları yollu ve serpme küçük desenlidir. Üsküdar ve Bilecik çatması yastık yüzleri ve döşemelikler ise Türk Rokokosu denilen süsleme üslubundadır.
    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türk İşlemelerine Genel Bakış:
    Günümüze ulaşan işlemeler yanı sıra bazı belgeler, yazılı


    [​IMG]

    kaynaklar, yerli yabancı sanatçıların yapmış oldukları minyatürler, gravürler, suluboya resimler, yağlı boya resimler, fotoğraflar ve bazı mezar taşlarındaki tasvirler bu dönem işlemelerinin yapıldığı merkezler, toplumdaki yeri, önemi, işlevi ve plastik değerleri konusunda bizlere bilgi vermektedir. Örneklersek: 19. yüzyılda Allom'un çizdiği "Yerebatan Sarnıcı'ndaki


    [​IMG]
    *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*l İplik Çekicileri" şimkeşhaneden sonra bu sarnıcın da iplik üretiminde kullanıldığını göstermektedir. Nicolay de Nicolas'ın çizimleri 16. yüzyıl kadın giysileri ve örttükleri dolamalar konusunda bizleri

    [​IMG]

    aydınlatmaktadır. Benzer bir durum Van Mour, Liotard, Levni, çarşı ressamları, Ruhi Arel ve Osman Hamdi için söz konusudur. Bu ressamlar giyim, ev eşyası vb. gibi işlemeleri görselleştirmişlerdir. Van Mour'un "Oyun Oynayan Kızlar" isimli eserinde işlemeli yastıklar ve divan örtüsü, "Ut Çalan Kadın" isimli eserinde ise işlemeli atlas yastıklar ve figürün işlemeli giysisiyle pelerini Buhara atması tekniği yanı sıra dival işinin varlığını ortaya koymaktadır.

    [​IMG]

    Levni'nin minyatürleri ise işlemeli giysiler yanı sıra işlemeli
    uçkurlarıyla, kemerleriyle farklı türleri sergilemektedir. Ruhi Arel'in 1910, 1911 tarihli "Kasnakta Nakış İşleyen Kız" ve "Gergefte Nakış İşleyen Kız" isimli tabloları teknik uygulama konusunda bizleri

    [​IMG]

    aydınlatmakta Osman Hamdi'nin işlemeli, kordon tutturma oyalarla bezenmiş üç etek giyerek resimlendirilmiş eşinin tablosu ise işlemeli giysiler konusunda önemli görseller oluşturmaktadır.
    Yazılı kaynaklar ve gravür, minyatür, resim vb. gibi örnekler dışında ilgi çeken bir grup işleme tasvirine de mezar taşlarında

    [​IMG]

    rastlanmaktadır. Ya şahideyi taçlayan başlık ya da sandukayı örten puşide biçiminde tasarlanmış bu örnekler arasında 16. yüzyıldan Konya Mevlana Dergahı'ndaki Kuyucu Murat Paşa'nın kızı Fatma Hanım'a ait olduğu düşünülen sandukayı taçlayan fes palmet motifleriyle, İstanbul Sokollu Türbesi'ndeki Safiye Hanım'ın sandukasını taçlayan fes küpe motifleriyle kaşbastı olarak isimlendirilen işlemeli bantların fesleri bezemek için de kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir.
    [​IMG]


    Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'nde bulunan 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başına tarihlenebilecek bir başka başlıksa kavuk örtüsü olarak hazırlanan örtünün yalnız kavukluktaki kavuğu tozdan korumak amacıyla değil aynı zamanda yüksek silindirik külahları bezemek amacıyla tasarlanmış örtüler olduğu görüşünü desteklemektedir. Bütün bu parçalar günümüze ulaşan kaşbastı ve kavuk örtülerinin konu ve kompozisyon repertuarını zenginleştirmekte işlevinin yanı sıra estetik açısından bizleri aydınlatmaktadır.
    SUNUM ALMİRA
  2. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]



    [​IMG]
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
  3. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]
    Puşide tasvirlerine gelince Konya İnce Minare Müzesi'ndeki 967 envanter numaralı şakayıklarla bezenmiş sanduka, 5818 envanter numaralı rozet çiçekleriyle bezenmiş sanduka yanı sıra İstanbul Ferhat Paşa Türbesi'nden çintemani motifleriyle bezenmiş 1001 (1592 M.) tarihli İbrahim Bey sandukası 16. yüzyılda; İstanbul Eyüpsultan'daki Cafer Paşa Türbesi'ndeki Cafer Paşanın oğlu ve Hatice Binti Mehmed isimli bir hanıma ait sandukalar ise 17. yüzyılda bitkisel bezemeler ve çintemani motifleriyle süslenmiş puşideler yapılmış olduğunu göstermektedir. Gerek bu parçalar gerek Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'ndeki 17. yüzyıla


