Şiir Türleri - Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri - Şiirin Tanımı - Şiirin Tarihçesi

Konusu 'Aşk Şiirleri' forumundadır ve H@y@L tarafından 11 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. H@y@L

    H@y@L New Member

    Edebî şiir örnekleri - 1: TERZA-RİMA * (Örüşük Uyak)​


    YANILGI ​

    Bahtıma hicran yeli deli esiyor deli.
    Kader, bildim bileli sevda dağı körduman;
    Dorukları çileli, aşılmıyor sarp beli! ​

    Başlangıcı hileli aşkından medet uman,
    Ben kendim dilemedim ecelimi sen çağır!
    Feryadımda asuman sensin buna göz yuman! ​

    Bir ömür silemedim nasıl yanmasın bağır?
    Kaşlar hilâl boy elif men aşka durdun kader.
    İnmeden bilemedim, sence hangisi ağır? ​

    Ecelin eli hafif... Sen başka vurdun Kader!​

    İrfan Yılmaz​


    TERZA-RİMA (Örüşük Uyak) :​


    Kafiye düzenininden dolayı ''Örüşük uyak'' adı da verilen edebî bir şiir yazım kalıbıdır. Şiir, üçer mısralık bentler halinde yazılır şiirin en sonunda serbest bir mısra bulunur. Aslında bent sayısı sınırlı olmamakla birlikte, genellikle onuncu serbest mısra ile şiir sonlandırılır.. Şiirin sonundaki tek mısra kendisinden önce gelen üç mısralık bendin ortasındaki mısra ile kafiyeli, duygu ve düşünceyi en etkili biçimde yüklenen, şiirin anlamı taşıyan mısra olmak zorundadır. Kısacası anafikir şiirin son serbest mısrasına akratılır. ​

    Terza-rima, İtalyan edebiyatından, Fıransız ve İngiliz edebiyatına geçerek yaygınlaşmıştır. Dante'nin ''İlahi Komedya'' adlı eseri Terza-rima ile yazılmış olup bu tarzın tipik bir örneğidir. ​

    Servet-i Fûnun dönemi şairlerince ilk örnekleri yazılan Terza-rima' lar bulunsa da, Şiirdeki anafikrin son mısrasına aktarılma zorunluluğu ve örüşük uyak güçlüğü; duygu ve düşünceyi en keskin biçimde ifade edebilen bir şiir türü olmasına rağmen, günümüz şairlerince çok nadir olarak kullanılmaktadır. ​

    Şiirin kafiye düzeni şöyledir: ​

    a b a – b c b – c d c – d e d …e​
  2. H@y@L

    H@y@L New Member

    Ce: Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri

    Edebî şiir örnekleri - 2: TRİYOLE


    GÜLÜN ÖZLEMİ

    Yıllar var ki hasretim senin melek simana,
    Yüzün bana yasaklı her şeyin farkındayım!

    Bin dereden su gelse halimden belli mânâ:
    Yıldırımlar yağıyor sığındığım limana!
    Dilimde tüy biterken sen gelmedin imana;
    Yıllar var ki hasretim senin melek simana!

    Hüzünlü notalarda, yakıcı şarkındayım;
    Akan ömür nehrinin insafsız arkındayım,
    Rüyalarımda bile, feleğin çarkındayım;
    Yüzün bana yasaklı her şeyin farkındayım!

    İrfan Yılmaz


    TRİYOLE:

    Toplam on mısralık bir şiirdir. Anlam olarak çok güçlü, ancak aralarında kafiye bağı bulunmayan iki mısralık bir beyit ile başlar. Sonra aralarında kafiyeli üç mısra yazılır, başlangıç beytinin ilk mısrası hiç değiştirilmeden bu üç mısranın sonuna aktarılarak; giriş beytinden sonra gelen ilk dörtlük elde edilmiş olur. İlk dörtlüğün bütün mısraları bir biriyle olduğu gibi, giriş beytinin ilk mısrası ile kafiyeli olmak zorundadır.

    İkinci dörtlük de ilk beytin ikinci mısrası üzerine kurulur ve dörtlüğün bütün mısraları bir biri ile kafiyeli olur. Dikkat edilirse giriş beytinin ilk mısrası birinci dörtlüğün sonuna, ikinci mısrası ise ikinci dörtlüğün sonuna HİÇ DEĞİŞTİRİLMEDEN aktarılmaktadır. Şiirin bütünlüğü bu giriş beyitinin mısraları ile korunmaktadır.

    Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi şiiri kafiye düzeni:

    AB, aaaA, bbbB.

    Şeklinde olur. Büyük harfler ile yazılan kafiye düzeni mısranın hiç değiştirilmediğini anlatmak içindir.

    Triyole, Servet-i Fûnun ve Fecr-i Âti şairleri döneminde sevilerek kullanılmıştır. Günümüz şairlerince de hâlâ sevilen, duygu ve düşüncenin etkili bir şekilde ifade edilmesine imkan veren bir nazım türüdür.

    Triyole yazarken dikkat edilecek en önemli husus: Giriş beyti ile dörtlüklerin arasındaki anlam bütünlüğünün korunmasıdır.


    Kaynak:İrfan Yılmaz​
  3. H@y@L

    H@y@L New Member

    Ce: Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri

    Edebî şiir örnekleri - 3: BALAD

    UNUTULMAYAN ​

    Gündüz hayal gece düş deminde akla gelen,
    Bir periyi andıran,
    Senin melek simanı gülüm hiç unutmadım!
    Bulutlara yaslanıp, gökyüzüne yükselen;
    Güneşi kıskandıran,
    Senin melek simanı gülüm hiç unutmadım! ​

    Ömre bedel saydığım yedi gün yedi gece,
    Anılarda gizlendi.
    Hicran bestelerine gam yüklendi her telden,
    Afsız hükmün kalemi beni buldu sadece,
    Çaresizce izlendi,
    Fermanımı yazarken, bir şey gelmedi elden! ​

    Yağmuru düşlemiştim düşerken yollarına,
    Bir kar yağdı, bir dolu.
    Her adımda önüme kümelendi körduman.
    Menzilini bilmeden atıldım kollarına;
    Düştüğüm sevda yolu,
    Çilelerime özdeş uçsuz bucaksız umman! ​

    Dönmeyen sevgilinin yasını bağlayanlar,
    Ne ölüydü, ne diri.
    Bir serabın peşinde sayısız umut söndü.
    Küsüp toprağa sızdı, kurudu çağlayanlar,
    Teker teker her biri.
    Zümrüt renkli yamaçlar, Fîzan Çölü'ne döndü! ​

    Rabbim, Mahşer'de gülsün: Dünya'da ağlayanlar!​

    İrfan Yılmaz​
  4. Almira

    Almira Administrator

    Ce: Şiir Türleri - Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri - Şiirin Tanımı - Şiirin Tarihç

    tşk ler paylaşımınız icin
  5. zuzuu

    zuzuu New Member

    Ce: Şiir Türleri - Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri - Şiirin Tanımı - Şiirin Tarihç

    Şiir, insanoğlunun iletişim kurmak amacıyla geliştirdiği 'dil' olgusuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için sayısız ifade kullanılmışsa da, doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak imkansız görünmektedir. Çünkü şiir, duygu yoğunluklu bir içerik taşır, yazana göre yüklenen anlam farklıdır. Şairin, kullandığı dil ya da söylemle birlikte, şiirin müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması genel olarak kabul gören özelliklerdir.

    Kısaca şiir: Duygu ve düşünceleri yansıtmaya, anlatmaya yada değiştirmeye yatkın, ölçülü, kafiyeli veya serbest özellikte yazılabilen sanatlı sözlerdir.

    Şiir Türleri ve Şiir'in Gelişim Tarihçesi

    Şiirin ortaya çıkışı insanın sesini, iletişim kurmak amacıyla kullanması ile başladığı, genel kabul gören bir varsayımdır. İnsanoğlu, günlük konuşma dilinin yanı sıra, düşüncelerini ve duygularını yansıtabileceği bir anlatıma ihtiyaç duymuştur. Yazının giderek geliştirilmesi ile doğru orantılı olarak, şiir de gelişmiştir. Ancak şiir, çağlar boyunca türkülerle, şarkılarla da ifade edilmiştir. Her kültürün günlük dil kadar sık kullandığı türkülerin sosyolojik boyutu yazınsal boyutundan daha önde görülmüştür. İşlerini yaparken şarkı söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiirler geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan ilk türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Yunan mitolojosine bağlı olarak ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiir türleridir. Bu türlerin dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

    Şiirin, toplumda ortak bir duyarlılık ve vicdan oluşturmak, insan-doğa ilişkisini düzene koymak, sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır. Şiirin işlevleri, yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Toplumu uyarmayı hedefleyen düşüncelerinsözcülüğünü yapmış, yenilikleri tanıtmaya çalışmış, demokrasi ve özgürlük kavramlarını geliştirmekte önemli pay sahibi olmuştur şiir.