    [​IMG]

    tarihlenen Mehmed Bey sandukası ve Mihrişah Sultan İmareti Haziresi'ndeki isimsiz sanduka çintemani motifleriyle yapılmış süslemelerin 17. yüzyıldaki boyutuna işaret etmektedir. Bütün bu örnekler hem puşidelerde seçilen konular hem puşidelerin kompozisyon çeşitlemelerini sergilemeleri hem de Klasik Dönemden günümüze hiç puşide ulaşmamış olması açısından değer arzetmektedir.
    İlgi çeken bir başka örnekse Eyüpsultan Zal Mahmud Paşa Cami Haziresi'nin köşesindeki 1218 (1803 M.) tarihli şahidedir. Ali Baş'a ait olan bu mezar taşında bir sayeban tasarımı yer almaktadır.
    [​IMG]

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde işlemeler, saray ve saray dışı (ev, çarşı, ordu, tekke, okul) olmak üzere iki çevrede yapılıyordu. Şehirdeki en fakir evden konağa, saraya; dar bir çevre olan köy evinden çevreler arasında geçiş sağlayan çarşıya; çarşıdan ile, ilden ile yayılarak, yöre ve bölgeler arası iletişim kuran, bazı tarikat
    [​IMG]

    mensuplarının hücrelerinden daha geniş bir çevre olan yerli yabancı ustaların çalıştığı saray; saraydan ordu mensuplarına kadar geniş bir alanda uygulanan bu sanat dalı geniş bir tabana
    [​IMG]

    oturmaktaydı. Böylece saray, ev, çarşı etkileşerek girift eş değerde bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlıyordu. İşleme sanatı belli bir zümrenin değil herkesin yarar sağladığı, estetik haz duyduğu bir sanat dalı olarak uygulanıyordu.

    [​IMG]


    Saray defterleri ve sarayda bulunan bazı belgeler saray çevresinde yapılan işlemelerle ilgili bazı ip uçları vermektedir. 15. yüzyıla ait bilgiler içeren saray defterlerinde atelyeler arasında çadır yapan atelyelere değinilmekte otuzsekiz çadır yapıcının bugünkü Sultan Ahmet Meydanı'nda, İbrahim Paşa Sarayı'nın yanında, barındığından çadırların çadır bakıcıları yanında saklandığından ve harp zamanı: Yedi çadır yapıcı, on altı çadır kurucu ve iki çadır süsleyici (nakşduzan) ustanın sefere çıktıklarından söz edilmektedir.
    [​IMG]

    17. yüzyıla ait bir belgede ise şu bilgiler yer almaktadır.
    "İşletmek için emrolunan çadırşebler cümle yedidir. Her biri beşer endir. Otuz beş en olur. On nefer nakış işleyici mutemede hatun bulunmak müyesser olmadı. Bazı ekâbire hatunlara birkaç para


    [​IMG]



    verdim. Bana hassaten işler gönderdiler deyu bazı yerlerde söylemişler, işiderek ihtiyar etmeyip aldım. Gayri kimselere verdim. Ve bazı hatunlar dahi işlemeğe almışlar iken ince iştir, işlemeğe kudretimiz yoktur deyu getirip bıraktılar. İşliyenler dahi günde bir dirhemden ziyade işliyemezler, her bir çadırşebe dört yüz elli dirhem ve beş yüz dirhem ibrişim gider. Bunların tamamı olmasına

    [​IMG]

    şol ki makduru bendeî âciz ve hakir bir sarfolunmuştur. Baki ferman devletlu sultanım hazretlerinindir." Bu fermandan kum iğnesiyle işletilmek istenen, her biri beşer en olan yedi yorgan yüzünü usta (büyük) hanımlar çok zahmetli olması nedeniyle işlemek istemediği, işlemek üzere alan bazı hanımların ise yarım bıraktığı işleyenlerinde günde bir dirhem işledikleri anlaşılmaktadır.

    [​IMG]

    Klasik Dönemde evlerde yaygın eğitim biçiminde süren işleme öğretiminde geleneksel yol izleniyor büyükler bildikleri teknikleri gençlere öğretiyordu. Bu arada evden eve giderek işleme teknikleri öğreten ustalar vardı. "Aşina kadınlar" olarak isimlendirilen bu hanımların işlevi Batılılaşma Dönemi'nde de devam etmişti.
    [​IMG]

    16-18. yüzyıllar arasında Türk işleme ustalarına Batılıların önem verdiği kaydedilmiştir. Macarlarca "bulya" olarak isimlendirilen işlemecilerin şatodan şatoya gidip işleme yaptıkları ve Macar asillerinin eşlerine işlemeci "bulyalar" armağan ettikleri bilinmektedir.

    [​IMG]


    18-19. yüzyıllarda yapılan teknik eğitimin ürünleri olan elden ele bir çevreden başka çevreye giden örnek bezleri uygulanan teknikler ve seçilen motifler konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Hem teknik hem desen kataloğu niteliğindeki bu parçalar arasında Londra Victoria and Albert Müzesi'ndeki iki örnek ve ülkemizdeki

    [​IMG]

    özel koleksiyonlarda bulunan örnekler değer arzetmektedir.
    19. yüzyılda da yaygın eğitim biçiminde sürdürülen işleme eğitimi yeni boyutlar kazanmış ve açılan kız sanat okullarıyla aynı zamanda kurumsallaşmıştı. Amatörce çalışmaların ön planda tutulduğu evlerde aynı zamanda ev ekonomisine yarar sağlayacak profesyonelce işlerde yapılmaktaydı.

    [​IMG]


    Ya usta çırak ilişkisiyle ya da evlerden satın alınan ürünlerin pazarlandığı değişik çevreler ve toplumlararası ilişkilerle serpilen, yöresel, ulusal ve uluslararası bir platformda gelişmeler gösteren bilgi, beğeni ve beceri alışverişlerine sahne olan çarşı aracılığıyla aynı zamanda ülke ekonomisine de katkıda bulunmaktaydı. Esnaf ve sanatkarlar bunların bağlı olduğu loncalar çarşıdaki

    [​IMG]
    organizasyon, akışı sağlıyor devlet ise bunları narh defterleri, nizamnamelerle denetliyordu. Çarşıda teknik, bilgi ve becerisiyle kendini gösteren usta, saray atelyelerine kadar yükselebiliyordu.
    Bütün çevreler arasında karşılıklı geçiş sağlayan saray daha geniş

    [​IMG]

    bir vizyona sahipti. Yerli yabancı ustaların sanatçıların çalıştığı saray atelyeleri hükümdarların desteğiyle işletiliyordu. Çarşının en yetenekli sanatçısı en üst düzeyde teknik beceri sahibi ustalar bu atelyelerde uğraş veriyordu. Ağırlıklı olarak tören eşyaları üretilen bu atelyelere ordu mensupları da katkıda bulunmaktaydı.

    [​IMG]




    Öte yandan saray hareminde yaşayan yetiştirilen ya da misafir edilen hanımlar, kızlar bu etkinliklere amatörce katılıyorlardı. Özellikle ileri derecedeki paşa vb. gibi memurların kızları eşleri sarayda belli bir eğitim görüyor ve saray gelenek ve göreneklerini gittikleri çevrelere de taşıyorlardı. Benzer bir durum çarşı için söz konusuydu. Sarayda izlediği yenilikleri başka deyişle moda
    [​IMG]

    dinamiğini eve ulaştıran ve bir tür portör işlevi gören çarşı hem evin hem sarayın kaynağı niteliğindeydi. Saray yaşam biçimini dışarıya ulaştıran, bu bağlamda işlemeli tören giysilerini, aksesuarlarını, çadırlarını, zukaklarını en geniş vizyonda ulusal ve uluslar arası platformda sergileyen ordu idi. Gerek törenler, gerek seferler ve gerek hacca gidiş törenleri bu bağlamda fevkalade


    [​IMG]
    önem taşımaktaydı. Osmanlı tarihinin her döneminde kurulan çadırlar çevresine oturtulan zukaklar ve giysileriyle aksesuar niteliği almış savaş silahlarıyla sultanlar ve Türk ordusu

    [​IMG]


    mensupları göz kamaştırmıştır. İşlemelerin yapıldığı bir merkezde dergah ve tekkelerdir. Pek çok hücrede yapılmış işlemeler arasında bir grup Mevlevi örneği bu sanat dalında profan olmayan üretime işaret etmektedir. Genellikle türbelerde ve Surre Alayları'nda karşımıza çıkan, huşu ile izlenen dinsel işlemeler Allah'a ve din büyüklerine duyulan sevgi saygı yanı sıra imanın ifadesidir.
    [​IMG]
  4. Viole

    Viole Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]




    [​IMG]














    [​IMG]

    [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG]














    [​IMG]


    [​IMG]
    [​IMG]
  5. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]



    [​IMG]
    [​IMG]
  6. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa


    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
  7. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa


    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] Feslik

    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG] Taht

    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
    [​IMG] [​IMG] [​IMG] [​IMG]
  8. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]
  9. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    Osmanlı halı ve kilimleri-Osmanlı halıları -Osmanlı Kilimleri

    [​IMG]

    [​IMG]


    [​IMG]




    [​IMG]
  10. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    HAT SANATININ KATI DA UYGULANMASI


    YAPILIŞI:
    [​IMG]


    Bu sanatın en önemli malzemesi sabırdır. Hat çalışmak isteyenlerin hatta yakın olması ya da en azından yazının karakterlerini bozmaması gerekir. Her hangi bir

    [​IMG]

    kâğıttan ya da deriden yapılabileceği gibi, hafif renkli ebrular üzerinde de denenebilir. Sanatkârın zevkine kalmış motifler, resimler uygulanabilir ya da hat örnekleri kesilebilir.
    [​IMG]
    İthal pastel renkli fon kartonlarında güzel durur. Kâğıdın arkası 0,5 mm x 0.2mm. (bu kesin bir ölçü değildir 0.7mm. x 0.3mm. de olabilir) Dikey ve yatay olarak kareler çizilir, istenirse baklava dilimi şeklinde yada altı köşeli yıldızlar şeklinde de çizilebir... Yazacağınız yazı ya da yapacağınız resim bu çizilen şekillerin üzerine ters olarak çizilir. (Eğer hat yazılacaksa yazının ters yazılması gerekir) Kareler, ucuna