    Şiir Türleri

    Lirik Şiir: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında bu tarz şiirler lir denen bir sazla söylendiği için böyle adlandırılmıştır. Bizim edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

    Epik Şiir: Bir toplumun hayatında önemli izler bırakan (büyük göçler, savaşlar, doğal afetler vb. gibi) olaylarla, yiğitlik, kahramanlık, mertlik, yurt sevgisi gibi konuların destan havası içinde işlendiği şiirlere, epik şiir (kahramanlık şiirleri) denir. Epik şiirler "Doğal Epik" ve "Yapay Epik" olarak ikiye ayrılır.



    Doğal Epik: Bir halkın hayatını etkileyip, derin izler bırakan tarihi olayları, kahramanlık yönü ile işleyen hikayelerdir. Yunanlılar'ın İlyada Destanı , Finler'in Kalevala Destanı , Hinduların Mahabharata Destanı doğal epiğe birer örnektir.


    Yapay Epik: Yakın çağdaki milletlere ait tarihsel ya da toplumsal olayları anlatan şiirlerdir. İtalyan Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs'ü , Firdevsi’nin Şehnamesi , John Milton’un Kayıp Cennet'i yapay epiğe birer örnektir.
    [/list]Dramatik Şiir: Heyecan veya üzüntü veren konuların tiyatrosal (dram, trajedi, komedi) tarzda işlendiği şiirlere dramatik şiir denir. Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; Türk edebiyatında Namık Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiir türünde eserler yazan şairlerdendir.

    Pastoral Şiir: Doğa güzelliklerini, manzaraları, çobanlık ve kır hayatını işleyen şiirlere pastoral şiir denir. Eğer şair, doğa karşısındaki duygularını doğrudan tasvir ederek anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “eglog” adını alır. (Eglog tarzı, türk edebiyatında hemen hemen hiç kullanılmamıştır.)

    Didaktik Şiir: Bilim, sanat, felsefe, din, ahlâk gibi alanların kurallarını, temel ilkelerini öğretmek ve öğüt vermek amacıyla yazılan şiirlere didaktik şiir (öğretici şiir) denir. Aisopos'un hayvan öyküleri (fabl), Mevlana'nın yapıtları, Ahmet Fakih'in Çarhnâme'si , Aşık Paşa'nın Garipnâme'si, Yunus Emre'nin kimi şiirleri, Gülsehrî'nin Mantıku't-Tayr'ı didaktik yapıtlara örnek olarak gösterilebilir.

    Satirik Şiir: Toplum hayatında aksayan olay ve olguların, düzensizliklerin ve öne çıkan kişiliklerin zayıflıklarının ince bir alay tarzı ile eleştirildiği şiirlerdir. Bu şiirlerde öğretici özelliklerde görüldüğünden, didaktik şiir türünde de değerlendirilebilirler. Ancak açık bir eleştiri olduğundan, ayrı bir tür olarak ele alınması daha doğrudur. Bu tür şiirlere, Divan edebiyatında 'hiciv', Halk edebiyatında 'taşlama', yeni Türk edebiyatında 'yergi' denir.

    Şair kime denir?

    Şair, şiir yazan ve söyleyen kişidir. İlkçağlardan günümüze kadar duygu ve düşüncelerini melodik bir tarzda anlatan, toplumun ortak duygu ve duyarlıklarını yansıtan insanlara şair denir. Toplumsal değerler, toplumdan topluma değişeceği için şairlere genel özellikler yüklemek doğru olmayabilir. Ancak şairler, kendi toplumunda düşünen, güzel söz söyleyen ve sözü dinlenen kişiler olarak kabul ve saygı görmüştür.

    Şairin toplumdaki işlevi, ilkel çağlarda daha keskin çizgilerle belirlenmişken, günümüzde belirli bir ilevden söz etmek daha zordur. Bunun nedeni düşüncenin ve sözün yerini alan yeni değerlerdir.