    [​IMG]
    karga burun uç takılmış gretuar yardımıyla birer birer kesilir. Yazıya denk gelen kareler de yazının kenar çizgisiyle karenin içte kalan kısmı kesilir. Bu şekilde kesim işine devam edilir. Yaklaşık 50x70 ebadındaki bir kağıtta 05x02 ebadında çizilmiş karelerle 2500-3000 civarında kare kesmeniz gerekir. Bittikten sonra dantel gibi
    [​IMG]
    işlenmiş yekpare bir kâğıt üzerinde bir hat ya da resim elde etmiş olursunuz. İsterseniz arkasına başka bir kartonu da fon olarak kullanabilir hatta kestiğiniz kağıtla fon karton arasında boşluk bırakarak derinlik kazanabilirsiniz.

    -​

    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]


  11. Viole

    Viole Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    Hem mimari öğelerde hem de dekoratif amaçlı eşyalarda görülen ahşap sanatı teknik ve üslup açısından en güzel örneklerini Osmanlı döneminde vermiştir.

    [​IMG]

    Ahşap işçiliği İslam sanatında diğer sanat kollarına paralel bir gelişme gösteren ve çeşitli dönemlerde birçok bölgesel etkileri de içine alarak zenginleşen bir çeşitlilik gösterir.

    Bazen mimaride sütun ve sütun başlığı kiriş gibi taşıyıcı bir öğe; bazen kapı ve pencere kanatları mihrap minber tavan göbeği balkon korkuluğu gibi dekoratif amaçlı yapı elemanları ya da rahle Kur’an ve cüz mahfazası çekmece kavukluk çeyiz sandığı sehpa gibi mobilya ve aksesuvar olarak karşımıza çıkar.

    ZENGİN SENTEZ

    Ahşap ustaları zanaatkar zümresi altında ‘neccar’ olarak adlandırılırdı. Bu zanaatkarlar özellikle Anadolu’da yapı tasarımına bağlı olarak gelişen ahşap süsleme tekniklerini büyük bir ustalıkla her çeşit ağaca uygulamışlardır.

    Ahşap ustalarının ağaç türlerini iyi tanıdıkları kullandıkları yer ve tekniklere en uygun malzemeyi seçtikleri ahşabın dayanıksız bir malzeme olmasına karşın günümüze gelebilen eserlerden anlaşılmaktadır. Teknik ve işlenişe uygun olarak tercih edilen hammaddeler ceviz elma armut sedir meşe abanoz ve gül ağacıdır.

    İslam sanatının ilk evresi olan Emevi ve Abbasi döneminde (7-10. yüzyıl) genel anlamda derleyici bir ifade görülür. Türklerin Anadolu’ya beraberlerinde getirdikleri teknik ve üslupların yerli bezeme kaynakları ile kaynaşarak yeni bir sentez oluşturmasıyla ahşap işçiliği özellikle Anadolu Selçuklu döneminde nitelik ve nicelik açısından en olgun dönemine ulaşır. Bu dönemin ahşap süsleme sanatında bitkisel geometrik yazı ve az da olsa figür tasvirlerinden oluşan zengin bir süsleme üslubu görülür. Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinde rumî dal ve kıvrımlar arasındaki palmet ve yarım palmet motifleri ile sülüs yazının sıklıkla kullanıldığı bezeme üslubuna en uygun ve en çok kullanılan teknik ‘oyma tekniği’dir.

    Selçuklu ahşap işçiliğinde geometrik desenlerden oluşan bezeme de önemli bir yer tutar. Özellikle kapı pencere kanatları minber ve aynalıklar gibi geniş yüzeylerde ‘kündekâri tekniği’ uygulanır. Sekizgen baklava ve yıldız formunda kesilip hazırlanan ahşap parçaların düzgün kesilmiş oluklu çıtalarla iç içe geçirilerek çatılması bağlanmasıyla meydana getirilir.




    [​IMG]

    OSMANLI’NIN SANAT ÜSLUPLARI

    14. yüzyılda Anadolu’da giderek hakimiyet kazanan Beylikler dönemi Osmanlı sanatına bir geçiştir. Selçuklu ve Beylikler döneminde özellikle mihrap cami kapısı kapı ve pencere kanatları gibi mimari elemanlarda kullanılan ahşap işçiliği Osmanlı döneminde çok daha geniş bir uygulama alanı kazanır. 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed tarafından Edirne’de temelleri atılan ve 15. yüzyılın sonlarında Sultan II. Bayezid döneminde Topkapı Sarayı’nda tamamlanan Ehl-i Hiref ve Hassa Mimarları Ocağı gibi meslek örgütlenmesi Osmanlı ahşap işçiliğinin sanat üsluplarının belirlenmesinde etkili olur.

    Yapı faaliyetlerini yürütmek ve denetlemekle görevli Hassa Mimarlar Ocağı’nda yetişen Mimar Sinan’ın mimarlıktan önce marangozluk Mehmed Ağa’nın ve Dalgıç Ahmed Çavuş’un sedefkârlık öğrendiği düşünülürse Osmanlı sanatında ahşap işçiliğine verilen önem daha iyi anlaşılır.

    Ahşap işçiliğinin üslup ve teknik açıdan en güzel ve görkemli örneklerini 16. ve 17. yüzyılda görmekteyiz. Selçuklu geleneğinde sürdürülen rumî-palmet ve kıvrım dal kompozisyonlarından oluşan girift bitkisel bezemeye hatayi ve diğer naturalist üsluplu çiçek motiflerinin de katılmasıyla zengin bir düzenleme ortaya çıkar. O zamana kadar çini ve kumaş desenlerinde görmeye alışkın olduğumuz Uzakdoğu etkili çintemani ve Çin bulutu motiflerinin bu kez ağaç işçiliği üzerinde görülmesi ilginçtir.

    Yine bu dönemde daha geniş yüzeylere uygulanan kündekâri tekniğinin yanında küçük ölçekli ahşap eşyada kakma tekniği kullanılmaya başlanır.

    ‘Tarsi’ olarak da adlandırılan bu teknikte ahşabın üzerine ince bir kalemle çizilen desene göre açılan yuvalara yine desene uygun hazırlanıp kesilen sedef fildişi bağa abanoz veya gümüş teller gömülür veya yapıştırılır.

    [​IMG]


    ZARİF VE RENKLİ BİR TEKNİK: EDİRNEKÂRİ

    17. ve 18. yüzyıl Osmanlı ahşap işçiliğinde lake tekniğiyle yapılan eşyalar dikkat çeker. Özellikle Edirne’de çokça örneklerine rastlanan bu teknik bu yüzden ‘Edirnekâri’ olarak da tanımlanır. Ahşap dışında mukavva ve deri üzerine de yapılan bu tekniğin uygulanması zahmetli ve özen isteyen bir iştir. İşlenecek malzemenin üstündeki pürüzler giderildikten sonra yüzeyin boyaları emmemesi için bir kat vernik sürülür. Kuruduktan sonra üzerine altın yaldız ya da çeşitli renkte boyalarla süsleme yapılır. Boyalar kuruduktan sonra üzerine tekrar vernik sürülür; bu işlem birkaç kez tekrarlanır.

    19. yüzyıl ortalarında Fransız saraylarında mimari süsleme stili olarak doğan Rokoko üslubu Türk Rokokosu adıyla Osmanlı sanatının her kolunda olduğu gibi ahşap işçiliğinde de etkisini gösterir.

    Küçük el sanatı ürünlerinde klasik Osmanlı bezeme motifleri yerini vazo içinde natüralist çalışılmış çiçek buketlerine akantus yapraklarına C ve S kıvrımlı dallara fiyonk ve kurdelalara bırakır.

    Doğaya karşı zayıf düşen ahşap eserlerin çoğu ne yazık ki günümüze kadar gelememiştir. Yine de 8. yüzyıldan 19. yüzyıl sonuna kadar ağaç işçiliğinin en güzel örneklerini Türk İslam Eserleri Müzesi’nde görebilirsiniz.


    [​IMG]


    [​IMG]

    [​IMG]
  12. Almira

    Almira Administrator

  13. Almira

    Almira Administrator

  14. Almira

    Almira Administrator

  15. Viole

    Viole Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    , osmanlı desenleri, osmanlı motifleri örnekleri, osmanlı, osmanlı motif, osmanlı motif örnekleri, osmanlı sanatı, osmanli motifleri, OSMANLI MOTİFLERİ, osmanlı kumaş motifleri, türk motifleri, osmanlıda sanat, osmanlı resimleri, geleneksel türk motifleri, osmanlı motifi, osmanlı figürleri, kumaş desenleri, OSMANLI, osmanlımotifleri, osmanl, osmanlı motif desenleri, osmanli motif, osmanlı döşemelik kumaş, osmanlı motifler , osmanlı kumaş desenleri
  16. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    Osmanlı Devletinde Halı SanatıHALI SANATI-Osmanlıda Kalı Modifleri
    Osmanlı Halı Modifleri
    [​IMG]
    HALI SANATI

    [​IMG]

    Bu devirde hayvan halılarının yanı sıra geometrik dolgulu bölümler gösteren halıların da yapılmakta olduğu, tablolardaki halı tasfirlerinden anlaşılmaktadır. Bunlarda zemin karelere bölünmüş ve her karenin içi geometrik motiflerle dolgulanmıştır. Bunlar daha sonra Holbein adı ile tanınan halıların ilk basamakları olarak kabul edilebilir.
    Tablolarda görülen az sayıda geometrik halılar, 15.yy ortalarında hayvan halılarının yerini almaya başlar ve yüzyıl sonunda hayvan halıları tamamen kaybolarak geometrik motifli halılar hakim olur (Aslanapa, 1987:61s).