    Şair yaşadığı dünyayı, olayları ve insanları, herkesten farklı algılayan bir kişidir. İzlenimlerini topluma aktarırken, diğer sanatçılardan daha çok zor şartlara sahiptir. Çünkü ne günlük konuşma dilini, ne de düzyazı tekdüzeliğini kullanabilir. Şairin dili, diğer tüm yazın türlerinin dilinden farklı ve zahmet vericidir.

    Şiir ve Dil Bilinci

    Şiir dili, gündelik dilden birçok özelliğiyle ayrıldığı için dil merkezli her türlü yaklaşımın odağında yer almıştır. Ses olarak ve semantik (anlamsal) düzeylerde konuşma dilinden ayrılır. Şiir olmayan metne, anlamı yazarı tarafından yüklenirken; Şiir kendi anlamını kendi üretir. Şiirde anlamdan çok, okuyanın anlamlamasından söz edilebilir. Çünkü bireyin duygu ve düşünceleri, okuduğu şiirden çıkaracağı anlam ve sonuçları da etkiler.

    Şiir dilinin kendine özgü yapısı konuşma dilinden sapmalarla, öne çıkartma ve düzenliliklerle sağlanmaktadır. Gündelik dilden sessel, sözcüksel, sözdizimsel, anlamsal her türlü sapma ile yineleme (uyaklar ve sözcük yinelemeleri) ve koşutluklar, şiir dilinin öne çıkartılan özellikleridir. Ancak bu özelliklerin, şiirin derin yapısında bir bağlılaşık bulma şartı vardır. Yani yapılan bir öne çıkartma, anlama bir etkide bulunmuyorsa sadece yüzeyseldir ve şiirsel bir işlevi yoktur. Bazı sözcük ve dilbilgisi oyunları, sadece moda olduğu için kullanıldığında şiire yarardan çok zarar verirler.

    Şiiri düzyazıdan ayıran dilsel özelliklerden en önemlisi, anlamın düzyazıda çizgisel olması, şiirde ise çizgisel olmayıp dolaylı olmasıdır. Düzyazıda yani şiir olmayan bir metinde anlam hazır olarak vardır ve gösteren-gösterilen ilişkisi açıktır. Şiirde ise gösteren için birden fazla gösterilen olabilir ve her okur farklı gösterileni anlam olarak algılayabilir. Yani belli ve tek bir anlamın varlığından söz etmek zordur.

    Şiirde Görülen Bazı Teknik Sorunlar

    a) Şiirde İmge

    İmge, şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı hale getiren, anlamla başka şeyler arasında ilinti kuran bir zihinde canlandırma biçimidir. Bir bakıma bir hayal yaratmadır. Hayal söz konusu olduğu için seçilen şeyler dünyada varolan bildik cisimler ya da olaylar olmak zorundadır. Şiirin de kullandığı asıl madde insan yaşantısı olduğu için bu yaşantıyı şiirleştirmek işi imgeye düşer. O zaman şair kullandığı sözcüklerle algıların zihindeki bazı resimlerle eşleşmesini sağlar. Bunu başarabilen bir imgeye de biz iyi imge diyebiliriz.

    İmgenin şiirde nasıl ve ne kadar kullanılması gerektiği tartışma nedeni olmuştur. Örneğin Garip akımına karşı bir tepki olarak gelişen İkinci Yeni direkt olarak anlatılan günlük yaşantının yerine imgeyi koymuşlardır. İmge bir bakıma anlam yolculuğunun bizde bıraktığı güzel manzaradır.

    b) Şiirde Uyak ve Ses

    Hangi tür şiir yazılırsa yazılsın ses ve uyak şiirin vazgeçilmez öğelerindendir. Günümüz şiirinde halk ve divan şiiri örneklerinde olduğu gibi sistemli bir uyak kullanılmasa da şiire serpiştirilen ve düzenli olmayan ses benzeşmeleri şiiri canlı tutmanın gereğidir. Şiirde kullanılan redif, zengin uyak, tam uyak ve yarım uyak ile içses uyumu şiirin daha kolay akılda kalmasını, akıcılığı sağlar ve bazen verilmek istenen duyguyu yansıtır.

    c) Şiirde Anlam

    Yıllardır tartışılan bir konudur: Şiirde anlam olmak zorunda mıdır? Ülkemizde bu tartışmayı başlatan İkinci Yeni şiir akımıdır. Şiirin ses, sözcük ve biçem kaygısını anlamın önüne koyan İkinci Yeni‘ye şiir çevrelerinden tepkiler gelmiştir. Anlamın rastlantısal olduğu iddiası da yine İkinci Yeni kaynaklıdır.

    Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, şiir dilinin özelliklerinden biri şiirde anlamın çizgisel değil dolaylı olmasıdır. Şiirsel bir metnin çok anlamlılığı okurun onu anlamlamasından kaynaklanır. Şiirde, şiir olmayan metinlerin tersine, anlam şair tarafından hazır verilmez ve anlama ulaşma okurdan beklenir. Öyleyse şiir okuma her türlü okumanın üzerindedir ve okurun işbirliğini gerektirir. Bir metne sonsuz sayıda okuma yapılabileceğine göre “şiirde anlam sonsuzdur” gibi bir yargıya da ulaşabiliriz.

    d) Şiir ve Toplum

    Şiir toplumun sorularını dile getiren bir araç mıdır? Şair bu sorunlar ne derece duyarlı olmalıdır? Şiir ve ideoloji arasındaki ilişki nedir?

    Bu sorular günümüzde dahi sıcaklığını koruyan tartışma konularıdır. Şiirin yaşamı yansıtması gerektiği (mimesis) görüşü Gerçekçiliğin temelini oluşturmuş, gerçekliği sorgulamak ve eleştirmek ise Toplumcu Gerçekçilik ile gündeme gelmiştir. Toplumcu gerçekçi tavır edebiyatın sosyalist değerler üzerinde yükselmesi, yapıtlarda halkın sorunlarının dile getirilmesi, sosyalizmin yüceltilmesi gerekliliğini savunur. Kişilerin iç dünyasını yansıtan, bireyciliği öne çıkaran ve burjuva yaşam tarzını yansıtan yapıtlara karşı çıkar. Sanat sadece Marksist etik ve estetik ölçütleriyle değerlendirilir. Sanat sanat için değil, toplum içindir. Şiir de bu yaklaşım içerisinde önemli bir işleve sahiptir. Coşturucudur ve yönlendiricidir.

    Bugün şiir dergilerini karıştırdığınızda bu konudaki tartışmalara tanık olabilirsiniz. Artık şiirle devrim yapılamayacağını herkes bilmektedir. Şiire ve şaire ağır görevler yüklemek yanlıştır; çünkü toplumsal olaylara duyarlı davranmak sadece şairlerin değil herkesin görevidir. Şair, bir aydın olarak ne zaman halkın yanında olacağını bilir ve ona göre tavır gösterir. Onun tavrı da topluma bir bakış açısı kazandırması bakımından gereklidir.

    e) Şiir ve Çeviri

    “Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez; hatta yazılmış göründüğü dile bile.” diyor Jean Cocteau. Şiiri başka dillere çevirmenin doğru olup olmadığı tartışılan önemli konulardan biridir. Anlamlamanın okur merkezli olması, bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması, dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Ancak şiirin çevrilememesi durumunda da farklı ülkelerden şairleri tanımak ve okumak olanaksız bir duruma gelmektedir. O zaman şiir çevirisinde çeviren kişinin elinden gelenin en iyisini yapması ve şiirin havasını en yüksek düzeyde koruması gerekmektedir. Ancak bu çeviri, ne kadar başarılı olursa olsun, çevirmenin anlamlaması ev yeniden yaratması etkisinde olacaktır. Bu yüzden, bazı şiirlerin altında “çeviren” ifadesi yerine “Türkçe söyleyen” ya da “yeniden söyleyen” ifadelerine rastlarız. Şiirleri kadar çevirileri ile ünlenmiş şairler de vardır. Onlar kendi şiirlerindeki yaratıcılığı yeniden yaratma işlemine başarıyla taşıyabilmişlerdir.
  6. Kayıtsız

    Kayıtsız Guest

    Ce: Şiir Türleri - Edebî Şiir - Edebî Şiir Örnekleri - Şiirin Tanımı - Şiirin Tarihç

    edebişiiirler edebiyle oluşur adam olun insan olun lannnnn

Sayfayı Paylaş