    [​IMG]
    Sanat tarihçilerinin aşağı yukarı, bize çok az numunesi intikal etmiş olan en eski halılar hakkında, halının yaşını kesin olarak tayinde ve halıları tasnifte, karşısında bulunmuş oldukları güçlük, onları bu halılarla Avrupalı ressamların yeniden resimlerini yapmaktan zevk duydukları halı resimlerini karşılaştırmaya sevketmiştir. Holbein, Bellini, Lotto halılarına ilişkin seriler, işte bu şekilde tesis edildi. En yeni halılara ilişkin isimler, imâlathaneden çok ticaret merkezlerinin isimlerinden oluşmaktardır; “Kura”, “Ladik”, “Bergama” halıları gibi. Bazıları, “Holbein”ların geleneğini sürdüren ve henüz imâlathaneleri yok olmamış olan halılar (Bergama), ekseriyetle, canlı renklerdir (Milas) ve nakışı mihrâb şeklindedir; o yüzden, bunlara, üzerinde secde edilen halı manâsında, seccâde denir.
    [​IMG]

    En meşhurlarından, nakışları soyut olan, renkleri mahdut olan “Holbein” halısı, sekizgen yuvarlaklardan dengeli ve düz çizginin hâkim olduğu bir kompozisyon yaratan son derece grifit süslerden müteşekkildir (Roux, 1992:901s.)
    Teknik özellikleri, motiflerin sıralanışı, Holbein halıları denilen grubun, Uşak bölgesine bağladığımız tipindekine benzer halılar, tamamen yün malzemeden ve Gördes düğümü (Türk düğümü) ile yapılmışlardır. Ancak geometrik motiflerin yerini bitkisel motifler ve bilhassa bu grup halılar için karakteristik olan madalyon almıştır.
    Madalyon şekli Türk halılarında ilk defa 16. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Halının tam ortası iri bir madalyonla belirtilmiş, köşeler bordürle kesilmiş çeyrek madalyonlarla değerlendirilmiştir. Madalyonların içi ve halının zemini bitkisel süslemeler ve insanı hayvan figürlü kompozisyonlarla doldurulmuştur. Bu motifler aynı devir minyatürlerinde de görülür. Halılara örnek teşkil eden kartonları hazırlayanlar, minyatürler yapan sanatkârlardı. Örnekler minyatür sanatına göre şekillenmişlerdir (Yetkin, 1991:87s).
    [​IMG]

    Holbein halılarının III. ve IV. tiplerinden gelişen Bergama halılarında geometrik desenler ve kuvvetle üsluplanarak geometrik şemaya uydurulmuş bitki motifleri görülür. Bunların en önemli tiplerinden biri, halı zeminin enine dolduran iki veya üç çeşit karenin üst üste sıralanmasını gösterir. Karelerin ortasına sekizgenler, bazen altıgen yerleştirilmiş, köşeler üçgenlerle doldurulmuştur. Diğer bir tip, ortadaki esas motfi olan sekizgenin etrafında küçük sekizgenlerin gruplaşmasını gösterir. Geometrik motifler yanında, kuvvetle üsluplanmış bitki
    [​IMG]

    motifleri de geometrik düzene uymakla beraber bordürlerde ve 19. yüzyıldan sonraki halılarda natüralist çiçek ve yaprak motifleri görülür. 18. yy örneklerinde dolgu motifi olarak tekrar ortaya çıkan küçük hayvan figürleri Bergama halılarının Hayvan halıları ile bağlantısını açıkça belli eder (Aslanapa, 1987:134s).
    [​IMG]
    16. yüzyıl, Türk halı sanatının en parlak devri olarak kabul edilmeye lâyık bir zenginleşme göstermektedir. 1514′te Tebriz’in ve 1517′de Kahire’nin Osmanlılar tarafındana alınması, Türk halı sanatında yeni bir teknik ve desen anlayışını sağlamıştır. Bu yeni anlayışın şekillendirdiği halılar, Osmanlı saray halıları adıyla tanınmaktadır. Türk sanatında birbirine bağlanan halı tipleri dışında kalan tek grup olmalarıyla dikkati çekerler. Bu halılar, bir gelişme sonucunda değil, birden ortaya çıkmışlardır. 16. yüzyıl İran halı sanatından ilham alınmış sivri kıvrık hançer yaprakları, palmet şekilleri ve madalyonlar tipik bir
    [​IMG]
    Türk üslûbunda natüralist lâle, sümbül, karanfil çiçekleri ile birleştirilerek yeni bir halı deseni dünyası yaratılmıştır. İran halıllarının zemin dolgusu olarak görülen kıvrık dal sistemi, Osmanlı saray halılarının zemininde daha gevşek halde esas örnek olarak kullanılmıştır. Araya katılan bahar çiçekli tabiattakine çok yakın bir naturalizmle verilerek örneği zenginleştirmiştir. Osmanlı saray nakkaşlarının 16. yy boyunca geliştirdiği üslupları Osmanlı saray halılarında en olgun şekilde birleşerek, saray halısı sanatındaki üstünlüğünü de belirtmektedir.
    [​IMG]

    Osmanlı saray halılarının bir özelliği de, İran halılarına has madalyon düzeninin tamamen Türk halılarına has bir şekilde uygulanışıdır. İran halılarında esas motif olan madalyon, Osmanlı saray halılarında ikinci derecede bir motif olmuştur. Esas örnek zeminin süslenmesidir. Madalyon kaldırılsa bile zemin örneği değerinden kaybetmez. Sanatkârlar tarafından çizilen ve Türk Çiçeği adı verilen lâle, sümbül, karanfil ve gülün verilişindeki naturalizm ile tabiattan uzak palmet ve rozetlerle birleştirilerek, madalyonun da kullanılmasıyla meydana getirlien desen zenginliği ve kompozisyon sağlamlığı, Osmanlı saray üslûbundaki yüksk sanat duyuşunu kuvvetle ifade etmektedir. Çok zarif ve ince olan bu desenlerin yapılabilmesi için İran düğümü tekniği kullanılmıştır.
    İlk Osmanlı saray halılarının renklerinde tatlı bir krımızı, sıcak bir sarı, koyu mavi ve çimen rengi yeşili kullanılmıştır ki, bu renkler Memlûk halılarında da kullanılan renklerdir. Osmanlı halıları ipek gibi yumuşak bir yünden yapılmıştır. Bursa’da yapılmış olduğu ileri sürülen halılarda ise malzeme farkı görülür. Çözgü ve atkılar ipekten yapılmıştır (Yetkin, 1991:116s).
    Saray halıları masa örtüsü olarak da kullanıldığı için, buna uygun yuvarlak veya haçvari biçimlerde yapılanları da vardır. Avrupa saraylarına hediye olarak gönderilen bu halılardan memleketimizde İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde biri harap halde iki büyük halı ile, küçük bir seccade, Topkapı Sarayı‘nda da büyükçe bir seccadeden başka örnek kalmamıştır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndeki büyük halı kırmızı zeminli olup, örnekler beyaz renkli, iri çift rûmîlerin meydana getirdiği dört kollu motiflerin zemin rengi koyu mavi ve yeşil olarak değişik ek seriler üzerinde sonsuz sıralanmasını gösteriyor. Bunların dört tarafındaki palmetler birbirine bağlanarak sağlam bir baklava şeması meydana getiriyor (
  17. Viole

    Viole Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]
  18. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]
    Puşide tasvirlerine gelince Konya İnce Minare Müzesi'ndeki 967 envanter numaralı şakayıklarla bezenmiş sanduka, 5818 envanter numaralı rozet çiçekleriyle bezenmiş sanduka yanı sıra İstanbul Ferhat Paşa Türbesi'nden çintemani motifleriyle bezenmiş 1001 (1592 M.) tarihli İbrahim Bey sandukası 16. yüzyılda; İstanbul Eyüpsultan'daki Cafer Paşa Türbesi'ndeki Cafer Paşanın oğlu ve Hatice Binti Mehmed isimli bir hanıma ait sandukalar ise 17. yüzyılda bitkisel bezemeler ve çintemani motifleriyle süslenmiş puşideler yapılmış olduğunu göstermektedir. Gerek bu parçalar gerek Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'ndeki 17. yüzyıla


    [​IMG]

    tarihlenen Mehmed Bey sandukası ve Mihrişah Sultan İmareti Haziresi'ndeki isimsiz sanduka çintemani motifleriyle yapılmış süslemelerin 17. yüzyıldaki boyutuna işaret etmektedir. Bütün bu örnekler hem puşidelerde seçilen konular hem puşidelerin kompozisyon çeşitlemelerini sergilemeleri hem de Klasik Dönemden günümüze hiç puşide ulaşmamış olması açısından değer arzetmektedir.
    İlgi çeken bir başka örnekse Eyüpsultan Zal Mahmud Paşa Cami Haziresi'nin köşesindeki 1218 (1803 M.) tarihli şahidedir. Ali Baş'a ait olan bu mezar taşında bir sayeban tasarımı yer almaktadır.
    [​IMG]

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde işlemeler, saray ve saray dışı (ev, çarşı, ordu, tekke, okul) olmak üzere iki çevrede yapılıyordu. Şehirdeki en fakir evden konağa, saraya; dar bir çevre olan köy evinden çevreler arasında geçiş sağlayan çarşıya; çarşıdan ile, ilden ile yayılarak, yöre ve bölgeler arası iletişim kuran, bazı tarikat
    [​IMG]

    mensuplarının hücrelerinden daha geniş bir çevre olan yerli yabancı ustaların çalıştığı saray; saraydan ordu mensuplarına kadar geniş bir alanda uygulanan bu sanat dalı geniş bir tabana
    [​IMG]

    oturmaktaydı. Böylece saray, ev, çarşı etkileşerek girift eş değerde bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlıyordu. İşleme sanatı belli bir zümrenin değil herkesin yarar sağladığı, estetik haz duyduğu bir sanat dalı olarak uygulanıyordu.

    [​IMG]


  19. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    [​IMG]

    rastlanmaktadır. Ya şahideyi taçlayan başlık ya da sandukayı örten puşide biçiminde tasarlanmış bu örnekler arasında 16. yüzyıldan Konya Mevlana Dergahı'ndaki Kuyucu Murat Paşa'nın kızı Fatma Hanım'a ait olduğu düşünülen sandukayı taçlayan fes palmet motifleriyle, İstanbul Sokollu Türbesi'ndeki Safiye Hanım'ın sandukasını taçlayan fes küpe motifleriyle kaşbastı olarak isimlendirilen işlemeli bantların fesleri bezemek için de kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir.
    [​IMG]



    Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'nde bulunan 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başına tarihlenebilecek bir başka başlıksa kavuk örtüsü olarak hazırlanan örtünün yalnız kavukluktaki kavuğu tozdan korumak amacıyla değil aynı zamanda yüksek silindirik külahları bezemek amacıyla tasarlanmış örtüler olduğu görüşünü desteklemektedir. Bütün bu parçalar günümüze ulaşan kaşbastı ve kavuk örtülerinin konu ve kompozisyon repertuarını zenginleştirmekte işlevinin yanı sıra estetik açısından bizleri aydınlatmaktadır.
  20. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Osmanlı Sanatı-Osmanlı Motifleri-Osmanlı'da Kumaş & Nakışlar-Osmanlı Döneminde Sa

    kenti daha çok kadife ve çatma, İstanbul ise 16.yüzyıl ikinci yarısından itibaren kemha ve seraser kumaşları ile tanınmıştır. Çatma dokunuş tekniği açısından kadifenin bir çeşididir. Genellikle zemin kadife, desen gümüş klaptanla, ya da tam tersi klaptan zemin üzerine desen kadife ile dokunmuştur. Döşemelik ve kaftan yapımında kullanılan çatma kumaşların yanı sıra, özellikle dar



    uçları nişli bordürlü yastık yüzleri çok revaç bulmuştur. Osmanlı Sarayı'nda değerli kumaşlar hazine eşyası olarak kullanılmış; yüksek rütbeli devlet memurlarına, yabancı hükümdar ve elçilere hediye olarak kaftan ve kumaş gönderilmiştir. Kıymetli malzemeden yapılmış başlıca kaftanlık kumaşlar kemha, seraser ve zerbafttır. Kemha'nın çözgüsü ve atkısı ipek, deseni oluşturan takviye atkıları ipek ve gümüş ya da altın klaptandır. Seraser'in çözgüsü ipek, atkısı gümüş veya altın teldir.
    Osmanlı kumaşları arasında en değerli olan zerbaft ise bazı motifleri altın telle dokunan bir brokar türüdür.


    [​IMG]

    17. yüzyıldan itibaren dokumaların kalitesi azalmış, ekonomik durum bozulmaya başlayınca kıymetli madenlerin kullanımı yasaklanmıştır. III.Selim devrinde, 1758 yılında Üsküdar Ayazma Camii civarında kurulan atölyede kısa süreli de olsa kumaş sanatı canlandırılmaya çalışılmıştır. Dönemin kadın giysilerinde yaygın

    [​IMG]
    olarak kullanılan Selimiye ve Savaî kumaşları yollu ve serpme küçük desenlidir. Üsküdar ve Bilecik çatması yastık yüzleri ve döşemelikler ise Türk Rokokosu denilen süsleme üslubundadır.
    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türk İşlemelerine Genel Bakış:
    Günümüze ulaşan işlemeler yanı sıra bazı belgeler, yazılı



    [​IMG]

    kaynaklar, yerli yabancı sanatçıların yapmış oldukları minyatürler, gravürler, suluboya resimler, yağlı boya resimler, fotoğraflar ve bazı mezar taşlarındaki tasvirler bu dönem işlemelerinin yapıldığı merkezler, toplumdaki yeri, önemi, işlevi ve plastik değerleri konusunda bizlere bilgi vermektedir. Örneklersek: 19. yüzyılda Allom'un çizdiği "Yerebatan Sarnıcı'ndaki


    [​IMG]
    *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*l İplik Çekicileri" şimkeşhaneden sonra bu sarnıcın da iplik üretiminde kullanıldığını göstermektedir. Nicolay de Nicolas'ın çizimleri 16. yüzyıl kadın giysileri ve örttükleri dolamalar konusunda bizleri


    [​IMG]

    aydınlatmaktadır. Benzer bir durum Van Mour, Liotard, Levni, çarşı ressamları, Ruhi Arel ve Osman Hamdi için söz konusudur. Bu ressamlar giyim, ev eşyası vBulletin. gibi işlemeleri görselleştirmişlerdir. Van Mour'un "Oyun Oynayan Kızlar" isimli eserinde işlemeli yastıklar ve divan örtüsü, "Ut Çalan Kadın" isimli eserinde ise işlemeli atlas yastıklar ve figürün işlemeli giysisiyle pelerini Buhara atması tekniği yanı sıra dival işinin varlığını ortaya koymaktadır.

    [​IMG]

    Levni'nin minyatürleri ise işlemeli giysiler yanı sıra işlemeli
    uçkurlarıyla, kemerleriyle farklı türleri sergilemektedir. Ruhi Arel'in 1910, 1911 tarihli "Kasnakta Nakış İşleyen Kız" ve "Gergefte Nakış İşleyen Kız" isimli tabloları teknik uygulama konusunda bizleri

Sayfayı Paylaş